|
 |
|
|
Dava arkadaşları
Seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra genel kurul salonunda gözlerim Ayhan Bermek'i aradı. Yüzündeki buruk ifadeyi zoraki gülümsemeyle örtmeye çalışsa da sesindeki titreklik yaşadığı hayal kırıklığını anlatmaya yetiyordu.
Etrafını saran medya ordusunun dışında bir kaç saat önce omuz omuza mücadele ettiği "dava arkadaşlarından" biri bile yanında yoktu. Çoğu son sandıktan gelecek sonuçları beklemeden koşar adımlarla salonu terk etmiş "liderlerini" on beş gün içinde ikinci kez ortada yapayalnız bırakmıştı.
Bermek'in "güdümlü mermileri" aldıkları talimatı yerine getirememenin telaşı, şaşkınlığı, ezikliği içinde adeta dağılmıştı.
Tabii kameraların karşısına geçip ortaya çıkan tabloyu adlandırmak yine sayın Bermek'e kalmıştı. Ne desin yenik başkan adayı?
Delegelerin cep telefonlarına atılan tehdit mesajlarından mı söz etsin?
Ulusoy'un kazanması durumunda, kulüplerin para kaynaklarının kesileceği uyarısından mı?
Yoksa kulüp başkanlarının ticari yaşamlarının sekteye uğrayacağı hatırlatmasından mı?
Bu çirkin yıldırma politikalarından haberi var mıydı sayın Bermek'in, bilmiyorum.
Ama beklenen bir olgunlukla "Sandıktan çıkan sonuç fikirlerimin yenilgisi anlamına gelmez" dedi ve rakibinin elini sıktı.
Ya diğerleri?
Onların salonda kalıp, Ulusoy'un seçildiği haberini işitecek kadar tahammülleri dahi yoktu yenilgiye...
Aman dikkat
Sancılı seçim bitti. Gözler federasyonunun yakın bir süre sonra açıklayacağı Merkez Hakem Kurulu'nda.
Bazıları için kurul başkanı olmak kadar o kurulda yer almak da çok önemli.
Size yakın geçmişten küçük bir hikaye.
Bir kaç yıl önce hakem camiasının duayenlerinin sohbet ettiği bir ortamda içeri bir bayan hakem girer. Öfkelidir, elindeki noterden tasdikli kağıdı yönetici ağabeylerinin önüne koyar ve bazı ciddi suçlamalarda bulunduktan sonra çıkıp gider.
O dönemin hakemlerden en sorumlu ismi kağıdı alır, cebine koyar. Odayı sessizlik sarar. Sonrasında bu bayan hakem önce bir büyük takımın maçında, ardından da yurt dışında görevlendirilir.
Bugünlerde ise o odada bulunan ve bayan hakemin taciz suçlamalarına muhatap olan bir eski hakemin MHK başkanlığı için adı gündeme geldi. Tabii camiada da tepkiler çığ gibi büyümeye başladı.
Ulusoy federasyonu daha ilk dakikada kendi kalesine gol atmasın, zaten sancılı başlayan süreç başlarına iş açmasın diye... Bizzat başkanın da çok iyi bildiği bu olayı, isimlendirmeden ve daha fazla detaya girmeden, anımsatayım istedim.
Futbol kamçıyı tercih etti!
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in genel kurulda yaptığı konuşma iki başkan adayının söylemlerinden daha teknik, daha çok bilgi, vaad, ödül ve tehdit içeren nitelikteydi.
Sayın Şahin'in dersine çok iyi çalıştığı belliydi.
Başbakan Yardımcısı en can alıcı ifadeleri konuşmanın sonuna saklamıştı.
Devletin kulüplere her türlü desteği sağlayacağını, hükümetin hesap verebilir bir yönetim tarzını benimsediğini söyleyen Şahin'in federasyon yönetimiyle ilgili "Her işin takipçisi olacağız" sözü, Ulusoy'un seçilmesi halinde yaşanacakların sinyali niteliğindeydi.
Kısacası Bakan Şahin, delegelere "Ya havuç ya kırbaç" önermişti!
Bir yanda içinde Hasan Doğan, Davut Dişli gibi AKP üst düzey yönetimine yakın isimlerin yer aldığı Ayhan Bermek listesi, diğer tarafta "Kişisel bir sorunum yok" demesine karşın şiddetle karşı çıktığı Haluk Ulusoy vardı.
Genel Kurul Bermek derse havucu, Ulusoy derse kırbacı hak edecekti!
Siyasetin o puslu, ağır havasının çöktüğü genel kurul salonundan çıkan tercih demokrasi adına, futbolun özerkliği adına "kırbaç" oldu.
Türk futbolu baskıyı, dayatmayı, siyaseti reddetti.
Canının yanması ve türlü zorluklarla mücadele etmek pahasına, tarihinin en önemli sınavını başarıyla geçti.
Demokrasi gereği
Şu detaya dikkat edin.
Haluk Ulusoy'a seçim kazandıran faktörler Ayhan Bermek'e kaybettirenlerden en az üç katı fazla. Süper Lig kulüplerinin yarıdan fazlası ile Fenerbahçe ve Galatasaray, Bermek'in yanında yer aldı.
Tek oya sahip çok sayıda ikinci ve üçüncü lig kulübü, taban birlikleri olarak adlandırılan antrenörler, amatörler, eski federasyon başkanlarının çoğu, geçmişte UEFA ve FIFA'da yarı final yönetmiş hakemlerin önemli bölümü Ulusoy'un listesini tercih etti.
Siyasi baskıya boyun eğenlerin sayısı, seçim sonuçlarına yansıyan rakamlardaki gibi dik duranlara eş değil.
Sandıktan çıkan sonuca herkesin saygı göstermesi, demokrasinin gereğidir.
Federasyon başkanı olmanın ve o koltukta oturmanın koşulları vardır.
Yasalar ve yargı bu koşulları açıkça belirlemiştir.
Suçluluğu kanıtlanan bir insanın Türk futbolunu temsil etmesi elbette düşünülemez.
Bunun dışındaki bir müdahale, tıpkı genel kuruldaki gibi "bir tepkiye" dönüşürse, emin olun kaybeden sadece Türk futbolu olmayacak ve bazı önemli görevlere adreslik yapan koltuklar da hiç kaçınılmaz, sahip değiştirecektir! Yani bumerang bu kez sahibini vuracaktır!
İyi ki yoksunuz
Sayın Hasan Doğan genel kurulun siyasetin aksine Haluk Ulusoy'u işaret etmesini "Benim için en iyi sonuç" ifadeleriyle değerlendirmiş. İşlerine ve özel yaşamına zaman ayıracağı için mutlu olan Doğan, bundan sonra hiçbir şekilde futbolun içinde yer almayacağını da açıklamış.
Şöyle bir düşünüyor ve iki yıl geriye doğru gidiyorum da...
Geçen sürede futbola bu kadar zarar verip, bir dolu değerini alt-üst ettikten sonra gönül rahatlığı ile (!) "Benim için futbol bitti" diyebilen sayın Doğan, keşke hiç bu işlerin içinde yer almasaydı...
O zaman Türk futbolu bugünkü gibi kamplara ayrılmaz, hükümet ile seçilmiş bir federasyon arasında savaş başlamaz, yıllarca birbirine dost olan insanlar arasına kara kedi girmezdi.
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|