Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 18 Ocak 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Özerk mi dedin?


Özal'ı rahmet ve minnetle analım... Sporda özerkleşme sürecini başlattığı için... Portakal suyuna dahi müfettiş gönderip soruşturma açan devletin elini spordan çeken ilk siyasetçi olduğu için...
Futbolda yaşadığımız başarıların tümünü özerkliğe borçluyuz...
Ama şimdi hakça oturup düşünmenin ve sormanın da zamanıdır ?
Özerkliği ne kadar hak ettik ? Ne kadar sahip çıktık ? Ne kadar kurumlaştırdık?
Ve mutlaka hesabını da yapmalıyız :
Özerkliği ne kadar yozlaştırdık ?
Sık sık değiştirdiğimiz, eğip bükerek özünden - ruhundan uzaklaştırdığımız şu Türkiye Futbol Federasyonu kuruluş ve görevleriyle ilgili yasayla futbol kültürümüzü ne kadar geliştirebildik ?
Soruların hepsini yanıtlayalım... Yalana - dolana, o hiç vazgeçemediğimiz kendi kendimizi kandırmak huyumuza yakalanmadan... Vicdanımız karşısında arka kapılardan kaçmadan... Yan yollara sapmadan...
Özerklik, her şeyden önce sorumsuzluğu getirdi beraberinde...
Şenes Erzik'in, 1996 kongresinde nasıl küstürüldüğünü ve harcandığını hatırlayalım...
Sonradan yeri hiç doldurulamayan başkanın koltuğuna oturanlar, ya dayanamadılar çekip gittiler... Ya da "sultani" bir yönetim anlayışıyla istedikleri gibi harcadılar, astığı astık - kestiği kestik bir başkanlık sürecinin kahramanları oldular...
Haluk Ulusoy'un - kişisel olarak bir kuruşuna bile tenezzül etmeyeceği - o harcama usulsüzlüklerinin temelinde " sultani " alışkanlıklar vardır. Başkandan alt kadrolarına da sızmıştır bu alışkanlık... Sadece parasal konularda değil, idari ve sportif alanlarda da başkanlar, kendi borularını öttürmüşler, ne kurullarına ne de yardımcılarına danışmak gereği duymuşlardır...
Temiz ve uygun aday olarak işbaşına getirilen Levent Bıçakcı'nın da en azından personel alımında, danışman görevlendirmelerinde kendini sultani anlayıştan soyutlayamadığını, tek başına kararlar verdiğini biliyoruz.
Federasyon genel kurulundaki kulüp ağırlığı, Kulüpler Birliği dediğimiz yapay örgütü oluşturdu. Kulüpler Birliği hiç bir zaman gerçek bir birlik olamadı... Gündelik çıkarları ve kaygıları aşıp Türk Futbolu'nun geleceğini belirleyecek bir vizyon oluşturamadı.
Günlerdir hayretlerle izliyoruz. Sert esen rüzgârların yönü sık sık değişiyor, başımız dönüyor...
Başımızı döndürenler hem sık sık tavır değiştiren kulüpler, hem de " Bu işe karışmıyoruz" diyen siyaset!
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, panik içinde öylesine ataklar yapıyor, baskı oluşturuyor ki Haluk Ulusoy, " mazlum " kimliğini kazanıyor... Siyasete karşı sportif bir direnç gösterenler, içlerine sinmese de onun yanında yer almak gereğini duyuyor...
Şahin'in Ulusoy karşısındaki " aklan da gel " tavrı, yakın geçmişteki tutumuyla tam bir çelişki örneği oluşturuyor... Türkiye Basketbol Federasyonu'nun ilk özerk seçiminde hakkında davalar açılan Turgay Demirel'e engel olmayan, federasyon kuruluna basketbolu bilmeyen " partili " üyeleri de yerleştiren aynı siyasal anlayış değil mi ?
Devletten ve belediyelerden vergi indirimi, vergi affı, sigorta borçlarının silinmesi , arazi ve stat tahsisi gibi büyük destek alan, bir anlamda kamu katkısı olmadan yaşayamayan kulüpler siyasetin etkisinden - gücünden uzak durabilirler mi ? Daha da açıkçası siyasete karşı direnebilirler mi ? Böyle bir direnişi onlardan beklemek biraz hayalcilik olmaz mı ?
Okuyucu bilir, anımsar... Biz yine de tekrarlayalım... Bu satırların yazarı, medyadaki birçok meslektaşıyla birlikte Şenes Erzik'i kaosu önleyecek tek adam olarak önerdi... Ama maalesef derdimizi kimseye anlatamadık. Sayın Şahin de buna dahildir..
Şimdi görüyorum ki saf ve katıksız bir spor adamı olan sevgili dostum Ayhan Bermek de siyasetin enerjisiyle " şanslı aday " olarak seçime giriyor... Yanındaki çalışma arkadaşlarına bakınca , kazansa dahi bunun bir "Pirus Zaferi " olacağını görüyorum, üzülüyorum.
Türk Futbolu'nun temel sorunu özerklik değil, özgürlüktür...
Kimse masal anlatmasın... Bu kadar " bağımlı " bir ortamda hiç bir kurum özgür olamaz...
Özerklik de ancak özgür insanlarla , özgür kurumlarla ayakta durur...
Ya da gördüğümüz gibi kongre, komedi olur!

PORTRELER

AZİZ YILDIRIM
Türkiye Futbol Federasyonu'nun kongre sürecinde en tutarlı kulüp başkanı oldu. Kulüpler Birliği'nin komik aday belirleme toplantılarına katılmadı. Kulislerden uzak durdu... Gelişmeleri izlemekle yetindi... Hiç kimseye karşı ön yargılı davranmadı, tavır takınmadı... İdealini dostlarıyla yediği bir yemekte dile getirdi, " Şenes Erzik " dedi... Ama olmayacağını da biliyordu... Ona bir çok yönüyle onay vermeyebilir, görüşlerine katılmaz, bazı davranışlarını eleştirebilirsiniz. Yine de yiğitin hakkını yiğite verelim... Aziz Yıldırım, ne futbolu ne de Fenerbahçe'yi kongre pazarlığına sokmadı, harcamadı - harcatmadı.

SERDAR GÜZELAYDIN
Ulusoy ve Bıçakcı federasyonlarının " asi " üyesi. Milli Takımlar sorumluluğunu üstlendi... Keyfi uygulamalara ve tercihlere itiraz etti. Vicdanında onaylamadığı hiç bir karara katılmadı. Karar defterlerine sürekli " muhalefet şerhi " koydu. Federasyon'un seçim kararı almasından sonra Ayhan Bermek'in çağırısına " Sana inanıyorum ve güveniyorum. Ama çağrı gelirse Ulusoy'la çalışırım " yanıtını dürüstçe verdi. Tutumunu, tavrını ve ilkelerini değiştirmedi.

LEVENT BIÇAKCI
Hayalkırıklıklarına, başarısızlığına, zaman zaman kimseye sormadan - danışmadan yaptığı personel - danışman atamalarına rağmen ona teşekkür borçluyuz... Hiç kimse futbolu ve federasyonu kirlettiğini söyleyemez. Popülist davranmadı, son olarak kongrenin ertelenmesi talebini de geri çevirdi, siyasetin her dediğini yapmadı... Kimse ile polemiğe girmedi. Türkiye Futbol Federasyonu'nun kurumsal kimliğini geliştirmeye, gelirlerini artırmaya çalıştı. En büyük talihsizliği uyumsuz bir ekiple çalışmayı baştan kabul etmiş olmasıydı.

HASAN DOĞAN
Siyasetin futboldaki baş aktörü... Birbuçuk yıl öncesine kadar sporda ve futbolda hangi rolleri aldığını bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey Başbakan'ın güvendiği yakın dostlarından biri olduğudur. Federasyonda sık sık rol çalarak, inisiyatif alarak ipleri elinde tuttuğunu gösterdi. İsviçre rövanş organizasyonundaki rolü ve sorumluluğu hiç irdelenmedi... Futbol gündemine taşıdığı konular, el altından verdiği haberler, demeçler ve röportajlarla medyadaki bazı sorumlu müdürlerin favorisi oldu... Anlaşılan o ki bu kimliğini gelecekte de sürdürecek... Hiç eleştirilmeyen, el üstünde tutulan Hasan Doğan, bakalım futbolumuza daha neler verecek ?

agokce@milliyet.com.tr




SPOR
Sürpriz pazarlık
Sergen'den goller!
Tomas gitti, geldi!
Daum çark etti
Trabzon nefes aldı
Orlando'nun derdi
Harikasın Güneş: 3-1
Beşiktaş havlu attı: 82-58
Karademir buz üstünde
Hoş geldin Hingis!
Bağış yarışı hızlı başladı
Nihat'ta sürpriz gelişme
Haber turu...
Özerk mi dedin?
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Atilla GÖKÇE
Özerk mi dedin?
Özal'ı rahmet ve minnetle analım... Sporda öz...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98
© 2006 Milliyet