|
 |
|
|
Damarlara basan film
Ünlü yönetmen "Münih" filmi ile ABD'li neo-con'ları, İsrailli şahinleri, Filistinli militanları aynı cephede toplamayı başardı: Spielberg'den nefret cephesi!
Bir filmi görmeye kararlıysam, görene dek, hakkında yazılanlardan uzak durmaya bakarım. Hem karşıma ne çıkacağına hazırlıksız yakalanmak için hem de sinema eleştirilerini birer monolog lokması gibi yutmayı sevmediğimden.
Filmi izledikten sonra okunan yorumlar farklıdır zira; eleştirmenle aranızda ortak bir imaj havuzu, bir diyalog vardır artık. Yazarla hemfikir olmasanız bile, hemfikir olmamanın lezzeti vardır.
Ama elektronik iletişimin her an ağzımızdan girip burnumuzdan çıktığı ve sağ olsunlar, boşboğaz arkadaşların hiç eksilmediği bir ortamda, filmlerle ilgili zihinsel bekareti, "Önce izlerim, sonra okurum" diye diye korumak ne mümkün.
"Münih"te de aynı şey başıma geldi.
Filmi Steven Spielberg'ün yönettiğini, senaryosunu Tony Kushner ve Eric Roth'un yazdığını biliyordum. Hikayenin, 1972 Münih Olimpiyatları'nda, 11 İsrailli sporcuyu rehin
alıp öldüren Filistinli gerillalardan intikam peşindeki Mossad ajanlarının izini sürdüğünü de... Kaçırmamaya kararlı olmam
için yetip de artıyordu bu kadarı; hakkında başka bir şey bilmeme gerek yoktu.
Zıt kutuplar korosu
Yoktu ya, film daha ABD'de gösterime girmeden, Washington'daki İsrail yanlısı lobi ve neo-con (yeni muhafazakar) tayfa, Spielberg'e çamur atmaya başladı. Çok geçmeden, İsrail hükümeti de katıldı koroya. O yetmedi; Filistinli gruplardan ve Amerikan solundan farklı protestolar yükseldi. "E.T."den "Schindler'in Listesi"ne, "Azınlık Raporu"ndan "Terminal"e, yıllardır "hem delişmen hem evcil" kalabilen yönetmen, bu kez damarlara epey basmıştı anlaşılan.
Bense, "Kızan kızsın" havasında, kim, neye kızıyormuş ayrıntısını öğrenmemek için kafamı kuma gömdüm adeta. "Pasifist n'olucak" ya da "fantezi tutsağı aptal liberal" ya da "cahil" ya da "hain" ya da "İsrail düşmanı" ya da "değilmiş gibi yapıyor ama aslında İsrail uşağı" bayağılığındaki salvoların havada uçuştuğunun farkındaydım. Ama bunların ötesine geçmeden, yorumları uzun uzun okumadan, Washington'da gösterildiği ilk gün izledim "Münih"i.
Veee... Doğrusu çok etkilendim.
Ve deee... Eğer sizin de sinemayla
benim gibi kaprisli bir ilişkiniz varsa, derim ki, okumayı burada kesin. "Münih" 27 Ocak'ta Türkiye'de gösterime girecek; gidin izleyin, sonra görüşelim.
Siyah-beyaz değil
Madem hâlâ gözünüz bu sütunda, benden günah gitti. Spielberg'ün filmini neden beğendiğimi paylaşacağım sizinle.
Terör, terörizm, terörist, terörle mücadele... Bunlar kağıt üstünde, siyahla beyaz kadar ayırt edilmesi kolay, tanımları belli kavramlar belki. Oysa hayatın içinde her zaman öyle değil. Kurbanları (ve aslında son tahlilde bütün tarafları) için kan kırmızısı terörün rengi. Hem de koyu mu koyu bir gri. Şiddet, hakkını aramanın, adaleti yerine getirmenin, hatta teröre karşı kendini savunmanın yöntemi haline geldiği anda, akla kara yerini kırmızıya, kırmızıyla birlikte koyu bir griye bırakabiliyor.
"Münih" de gri bir film. Cevaplar vermekten ziyade sorgulayan bir film. Bence, "Sen nasıl olur da Filistinli teröristlerle, onların peşine düşen İsraillileri bir tutarsın?" diyen neo-con'ların da; "Filistinliler masum insanları bilhassa hedef seçerken, Mossad ajanları, sivilleri bilmeden öldürdü" diyen İsrail yandaşlarının da; "Film davamızı es geçip Siyonizmi besliyor" diyen Filistinli sözcülerin de; "İsrail'in yargısız infaz politikasını yeterince eleştirmiyor" diyen solcuların da gözden kaçırdığı bu. Spielberg'ün, şiddetin zamanla bütün taraflar için güvenin ve güvenliğin sonunu getirdiğini anlatırken, gıpgri sorular sorduğunu unutuyorlar.
"Barış duası" ama...
İddia edildiği gibi, Siyonizm propagandası ya da Filistin düşmanlığı da yapmıyor; Musevi soyuna ya da İsrail devletine de ihanet etmiyor; teröre karşı el kol bağlı oturmayı da önermiyor Spielberg. Çünkü basit cevaplar vermiyor. Yaptığı, aslında birbirine aykırı bunca kesimden küfür yemesinin de kanıtladığı gibi, ortalığı sorularla karıştırmak.
"Münih" hakkında verdiği yegane mülakatta söylediklerine bakılırsa, bir "barış duası" sunuyor bize. Ama o duanın ne kadar güvensiz, ne kadar şiddete gebe, ne kadar gri bir dünyaya sunulduğunun da altını çizerek.
Merak ediyorum, izleyince siz ne düşüneceksiniz?
|
|
|

|