|
 |
|
|
O başbakan oldu, ben pazarcı
Çeşitleme / Selim Türsen
Haydi itiraf edelim, çoğumuz iki kadehten sonra ülkeyi kurtarırız ama aktif olarak politikaya katılmayı aklımızın ucundan bile geçirmeyiz. "Rahat bir düzenimiz, işimiz gücümüzle uğraşıp para kazanmak varken ne işimiz var, siyasetle" deriz. Tabii, siyasi partilerin demokrasi özürlü olması da insanları siyasetten soğutan önemli bir etken. Liderleriyle aynı düşünmeyenlerin partide yükselme ve yaşama şansı olmaması siyasete katılanların kalitesini düşürüyor.
O nedenle açıkları olduğu için dokunulmazlık zırhına bürünmek isteyenler, iktidarın nimetlerinden yararlanmak için daha birkaç yıl önce şarkıcılar için şişelerce şampanya açtıranlar bugün AKP'de üst yönetimlere talip olabiliyor.
Hiç şüphesiz siyasetçilerin hepsini aynı kefeye koymak haksızlık olur. Lider sultasına rağmen halkın sevgisini kazanıp omuzlarda yükselenlerden parti yönetimleri rahatsız olsa bile katlanmak zorunda kalıyor. Bunu da en iyi İzmir bilir.
* * *
Hafta sonu Urla İskele'de kurulan pazarda satıcıların kendi aralarında şakalaşmaları dikkati çekti. "O Başbakan oldu. Sen portakal, mandalina satıyorsun" diye takılıyordu komşu tezgahın sahibine bir satıcı. "Ben onun okul halini bilirim " diyordu öbür pazarcı da. Biraz sohbet ettik. Ankara İmam Hatip'te okurken iki sene sınıf arkadaşıymışlar Başbakan Erdoğan'la bizim pazarcı. Sonra Tayyip Erdoğan İstanbul'a gitmiş. "O, Erbakan Hoca'nın peşine takıldı, Başbakan oldu. Biz yerimizde durduk pazarcı olduk" diye sevimli sevimli anlatıyordu.
İşte Türk siyasetinden çarpıcı bir örnek. Yeter ki niyet edin, siyaseti küçümsemeyin. Erbakan'a rağmen Tayyip Erdoğan Başbakan olabildiyse parti içi demokrasi yok bahanesine sarılmamak gerek.
Şöyle bir bir etrafımıza bakalım. Gelecek yıl bu ülkede seçim var ama laiklik elden gidiyor feryat edenlerin çoğu hala masa başından kalkamadı. Önümüzdeki 2007 seçimlerinden sonra kimse "Biz ne yaptık" diye dövünmesin.
Ne olacak doların hali?
Ekonomi uzmanlık alanımız ya, eş dost eskiden "Ne olacak bu liranın hali?" diye sorardı şimdi "Ne olacak doların hali" diyorlar. Hemen söyleyelim yüksek enflasyon korkusuyla bankaya, yastık altına yığarak boğazına kadar dolara batmış bu ülkede dolarizasyondan kaçış sürecek. Kriz yıllarında bankaya yatırılan mevduatların yüzde 57.6'sı döviz mevduatı olmuştu. Bu oran bugünlerde yüzde 35'lere geriledi. Yani millet para kaybettikçe dövizden kaçıyor. Dövizden kaçtıkça Türk parası değerleniyor ve Merkez Bankası uzmanların tahminlerine göre bu durum yaklaşık beş yıl sürecek. Hesabınızı buna göre yapın.
stursen@milliyet.com.tr
|
|
|

|