|
Bulamaç
İngiltere'nin, Beyoğlu'ndaki İstanbul Başkonsolosluğu önünde patlatılan ve Başkonsolos'un da ölümüne neden olan bombalı saldırıdan sonra, ünlü Balık Pazarı'na şöyle bir uğramak bile epey zorlaşmıştı. Bir yanda polis kordonları, bir yanda araba park edecek bir yerin bulunmaması, bir yanda Balık Pazarı'nın giriş kapılarındaki "Üçüncü Dünya" pejmürdeliği; çoktandır engelleyip duruyordu, Galatasaray'ın, o bayıldığım balıkçıları, tatlıcıları, turşucularıyla cıvıltılı, rengârenk, özel ve özerk âleminde; dostlarla selamlaşa konuşa bir tur atmamı...
***
1204 yılında, Fransız Mareşali ve tarihçisi Villehardouin'in komutasındaki 4'üncü Haçlı orduları İstanbul'a gelip Bizans'ı zapt etmiş ve 60 yıl sürecek bir Latin İmparatorluğu kurmuşlardı.
Bizans'ın, Kıztaşı, Çemberlitaş gibi görkemli anıtlarının altın kaplamaları talan edilmiş, Bizans hukukçuları Avrupa'ya kaçmışlardı.
Mareşal Villehardouin de, "İstanbul'un Fethi Tarihi" adıyla, İstanbul hakkındaki ilk kitabı yazmıştı.
***
Haliç'in Bizans surlarıyla çevrili güney yakasının karşısına, Cenevizliler yerleşmiş; onlar da hem Haliç'in kıyılarına kendi surlarını örmüş, hem de Galata Kulesi'ni dikmişlerdi.
1260'lı yılların başlarında, sürgündeki Bizans hanedanı, yeniden egemenliği altına aldı İstanbul'u. Galata yakası ise Cenevizlilerin ve bir bakıma İstanbul'a yerleşmiş Latinlerin, yani "Lövantenler"in elinde kaldı.
***
Bizim Beyoğlu'ndaki Balık Pazarı, İtalyan eyaletlerine özgü, üstü camla kaplanmış bir "dükkânlar ve oturup yeme-içme" "galleria"sıydı.
Uzun bir süreden sonra, geçen pazar günü yine uğradık Balık Pazarı'na...
Çarşının üstünü örten cam tavanlar kaldırılmış; yollar çamurlu, çirkin, gözden ırak köy yollarına dönmüştü.
Balıkçı, tatlıcı, lakerdacı dostlar üzgündü. Eski müşteriler seyrekleşmişti. Lokantalar bomboştu.
Uzun bir süreden beri çarşı, yeniden düzenlendiği için böylesine bir çöküntüye uğramıştı.
***
Çeşitli söylentiler dolaşıyordu ortalıkta. Kimi, yerel iktidarın, yeni düzenlemeden pay almaya kalktığını iddia ediyordu; kimi, yerel iktidarın, içkili lokantaları tasfiye etme derdinde olduğundan; kimi de, Balık Pazarı'nın çok daha alaturka bir görünüme sokulmak istendiğinden dem vuruyordu.
Özet olarak, dükkân sahipleri bir hayli öfkeliydiler Tayyip Bey iktidarına karşı...
***
Bendenize sorarsanız, gerek İstanbul'un, ne zaman çözümleneceği bir bulmaca olan trafiği; gerek Beyoğlu'ndaki Balık Pazarı'nın bugünkü sönük manzarası; bir hayli çalkantılı geçeceğe benzeyen bir dönemin belirgin sinyalleri...
***
Şimdi gelelim esas soruna:
Geçtiğimiz yüz yıl boyunca, tabulaştırılmış sloganlar ve kaba kuvvetle övünüp durmanın arkasında oluşturulmuş kanlı bataklıklarla, sinsi ve gizli vurgun talanları; saydamlaştırılabilecek mi, saydamlaştırılamayacak mı?
***
Abdi İpekçi cinayetiyle Papa suikastı üstünde, yine demagojik bir hamaset kefeni örtülmek isteniyormuş gibi sanki...
Sanki bazı yorumcular, Abdi İpekçi cinayetini, Sovyetler dönemindeki Bulgaristan'la olan silah ve sigara kaçakçılığına bağlamak istiyorlarmış gibi...
Bazı yorumcular da, Pentagon'a karşı bağımsızlık eğilimlerine bağlamak istemedeler gibi...
Canım ciğerim Abdi İpekçi, kendisine sıkılan emredilmiş kurşunların, 26 yıl sonra ne tür yorumlara yol açtığını görebilseydi; kim bilir nasıl, nasıl, nasıl şaşa kalırdı...
***
Can Dündar'ın bugün başlayan belgeseli ise, bambaşka bir pencerenin perdesini kaldırıyor.
Bugün başlayan belgeselin, dünkü Milliyet'teki anonslarına bir daha bakalım:
"5 kanlı anahtar.
5 kişiydiler...
Aynı şehirde okumuş, aynı şehirde büyümüş, aynı yerden, aynı kişiden pasaport almışlardı...
12 Eylül'e giden yolda pek çok büyük suikasta birlikte imza attılar...
Her seferinde görünmez bir el tarafından korundular...
Tanıklar ifade değiştirdi, dosyalar kayboldu, arşivler yandı...
Yakalanınca serbest bırakıldılar. İçeri düşünce kaçırıldılar...
Yıllar sonra devletle bağlantıda oldukları anlaşıldı...
Bu 5 isim, yakın tarihin paslı kilidini açacak 5 anahtardı..."
Can Dündar'ın belgeseli, hiç de benzemiyor değişik odaklardan uzantılı bazı sözcülerin yorumlarına...
***
İstanbul neler ve neler yaşadı 1000 yıllık Bizans ve 450 yıllık Osmanlı döneminde...
İstanbul, hiç bilmediği bir kargaşaya dönmüş trafiği ve küskünleşmiş eski güzellikleriyle yine sürdürüyor yaşamını...
İstanbul'un, 100 yıl sonra bugünkü dönemi de acılı bir gülücükle anımsamasını istemeyenler; yine kefelemeye çalışmamalılar birden alevlenen Abdi İpekçi cinayetiyle Papa suikastını...
***
Türkiye saydamlaşmadığı ölçüde, uzun sürecek bir çalkantılar dönemine doğru savrulmaya aday görünmede...
Hamaset ve kaba kuvvetle övünüp, saydamlaşmanın üstüne katran dökme; geleceğe de hükmetmeye yetseydi; ne Bizans gömülürdü tarihe, ne de Osmanlı...
Her türlü siyasal kurnazlıkla ahmaklığın da, aynı zamanda sonsuz bir mezarlığıdır İstanbul...
c.altan@prizma.net.tr
|
|