|
Nasıl değişiyoruz?
NEREDEN geldik, nereye gidiyoruz? Mehmet Kaplan Hoca, köklerimizi şöyle özetlemişti: "Çoban ile saban arasında..."
Yani göçebelikle yerleşik tarım medeniyeti arasında... Henüz "makine" yoktu!
Bugün 20. ölüm yıldönümü olan merhum Mehmet Kaplan, Oğuz ve Dede Korkut destanları ile Yunus Emre'yi tahlil ederken, bu sosyolojik zemine dikkat çeker.
Eski destanlarda göçebe medeniyetinin eşyaları ve değerleri vardır: At, aslan, kaplan, kurt, ok, yay, kargı, araba, çadır, cengâverlik, yiğitlik... Yarı aslan yarı insan olan Oğuz Kağan şöyle seslenir:
Alalım yay ile kalkan
Nişan olsun bize buyan
Demir kargı olsun orman
Güneş bayrak, gök korıkan
Fakat Yunus Emre aynı görüşte değildir:
Derviş koyundan yavaş gerek
Sen derviş olamazsın!
Yerleşik medeniyete
İslamla yerleşik tarım medeniyetine geçmeye başlarız. Edebi metinlerde artık "çiçek, gül, menevşe, ev, saray, konak, cami, dergâh, şâr (şehir), mahalle" gibi kavramlar ortaya çıkar.
Mehmet Kaplan'dan dinleyelim:
"Göçebe hayatına ait eserlerde hayvan temine karşılık, İslami devre ait edebi eserlerde bitki temi hâkimdir..."
Yunus "sarı çiçek"le konuşur. Karacaoğlan, sevgilisine, "gül, menevşe, lale, tomurcuk" diye seslenir.
Yavaş yavaş destanlarımıza, türkülerimize "kaleler, hisarlar, saraylar, türbeler, tekkeler, medreseler, kervansaraylar" girer.
Kaplan Hoca'nın belirttiği gibi, "Alp tipi için dünya fethedilecek bir yer, diğer insanlar galebe çalınacak, tâbi kılınacak düşmanlardır. Veli (evliya) tipi için dünya değersizdir. Madde ve mekân değersizdir. Diğer insanlar düşman değil, dosttur..."
İşte Yunus, Mevlana, Hacı Bektaş...
Osmanlı medeniyetinin temelini "alp" ile "evliya"nın sentezi olan "Derviş Gazi" tipi atacaktır.
Destanlar, türküler, ilahiler, nefesler ve mimari bu sosyolojik zemine oturur.
Aşiret isyanları "çoban"ın "saban" ile çatışmasıdır.
Makine ve sonrası
Osmanlı'nın medeniyet tarihimizdeki en üstün işlevi, aşiret yapısını ve göçebeliği sona erdirmesidir. Kaplan'a göre, Osmanlı bürokratik toplumundaki rahat insan tipini en iyi şair Nabi yazmıştır:
Âdeme lazım olan râhattır.
Ko desinler sana bî-himmetdir!
Ne zaman ki "makine" Avrupa'da ortaya çıkar, "râhat"ımız bozulur! Üstünlük Avrupa'dadır artık.
Sadık Rifat Paşa telaşla "Ondokuzuncu Asır" diye şiir yazıyor; "buhar, mıknatıs, fen, kimya, yerçekimi" gibi terimlerle dolu bir şiir! Nâzım'ın "Makinalaşmak" şiirine kadar uzanacak bir uç...
Tanzimat'la "kalem efendisi" tipi oluşur. Cenab Şehabettin'de yeni zevkler, Abdülhak Hamit'te yeni felsefi ürpertiler, Fikret'te ise büsbütün "ret" görürüz.
Ve Ziya Gökalp, Mehmet Akif, Yahya Kemal... Mesela Türkçü Gökalp'le 'Osmanlıcı' Yahya Kemal Malazgirt'i nasıl görüyordu? Tarihteki "Derviş Gazi"nin Sakarya Savaşı'nda "Gazi" olması...
Peki milli hayatiyetimiz bugün hangi yeni insan tipleri yaratıyor?
Mehmet Kaplan'ı okumadan anlamak zordur.
Ziya Gökalp'in 80. ölüm yıldönümü unutkanlık içinde geçip gitti! Çok şükür, Mehmet Kaplan bugün Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Konferans salonunda anılıyor.
Mehmet Kaplan'ın özellikle üç eserini hararetle tavsiye ederim: Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar, Şiir Tahlilleri, Nesillerin Ruhu... (www.dergahyayinlari.com)
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|