Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 17 Ocak 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Tahammül edebilmek

Spor yapmıyoruz. Çocukluğumuzda oyun babında topun peşinde koşturmuşuz. Hepi topu bu. Bu yüzden bir sporcunun ne zorluklar çektiğini de bilmiyoruz. Bir büyük yıldız olana kadar neler yaşadığını? Herkes sıcak yatağında uyurken, sabahın kör saatinde yapılan antrenmanları. Ardından işe ya da okula gidişi, herkes oyuna eğlenceye sıcak eve koşarken, yeniden karda kışta, cehennemi sıcakta antrenmana gidişi. Bir sporcunun yetişmesinde nasıl bir kederin de olduğunu anlayamıyoruz. Binlerce oyuncunun profesyonellik zamanı geldiğinde bu işin dışında kalışının yarattığı boşluğu da bilmiyoruz. Halbuki bu yarışta nasıl yitip gidiyor binlerce genç çocuk! Yıllarca, zamanını, kaslarını, kemiklerini ve en önemlisi çocukluğunu bir gelecek kurmak için harcayıp bir anda alternatifsiz kalmak nasıldır kim bilir?
Bizim bildiğimiz ülke çapında toplasan sayıları yüzü geçmeyecek parayı şöhreti, zirveyi yakalamış profesyonel. Ve bizim bildiğimiz 4 kulüp. Spordan anladığımız hem de yanlış anladığımız - bu. Bunu bilmediğimiz için işin özünü anlamıyoruz. Saygıyı!
Herbir sporcu hikayesi önünde yerlere kadar eğilmeyi gerektiren bir emeği içerir halbuki.

100 yıllık derbi
Cumartesi İstanbul'da bir derbi oynandı. 100 yılı deviren Galatasaray, 100 yıla ulaşan Fenerbahçe'ye yenildi basketbolda. Bu başarı hikayesi sporcular, başarının zirvesine ulaşmış 2 kulüp adına sahaya çıktılar. Ve her derbide olanlar oldu yine. Cehenneme döndü salon. Sınırı olmayan küfürler, parkeye atılanlar, duran oyun. Saygısızlığın zirvesi.
Maçtan sonra Fenerbahçe Basketbol Şube Direktörü Nedim Karakaş özür diledi rakipten, centilmence... Ama özründen çok, şu söyledikleri önemliydi: "Seyirci rakibine tahammül edebilmeli". Zurnanın zırt dediği yer tam burası. İşin özünde, bir numarada olması gereken 'saygı'yı geçtim, artık 'tahammül' yok. Fenerli, Galatasaray'ın batmasını, yok olmasını istiyor. Galatasaraylı da Fener'in. Fenerli, Galatasaraylı'yı yenmeyi değil, yok etmeyi, dövmeyi, süründürmeyi istiyor, Galatasaraylı da, Fenerli'yi. Bu tavra vahşi, ilkel bile denemez artık. Bu postmodern bir vahşilik. İlkelliğin sade ve basitliğinin ise tamamen dışında. Algılar kapalı, vicdanlar evde bırakılıyor maça giderken. İşte böyle olduğu için kimse futbolu, baskebolu, sporu yönetenleri suçlamasın. Sebep her bir bireydir. Vicdansız bireyler.
Sahada hayatlarını spora adamış insanlara ve tribünde onlara gönül vermişlere saygıyı bir kenara bıraktım, tahammülü olmayanlar. Sporu bilmeyenler... Bu yüzden kimse parmaklarını yönetenlere doğrultmasın. Üzgünüm ama klişe doğrudur: Her toplum hak edildiği gibi yönetilir. Tahammülü ve saygısı olmayanlar da saygısızca.
Cumartesi bir maç oynandı. Birisi kazanacaktı nasıl olsa, öyle de oldu. Bunda sevinilecek bir şey yok ki. Berabere biten basket maçı mı var? Acı olan, 100 yıllık spor abidelerinin maçından, 100 yılın sonundaki bu derbiden geriye kalan...
Yani Nedim Karakaş'ın sözleri: "Rakibe tahammül etmeyi öğrenmeliyiz."
İşte 100. yılda bizde eksik olan...

Bilinen Anelka buhranı

Del Bosque'nin Anelka hakkında "Bir düğüne katılsa orayı 5 dakika içinde cenaze evine çevirir" dediği, yıllar önce İspanyol basınında yer almıştı. Biz de o gelirken oradan alıntılamıştık. Bunu söylediğini Del Bosque daha sonra reddetti, bunu bir kenara yazalım. Ama bu cümlenin Anelka'nın genel ruh halini anlatmak açısından önemli bir deyiş olduğunu da söylemeli.
Evet Anelka bir "mutsuz"dur. Abileri Didier ve Claude'un, yetmedi geniş ve ne işi yaptıkları belli olmayan arkadaş grubuyla kabile hayatı yaşar. Bir yerde Real, PSG, Arsenal de dahil - sürekli kalamaz sıkılır. İnsani ilişkileri zayıftır. Ortega köyünde ülkesinde mutlu olabilir, o hiçbir yerde olamaz. Ama bunlar bilinmeyen şeyler değil ki. Fenerbahçe, Anelka'yı ondan 5 sene yararlanmak için almış değil ki. Bu mümkün değil. O yüzden şimdi bir Anelka buhranı çıkarmak da manalı değil. Geleli 1 yıl oldu. Ki, bu neredeyse kariyer rekorlarından biri. Şimdi Fenerbahçe onu satacak. Bu satışı mümkün olan en iyi yolla halletmek gerekiyor. Doğal rutini olan bitmez tükenmez sakatlıklarına, kaybolmalarına başlamadan. Fenerbahçe'nin avantajı bu yılın Dünya Kupası yılı ve Anelka'nın da aday kadroda olması. Yani bu sakatlık ve kaybolmaları Anelka kolay göze alamaz.
İşte durum bu. Yoksa Anelka kendisi de dahil kimseye yar olmaz. Ondan kâr edebilen PSG ve Arsenal'den sonra 3. takım olmayı başarabilirse büyük iş yapmış olur. Mesele budur. Fazla söze gerek yok.

Rezerv Lig projesi

Rezerv lig geniş kadrolarda meydana gelen sıkıntıları gidermeyi hedefler. Forma şansı bulamayan oyuncuların maç performansını görmek bunların başta geleni. Ayrıca yeni oyuncu denemek, sakatlıktan çıkan oyuncuların kapasitelerini görmek için bir deneme sahnesidir. Bu yüzden resmi maçlardan 2 gün önce oynanır. Yarışmacı değildir. Çoğu ülkede puan durumu bile tutulmaz. Türkiye'de bu kavrama ise başka bir anlam yükleniyor. Resmi maçlardan önce oynatıp puantaja girecek. 26 yaşında bir oyuncunun resmi maçtan önce sahaya çıkarılmasını ne manası olabilir ki? Hoca takımla ilgilendiğinden bu maçı seyredemeyecek bile. Adam çok iyi oynuyorsa asıl maçta oynar. Taraftarın da aklı karışacak. Ve asıl önemlisi bu lig PAF Ligi'nin yerine geçtiğinden genç oyuncular burada bile şans bulamayacak. Burada bir, hatta birden çok gariplik var.

Bir Japon tespiti

Bu Japon hikayelerini kim uyduruyor bilmiyorum, ama kim uyduruyorsa iyi uyduruyor. Hikaye trafik üstüne. Bir Japon, İstanbul'da geçirdiği bir haftanın sonunda fikri sorulduğunda şunları söylüyor: Türkler'in evine gittiğinizde, tanımasalar da buyur ediyorlar. Siz oturmadan kimse oturmuyor. Siz sofraya geçmeden kimse geçmiyor. En iyi yere sizi oturtuyorlar. Siz yemeğe başlamadan kimse başlamıyor. Zorla her yemekten tattırıyorlar. Siz kalkmadan kimse, evin çocuğu bile sofradan kalkmıyor. Çay, kahve, meyve, ikram bitmiyor. Herkes sizi rahat ettirmek için uğraşıyor. Kumandayı elinize veriyorlar. Sırtınıza, altınıza yastık konuyor. Yorgunluktan ölseler bile siz kalkmadan kimse gidip yatmıyor. Gitmeye yeltendiğinizde bu kez bırakmıyorlar. Yataklarını veriyorlar, kendileri kanepede, koltukta yatıyor. Sonra evden çıkıyorsunuz aynı adamlar 180 derece değişiveriyor. Herkes arabasını üstünüze sürüyor. Arabanın burnunu çıkarmazsanız kimse yol vermiyor. Kornalar, küfürler. Şerit değiştirmek bile mümkün değil. Yayaysanız ışık olmayan bir geçitten mümkünü yok geçemezsiniz.
Evde öyle, arabada böyle, nasıl oluyor? Bu işi çözemedim.
Hikaye iyi. Bu Japonun bir de stat ya da salon maceralarını yazsa birisi... Japon'un biri İstanbul'da maça gitmiş...

mdemirkol@milliyet.com.tr




SPOR
16 Ocak muhtırası!
Tigana noktayı koydu
Para da yok, ceza da
Daum'un dediği olur
Transfer tarifesi!
Kalan sağlar bizim!
Bıçakcı doğruladı
Gözü çok yüksekte!
İlk fire Venus
Ülker koltuğu sevdi
Haydi kızlar Torino'ya
Zirvelerin efendisi
İşte öyle bir şey
Afrika'da yaşam belirtisi
Thierry 'Sezen' Henry
Eriksson garanti verdi!
Şimdi de Eto'o hedef tahtasında
İşte 2005'in yıldızları
Haber turu...
Tahammül edebilmek
Kuş gibi!
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Mehmet DEMİRKOL
Tahammül edebilmek
Spor yapmıyoruz. Çocukluğumuzda oyun babında ...
Nilay YILMAZ
Kuş gibi!
Parça tesirli ve sevgi lobili ligimiz başlama...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98
© 2006 Milliyet