Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 21 Ocak 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Bizim de sesimizi çıkarmamız gerekiyor. Kadehimize karıştırmayalım!"

"Kadehime Karışma!" sloganıyla hükümetin içki yasaklarına karşı bir kampanya başlatan Gusto dergisinin yayın yönetmeni Mehmet Yalçın: "Yaşam tarzına yönelik müdahalelerin cevapsız kalmayacağı bilinmeli. Dinci basın 'Halk içkili mekan istemiyor' diye kamuoyu oluşturuyor. Bizim de ses çıkarmamız gerekiyor. İçki içmek kafa bulmak ya da ayyaşlık değildir"

ASLI ÇAKIR

Türkiye'de uzun bir süredir içki konusu tartışılıyor. Belediye tesislerinde içki yasaklanıyor. Çeşitli illerde içkili restoranların, barların "kırmızı sokak" adı verilen ayrı bölgelere taşınmasından bahsediliyor. Milliyet gazetesi yazarlarından ve Türkiye'de içki denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Mehmet Yalçın da sahibi ve yayın yönetmeni olduğu Gusto dergisinde bunun üzerine bir kampanya başlattı: "Kadehime Karışma!" "Belli bir çevre içki üzerinden siyaset yapıyor. Hayat tarzının bir unsuru olarak içki yudumlayan insanların bu konudaki özgürlüklerinin kısıtlanmaması açısından bir reaksiyon göstermek lazımdı" diyen Yalçın içki özellikle de şarap konusunun aslında Türkiye'nin geleceğinde hem politik hem de ekonomik yönden çok etkili olacağını düşünüyor. İçki içmenin ayyaşlık, sarhoşluk olmadığının üzerine birçok kez parmak basan Mehmet Yalçın "Ama Batı zaten bizi Asyalı, kendisine uzak bir toplum olarak görme eğiliminde. Bunlar da bu eğilimi destekliyor" diyor.


"Kadehime Karışma!" kampanyasıyla başlayalım. Hükümetin içki ile ilgili kararlarına bu sloganla karşı çıkıyorsunuz. Bunu da Gusto derginizde, kapağınızla, verdiğiniz afişle, yazılarınızla yapıyorsunuz.
Sadece derginin kapağı ve posterlerden ibaret değil. Bu kampanyanın afişlerinden çeşitli bar ve restoranlar istedi, onlara dağıttık. Birçok okurumuz da bunu olumlu karşıladı. Telefon ve fakslarımız hep meşgul, e-posta kutularımız dolu...

Bu kampanyanın ne kadar yayılacağını düşünüyorsunuz?
Bu daha 10-15 günlük bir kampanya. Tabii bir yaşama sanatı dergisinde çok militanca bir şey yapamıyorsunuz. Daha yumuşak bir çıkışınız oluyor. Zaten Türkiye'nin şu ortamında militan hareketlere gerek yok. Ama yaşam tarzına yönelik müdahalelerin de cevapsız kalmayacağı bilinmeli çünkü Türkiye'de birtakım demagojiler yapılıyor. Mesela dinci basın organları "Halk içkili mekan istemiyor" diyor, içki içilen bütün yerleri birer batakhane gibi lanse ederek manşete çıkarıyor. Bir kamuoyu yaratmaya çalışıyorlar. Burada Batılı ve uygar biçimsellik içinde yaşayanların duygularını ifade etmesi, ses çıkarması gerekiyor. Belli bir çevre içki üzerinden siyaset yapıyor. Bir de pek çok kavram birbirine karışıyor. Şarap bir içki değildir mesela. İçki içmek kafa bulmak ya da ayyaşlık değildir.

"Kuru fasulyeyi satabiliriz"

"Liberal Arap ülkesi olma yolundayız"a benzer bir sözünüz var.
Öyle bir yola girmemiz mümkün değil. Burası bir Ortadoğu ülkesi değil, burası bir İslam ülkesi de değil. Laik bir ülke. Ama bunlar topluma zaman kaybettiriyor. Ben dünyadaki şarapla ilgili bu ekonomik gelişmeleri birinci elden takip edebilen bir Türk vatandaşıyım. Benim tezim şu: Türkiye'nin kurtuluşu, daha doğrusu gelecekteki esenliği, kalkınması büyük ölçüde sofistike tarıma bağlı. Sofistike tarımın lokomotifi de bağcılık.

Hemen sofistike tarımı açıklayalım.
İnsanlık çeşitli dönemler geçirdi. Bu dönemlerden bir tanesi geniş kitleleri açlıktan kurtarıp gıdaya kavuşturmaktı. Bunun için margarin üretildi. Pek çok hormon denendi. Artık doğayla barışık bir tarımın ortaya koyduğu beslenme ürünleri ve bunların da üzerine gastronomik incelikler bindirilmesi insanların aradığı şey oldu. Dünya bizim bildiğimiz dünya değil artık. Bizim kuru fasulyeyi daha pahalıya satabileceğimiz bir dünya var şimdi.

Tabii çeşitlerini bilmek, onu da biraz süslemek gerekiyor.
Tabii. O kuru fasulyenin içine pastırma konmalı. O pastırmanın bilmemne pastırması olması lazım. İçine konan tereyağı bile etkili.
Bir lokantada beş ayrı çeşit kuru fasulye sunulması lazım. Belki güvece girmesi lazım. Onun yanına da iyi bir lokal şarap gerek.

"Senin bozanda da alkol var"
Daha önce "Şarap içki değil" dediniz...
Ne demek istiyorsunuz?
Şarap sadece şarap değildir. Şarap bir katalizördür. Kadınla erkeğin aynı sofrada oturmasını sağlayan bir aracıdır. O şarabın varlığı sayesinde yemekteki ritim düşüyor. Karın doyurulup kalkılan bir sofra yerine sohbet sofrası oluyor. Bir psikanaliz sofrası gibi. Ailelerin birlikte olmasını da sağlıyor. Şarap bugün "35 gün çalışıyor, bütün yıl yatıyor" diye eleştirdiğimiz buğday ekicisi olan köylüyü 12 ay boyunca bağda çalıştıracak, ona refah sağlayacak bir ekonomi dalıdır. Şarap dediğiniz zaman çok geniş bir dünya önünüze açılıyor. AKP'deki çiğ mantık bu. "Şarap içki, bunu içmeyin" diyor. Yahu bunun içindeki alkol komik miktarda. Senin bugün yudumladığın bozada 2 derece alkol vardır. Şarabın içinde de 9 derece alkol vardır. Şarapla kafa bulunmaz. Üç şişe şarabı iki saatte içmen lazım ancak. İçemezsin, mideni ekşitir. Ayrıca şarabın içinde bir sürü mineral, vitamin var.

Diyelim ki zengin bir içki kültürümüz var, şarapçılık da gelişti. Artıları ne olacak bunun?
Bir kere servis sektörü gelişecek. Turizm sektörü gelişecek. Kendi bindiğimiz dalı kesiyoruz. Karşı taraf "Türkiye'de İslami hükümet başa geldi. İçki içmeyi yasaklıyorlar. Bundan sonra tesisler içki vermeyecek" diye demagojik bir şekilde yansıtıyor bunları. Batı bizi Asyalı, kendisine uzak bir toplum olarak görme eğiliminde. Bunlar da bu eğilimi destekliyor.

Birkaç yıldır Türk mutfağı gelişiyor diye konuşuluyor ama yanında iyi içkilerimiz olmadan gelişme mümkün mü?
Ortada kaliteli bir şarap altyapısı olmazsa mutfak da tıkanıyor. Türk mutfağı dünyanın arzu ettiği sağlıklı ve çağdaş beslenme sistemine en yakın mutfak. Bizim zeytinyağlı Türk yemekleriyle özellikle yarı tatlı Türk şarapları da muhteşem oluyor.


"Viski en seçkin içki tahtını şaraba kaptırdı"


Gelelim bizim içki alışkanlıklarımıza. İçki içmeye kaç yaşlarında, neyle başlıyoruz, nasıl devam ediyoruz?
Türkler 25'li yaşlara kadar bira, 25'lerden sonra ise rakı tüketiyordu. Üst gelir grubunda rakının yerini viski alıyordu. "Viski açtırmak" gibi deyimler vardı, bunlar kayboldu. Viski en seçkin içki tahtını şaraba kaptırdı. Öte yandan votka da tüketilir oldu. Kırmızı şaraba karşı gereğinden fazla bir talep var, beyazlara haksızlık ediliyor bu arada.
Ve işin ilginci, şu anda Türk beyaz şarapları kırmızılardan daha kaliteli.

Biz yemeğin yanında şarap içmesek de maşallah her şeyi rakıyla yiyebiliyoruz. Bu doğru değil herhalde.
Rakı içiminde büyük hatalar yapılıyor. Bonfileyle, köfteyle rakı içilmez, tadı uyum sağlamayacağı gibi içim temposu uymaz. Yağları donan, soğuduğunda bir şeye benzemeyecek büyük porsiyonlu ana yemekle rakı olmaz. Rakı "çatal ucu" mezeyle içilir. Eskiler rakıyı akşam iş çıkışı tektekçide iki kadeh parlatıp, yanında çerezle, bir-iki ufak mezecikle mideyi cilalayıp, sonra yoğurtlu ıspanaklarını aileleriyle yemek üzere evlerine yollanırlarmış.

"Umarım bu yaz daha az votka içilir, cin keşfedilir"

Bir de inanılmaz bir votka merakı başladı. Yılın içkisi votka-elma, votka-nar...
Votka halk sevdiğinden değil, reklamlara aşırı duyarlı hale gelen tüketim toplumuna trend gibi pompalandığı için tüketiliyor. Damak tadına düşkün, içkiyi lezzeti için içenler için ise votka anlamsızdır. Tadı ve kokusu yoktur, düz bir alkoldür. Ancak bloody mary gibi bir şeylerin içinde anlam kazanır. Bu yıl umarım daha az votka içilir, buna karşılık cinin yaz içkisi olarak güzelliği keşfedilir...

İçki dünyamızda gelişmeler var. Birçok rakı markası, yerli şarapların iyileşmesi...
Gelişme olmaz mı, var elbette. Ama yeterli değil. Bir adet somelier'miz (şarap garsonu) yok. Otellerde, lokantalarda... Bir tane var Sunset'te, o da Fransız. Çünkü Türkiye'de böyle bir adam yetiştirilemiyor.


"Türk iş dünyasını içki konusunda riyakar buluyorum"

"TÜSİAD'ı içki konusundaki tutumu için kınıyorum. Başbakanla önden görüşme yapıp, uzlaşıp içki konusuna girmeme konusunda anlaşmalarını kınıyorum. Aynı iş dünyası başbakanın yanında yemekte falan sürekli portakal suyu içerek sevimsiz bir tavır sergiliyor. Bu açıdan Türk iş dünyasını riyakar buluyorum."



PAZAR
Oğlanla kız aşık olur, cadı araya girer
Osmanlı hava gücü Çanakkale semalarında
"Bizim de sesimizi çıkarmamız gerekiyor. Kadehimize karıştırmayalım!"
Damaklarda kalan tatlar
"Küçük kızların abisi olmaktan memnunum"
Binlerce yıldır şifa dağıtıyor
Uzaklardaki yakınımız
Cinsel bağımlılık testi
Küheylan'dan yarış atına...
Farkındalık zamanı
Örnek bir pazarlama hikayesi
Dünyaya nasıl açıklayacaklar?
50 yıl önceki imar çılgınlığı
Önce tuzu kesin
Bu merdiven kaç basamak?
Keskin sözcük





Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Ali Rıza Kardüz
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet