|
Özel okullara destek kampanyası!
Milli Eğitim Bakanı Çelik'in özel okullara destek seferberliğine tepkiler sürüyor. Veliler bakanlığın bu kadar parası çoksa, önce devlet okulları iyileştirilsin, öğretmen maaşları artırılsın diyorlar.
Bakan Çelik ise, başta sağlık olmak üzere diğer alanlarda olduğu gibi, devlet olarak niye özel öğretim kurumlarından hizmet satın almayalım ki görüşünde ısrarlı. Aynı mahallede bir yanda 50-60 kişilik devlet okulları, öte yanda 12-13 kişilik özel okul sınıfları. Oradan öğrenci alıp diğer tarafa neden göndermeyelim ki kararlılığında.
Ama hesap etmediği ya da göz ardı ettiği çok önemli nokta, öğrenci sayısı az olan söz konusu özel okulların, veliler tarafından ilgi görmediği için boş kalmaları. Yoksa iyi özel okulların önünde çok uzun kuyruklar oluşuyor.
Böylesi bir durumda ise yeterliliğini kanıtlamamış özel okullara devlet parasıyla öğrenci gönderilmesi, pek çok tartışmayı da beraberinde getirir. Daha önce olduğu gibi yine, söz konusu düzenlemeler, tarikat okulları için yapılıyor iddiaları gündeme gelir.
Bu da özel okulların tümünü yıpratmanın ötesinde bir işe yaramaz.
Özel okullara yapılacak yardım, bireysellikten çok, sektörel olmalıdır. Örneğin vergi oranlarının indirilmesi, arsa tahsisi, uzun vadeli düşük faizli krediler olabilir.
Sektöre sağlanacak bu destek, ücretleri aşağıya çekecek, dolayısıyla daha çok velinin kolejleri düşünmesine vesile olacaktır. Ama en önemlisi, bu okulların başarı durumu.
Bakanlık, özel okul sahiplerinin ortaya koyduğu verilere göre değil de, kendisi sağlıklı bir araştırma yaptığında çok daha net görebilecektir: Hangi özel okulun ÖSS başarısı nedir? Hangisi, yabancı dili hangi düzeyde öğretiyor?..
Bugünün parasıyla ortalama ilköğretim maliyeti 100 bin YTL'yi aşıyor. Liseninki de bir o kadar. Peki karşılığını alabiliyor mu? Devlet yardımı yapılmadan keşke tüm yönleriyle bu konular da konuşulabilse!..
Özel okullara karşı mıyız? Desteklenmelerini istemiyor muyuz? Kesinlikle hayır. Onca sektörün korunup kollandığı bir ortamda özel öğretim kurumları neden desteklenmesin ki! Ama bunun bir mantığı olmalı. Karşı çıkanların da, bizim de anlatmaya çalıştığımız bu! Bunun dışında hiç kimse farklı yorumlar getirip öküzün altında buzağı aramasın.
Siyasetçilerin bugün verdiğini, yarın bir başkası alabilir. Bu yüzden, sağlam temellere oturmalı ki, esen rüzgâra göre zikzaklar olmasın...
Öğretmen atamaları!
Her atama dönemi çok sancılı geçer. Şimdi de öyle oluyor. On binlerce öğretmen, günlerce şubatta atama yapılacak mı, yapılmayacak mı diye kıvrandı. Şimdi de kontenjan dağılımındaki adaletsizliğe isyan ediyorlar.
Öyle bir kaos var ki birinin sevinmesi demek, diğerlerinin üzülmesi anlamına geliyor. Şu anda az olan kontenjanlar yükselse, bu kez diğerleri kazan kaldıracak. Ve maalesef bu hep böyle devam edecek.
Öğretmen açığı çok fazla diye, on yıl önce, pıtırak gibi hemen her yere eğitim fakültesi açıldı. Açılmaya da devam ediyor. Şu anda bazı branşlarda, önümüzdeki 20 yıl yetecek kadar öğretmen fazlası var. Bu yetmiyormuş gibi hâlâ bu branşlara öğrenci alınıp mezun ediliyor.
Bir de çeşitli söylentiler var. Örneğin Matematik ve Edebiyat'ta taban puanlarla kontenjanlar arasında büyük çelişki bulunuyor. Öğretmenler, "Bu puanda bu kadar aday yok. Boş kontenjanlar nasıl doldurulacak?" endişesi taşıyorlar.
Özetin özeti: MEB, her yönüyle, uzun vadeli bir öğretmen politikası oluşturmalı, her şeyden önemlisi de öğretmen adaylarını bilgisiz bırakmamalıdır. Atamalar bilgisayarla yapılıyor. Ama yine de tereddütler varsa, bunlara kızmak yerine açıklık politikası uygulamalıdır.
aguclu@milliyet.com.tr
|
|