|
 |
|
|
Komutan dayanmazdı bize!
Yazısız geçen bayram tatili sırasında dış basındaki bir haberi okuyunca, bizim 30 Ağustos konuşmaları hatırıma geldi ve gazetenin kenarına not aldım:
"Bize komutan dayanmazdı!" diye.
Haber İspanya'dandı.
Kara Kuvvetleri Komutanı, 'ülkenin toprak bütünlüğü'nden ve bu konuda İspanyol ordusunun 'koruma kollama görevi'nden söz ettiği için önce evinde göz hapsine alınmış, sonra da emekliye sevk edilmişti.
Göz hapsi talimatı, ordunun bağlı olduğu Savunma Bakanı tarafından verilmiş, emeklilik kararı da iktidardan çıkmıştı.
İlginç ayrıntıları vardı haberin.
İspanya'da Katalonya bölgesel yönetimi bazı yetkilerini genişletmekten yanaydı. Özellikle yargı ve vergi alanında daha özerk olmayı amaçlıyordu.
Kendini ulus olarak nitelemek isterken, bağımsız yargı yolunda adım atıyordu. Özerklikle bağımsızlık arasındaki çizgiyi fazlaca zorlayan bir düzenlemenin söz konusu olduğu söylenebilirdi.
Muhafazakârlar karşı çıktı buna.
Sosyalistler de farklı değildi.
Sosyalist Başbakan Zapatero, Katalan önerisinin değişmesi gerektiğini, yoksa parlamentodan gerekli onayın çıkmayacağını söyledi.
Anayasal bir kriz gündemdeydi.
63 yaşındaki Kara Kuvvetleri Komutanı, böyle bir kriz ortamında gürledi. İspanyol ordusu ülkenin toprak bütünlüğünü korumakla görevliydi. Bu yetki, Anayasa'nın sekizinci maddesinden kaynaklanıyordu. Gerektiğinde müdahale edebilirdi. Çünkü Katalonya'daki gelişmeler tedirginlik vericiydi.
Ve ordu rahatsızdı!
Kara Kuvvetleri Komutanı, bu rahatsızlığı basına yaptığı bir açıklamayla kamuoyuna duyurmuştu.
Ortalık bir anda karıştı.
Doğruydu, İspanyol Anayasası'nın ilgili maddesine göre, toprak bütünlüğü ile anayasal düzeni korumak ordunun görevleri arasında yer alıyordu. Ancak bu konuda karar önceliği, seçilmiş hükümetin, yani sivil siyasal iktidarındı.
Bir başka deyişle:
Ordu, kendi başına buyruk olarak harekete geçemezdi. Bunun için hükümetin talimatı gerekirdi.
Komutan'ın demeci basında patlar patlamaz, hükümet demokratik kararlılığını gösterdi. Savunma Bakanı, Kara Kuvvetleri Komutanı'nı sekiz gün süreyle ev hapsine aldı. Arkasından, siyasal görüşlerini kamuoyu önünde açıkladığı için emeklilik kararı geldi komutan hakkında...
Savunma Bakanı bu arada İspanyol ordusunun demokrasiye bağlılığını övdü, Kara Kuvvetleri Komutanı'nın tek başına davrandığını açıkladı.
Politika kulisi sıkıntılıydı.
Siyaset meydanında geçmişin hayaletleri boy göstermişti. 'Katalan ayrılıkçılığı'nın neredeyse yüz yıllık bir mazisi vardı. Franko faşizmi bu yüzden çıkan bir iç savaş sonunda iktidara el koymuştu. 1930'lardan 1970'lere böyle gelinmişti.
1975'te demokrasiye geçilirken Franko düzeni de yıkılmış, İspanya demokrasi şemsiyesi altında 17 özerk bölgeye ayrılmıştı. Avrupa Birliği'ne böyle girilmiş, fert başına milli gelir 20 bin dolar sınırını geçmişti. Katalonya da İspanya'nın en zengin, en refah içinde yaşayan birkaç bölgesinden biri haline gelmişti.
Ama Katalan milliyetçiliği devam ediyordu. Ayrılıkçılık da sona ermiş değildi. Franko'nun kırk yıllık diktası da, AB'nin demokrasi ve refahı da bu açılardan çare olmamıştı.
Çare yeniden darbe miydi?
Öyle olsa, kırk yıllık Franko diktası çözüm olurdu.
Olamadı.
Kan ve gözyaşı getirdi sadece.
Çözüm yolu, demokrasi ve refahtan ve AB'nin uluslar üstü yapılarına uyumdan geçiyordu. İspanya 1975'ten beri bu yolda yürüyordu. Bu sayede birliğini korumuş, refah çıtasını yükseltmişti.
Tatilde dış basındaki bu haberleri ayrıntılarıyla okurken, İspanyol demokrasisinin nereden nereye geldiği gözlerimin önünde bir kez daha sergilendi.
Bizim demokrasiyi düşündüm.
Bizim 30 Ağustos konuşmaları hatırıma geldi. Türkiye'de demokrasi, İspanyol demokrasisi gibi olsaydı, bize komutan dayanır mıydı diye düşündüm.
Ve yirmi yıl öncesine gittim. 1985 yılında Madrid'de Franko dönemi, İspanyol ordusu ve demokrasi konulu gezimi anımsadım.
Yarın da bu konuya devam.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|