Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 17 Ocak 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Tek yol devrim


Ağca ile 1997'de İtalya'nın kuzeyindeki Ancona Cezaevi'nde konuşmuştum. Görüşme, Kanal D'de o zaman yapmakta olduğum "DURUM" programımda yayımlandı.
Ne ilginçtir ki, DURUM, aynı zamanda değerli insan Abdi İpekçi'nin Milliyet'teki başyazı sütununun adıydı.
Ona, Türkiye'nin en değerli insanlarından birini öldürdüğünü, bu hislerle röportaj yapmakta güçlük çekeceğimi söylemiştim.
Duygularımı vurgulayan başka söylemlerim de oldu.
Bunları ve cevapları şimdilik geçiyorum. Çünkü... Duygu yüklü söylemlerin ve buna verilen savunma cevaplarının bugünün hukuk ve siyaset ortamına aydınlatma yararı olmaz.
......................
Şimdilik adalet ve infaz sistemi için Ancona'dan birkaç gözlem...
Ancona Hapishanesi'ne ben, TV ekibimi oluşturan arkadaşlarım, İtalya Adalet Bakanlığı'nın yazılı izniyle girdik.
Türkiye'de de böyle oluyor.
Ancak... Hapishanenin içinde bize ayrılan bir odada, gardiyan nezaretinde konuştuk.
Türkiye'de DEP milletvekilleriyle ve Şemdin Sakık'la da görüştüm. Gardiyan ya da bir hapishane temsilcisi yoktu.
Koşullardan biri, televizyon çekim bandının bir kopyasının mutlaka adalet bakanlığına verilmesiydi.
Türkiye'de böyle bir uygulamayla ne ben ne de meslektaşlarım karşılaştık.
Ancona'da Ağca'ya söylediğim ve Ağca'nın ağzından, hatta elinden çıkan her kelime denetim altındaydı.
O kadar ki...
Ağca, İtalya'da o sırada yeni yayımlanan LA MİA VERİTA "Benim Gerçeğim" adlı kitabını bana vermek için imzalayıp hazırlamış.
Gardiyan derhal kitaba el koydu.
Türkçe bir şey yazması yasaktı. İngilizce yazmıştı.
Kitap bana verilmeden önce bir gardiyan tarafından hapishane müdürüne götürüldü. Onun onayı alındıktan sonra bana verilebildi.
Ancona'da müthiş bir disiplin vardı.
Öyle... Cep telefonu, uyuşturucu, bıçak, tabanca, duvarlara boyayla örgüt propagandaları, afiş vs... olacak şey değildi.
.........................
Ağca ile konuşmayı yaptığımız oda soğuktu.
Zaten İtalya üzerine o sıralarda olağanüstü soğuk bir kış çökmüştü.
Bir süre paltoyla oturdum.
Duvardaki radyatörü tuttum. O da soğuk.
Kaloriferler tüm hapishanede ancak saat 16.00'dan itibaren yakılıyormuş. Mahkûmların saat 16.00'ya kadar gün ısısıyla idare etmeleri öngörülmüştü.
Gerçi herkes için ayrı oda, tuvalet, TV ve çalışma masası var. Hapishane kitaplığından ve spor alanlarından yararlanıyorlar ama ısınma dahi kısıtlı.
Buna karşılık, yemekler mönüde tavuk, balık ve etin de yer aldığı, günde 3 bin kaloriye ayarlıydı.
Her şey insani minimumların verildiği fakat ceza çekmek üzere orada bulunulduğunun vurgulandığı bir uygulamayla düzenlenmiş.
........................
Kapılar 5 parmak kalınlığında ve som çelikti. Hepsi şifreyle otomatik açılıp kapanıyordu.
Görüşeceğimiz odaya varıncaya kadar böyle 4 kapıdan geçtik.
Hapishanede önce, yüksek duvarlarla korunan tutuklular bölümü... Sonra bunu çerçeveleyen çok yüksek çelik parmaklıklar ve tel örgülerle bir engel daha...
Ağca, 16 yıldır işte bu beton ve çelik kafeste yaşıyordu.
Oradan kaçılması mümkün değildi.
Gardiyanlara sormuştum:
"Ağca nasıl bir mahkûm?"
Yanıtları: "Diğerleri gibi... Hiçbiri diğerinden farklı olamaz. Hepsi aynı uyum durumundadır" olmuştu.
Ağca, akıcı bir İtalyanca konuşuyordu. Gardiyan ona mesafeliydi. Net ve kısa birkaç cümleyle ona yön veriyordu.
Kendisini farklı ve daha önemli bir mahkûm gibi hissetmesine psikolojik olanak yoktu.
Konuşmamız bittiğinde aynı serin, mesafeli tavırla ve tek bir "gidelim" sözcüğüyle yetindi. Beni de başıyla aynı serin ve mesafeli tavırla selamladı.
20 yıla yakın süre böyle geçmiş.
Türkiye'deki infaz sistemiyle burada yargılansa ve cezaevine konulsaydı Ağca, 8-10 yıl yatacak, çıkacaktı.
Hapishanede ise yaşam koşulları herhalde Ancona gibi olmayacaktı. Bunun kanıtı, çıkışındaki görüntülerdir.
Türkiye'deki adalet sistemi reformla düzelmez.
Adalet devrimi gerekir.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Ağca dosyası
AĞCA hakkındaki tahliye kararı, sadece savcın...
Melih AŞIK
Yaşasın adalet
Ağca'yla ilgili ilk tahliye kararı 16 Aralık ...
Fikret BİLA
Papa, İpekçi'den nasıl mahsup edildi?
GATA'nın "çürük" bulduğu Mehmet Ali Ağca, ask...
Hasan CEMAL
Gazeteci ile katili!
Güneş tepemizde parlıyor. Ağaçlar bembeyaz, d...
Güneri CIVAOĞLU
Tek yol devrim
Ağca ile 1997'de İtalya'nın kuzeyindeki Ancon...
Can Dündar
İçimde bayram
"Eski model" bir bayram yaşadım bu bayram......
Abbas GÜÇLÜ
Öğretmen atamaları
On binlerce öğretmenin dört gözle beklediği ş...
Hurşit GÜNEŞ
Dünya Bankası ve Türkiye'de eğitim reformu
Yıllar önce üç arkadaş siyasi bir toplantı iç...
Sami KOHEN
İran'a komşu nasihati
İran krizinin tırmanmasından en çok rahatsız ...
Derya SAZAK
Fatma'nın ölümü
Hiç yaşamadı ki!
Meral TAMER
İngiliz solu, bayrağına sahip çıkıyor
Rastlantının bu kadarı da pes doğrusu! Benim,...
Güngör URAS
Çin sanayicimiz için büyük pazar
Çin'de işyeri açarak, Türk sanayi ürünlerini ...
Serpil YILMAZ
Gazprom ile yeni pazarlık dönemi
Gazprom Başkan Yardımcısı ve Gazexport Genel ...
M. Ali BİRAND
Kuş gribi olayında direkten döndük...
Bir türlü dertlerden kurtulamıyoruz. Sanki ba...

© 2006 Milliyet