|
Akçaovalı genç kız da AB'yi anladı
Şu sıralarda iç açıcı haberlere ihtiyacımız var. Bu yüzden CNN Türk'ün başarılı genç muhabirleri Başak Çubukçu ve Başak Şengül'ü, hazırladıkları ve hafta boyunca yayımlanan "Türkiye'deki AB" dizisinden dolayı kutlarım.
"AB" denince, Türkiye'de akla hemen olumsuzluklar geliyor. Zannedersiniz ki, AB sırf bizi mahvetmek için kuruldu. Bu sığ görüşü, şu veya bu şekilde, en yetkili ağızlardan, veya yetkili olmasa da, neyin ne olduğunu bilmesi gereken ağızlardan bile duyuyoruz zaman zaman.
Oysa buna verilecek yanıt ortada: "O zaman Ankara bu işe derhal son vermeli ve bu tehdidi bertaraf etmeli." Bu bazılarına "çok basit" bir yaklaşım gibi gelebilir. Ancak, "AB bizi mahvedecek" görüşünün "basitliği" yanında, bu son derece makul bir tespittir.
Bölücülüğe karşı seçenek
Öte yandan, işin o kadar "basit" olmadığı da ortada. Foreign Affairs dergisinde TSK'nın AB'ye yürüyüşünü konu eden ve Genelkurmay bağlantılı kişilerin hazırladıkları araştırmada bile, AB üyeliğinin, köktendincilik ve bölücülük tehditleri karşısında, "kötü seçenekler arasındaki en iyi seçenek olduğu" belirtiliyor.
Bu kısır tartışma süredursun, bazı şeylerin, her şeye rağmen görülmeye başlanması yine de sevindiricidir. "Türkiye'deki AB" dizisi işte bunu ortaya koyuyor.
Dizi, AB fonları ve ülke çapında teşvik edilen sosyoekonomik projelerle ilgili. Türkiye AB'den, son üç yılda, sırf bu kalemden bir milyar eurodan fazla para almış. Bu tabii ki bir İspanya, Portekiz ve Yunanistan'ın zamanında aldıklarından az.
AB'deymiş gibi hissetmek
Ancak, Türkiye'nin o ligde olabilmesi için, konuya 1963'te imzaladığı Ankara Antlaşması'nın ruhuna uygun bir ciddiyetle yaklaşması gerekirdi. Öyle olsaydı, o sırada hâlâ dikta rejimleri altında kavrulan bu üç ülkeden önce üye bile olabilir ve AB fonlarından daha fazla yararlanabilirdi. Ama o günler geçti.
Buna rağmen AB uzmanları meselenin, "Ne kadar proje, o kadar yardım" ilkesine dayandığını söylüyorlar. Sivil toplum kuruluşları yeni projeler ürettikçe AB'nin desteğinin artacağını belirtiyorlar.
Bu dizide iki şey dikkatimi çekti. Biri, Akçaova'da AB fonlarıyla başlatılan çömlekçilik programına katılan bir genç kızın sözleriydi. Kız, "Bu destek sayesinde AB'ye girmişiz gibi hissediyorum kendimi. Daha girmediğimizi biliyorum, ama öyle hissediyorum" diyordu.
Kastamonulu adam anladı
İkincisi ise, Kastamonu'da desteklenen ahşap yontmacılığı programına katılan bir adamın sözleriydi. O da, "İşsizlikten dolayı köyümü terk etmek zorunda kalmıştım. Bu projeyi duyar duymaz geri döndüm. Kim istemez ki köyüne dönmeyi" diyordu.
Entelektüel standardın "Kurtlar Vadisi"nce belirlendiği Türkiye'de, yukarıda sözünü ettiğim kısır tartışmalar elbette ki sürecektir. Ancak, AB'nin ülkemize "penetrasyonu" derinleştikçe, neyin ne olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
AB sonuçta, insana verilen değerin ve refah düzeyinin artması demektir. Çeşitli ülkeler bu yüzden üye olmak için can attılar veya atıyorlar. Bunu Akçaova'daki genç kız ve Kastamonu'daki adam da anladı artık. Bakalım diğerleri ne zaman anlayacak?
semihi@cnnturk.com.tr
|
|