|
 |
|
|
Karşı taraf: Ulusoy
Dava düşmüştür. Siyasetin futbolunda "neresinde" olduğu belgelenmiştir.
Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın, AKP grup toplantısında dile getirdiği şu cümle, tartışmaları bitirmiş, gerek futbolumuzda gerekse federasyonda yaşanacak muhtemel kaosu müjdelemiştir:
"Özellikle kongrede bazı arkadaşların karşı tarafı desteklediğini açıklaması bizi üzmüştür"
Karşı taraf...
Nazım Hikmet'in şiirindeki gibi "Anadolu" değil bu karşı taraf... Haluk Ulusoy.
"Parti olarak" karşı olunan taraf...
Adı konmuştur olayın. Cepheler bellidir. Bundan böyle bir CHP'li vatandaşın, Ayhan Bermek'i başkan görmek istemesi partiden ihracını gerektirecektir belki de... Siyaset, futbolu içine almıştır çünkü.
Parti içi anlaşmazlıklar, güç denemeleri falan bizi ilgilendirmemelidir. Onu kaşıması gerekenler muhalefettir. Biz futbola bakıyoruz şimdi.
Bakıyoruz ve derin bir karamsarlığın içine yuvarlanıyoruz.
Bitmiştir.
Sayın Ulusoy dört yıl daha o koltukta otursa da bitmiştir, gelecek ay oradan indirilse de.
Devam ederse, hangi bedelle olacaktır?
İndirilirse, Futbol Federasyonu parti gençlik teşkilatı kapsamına mı alınacaktır?
Çok hüzünlü bir dönemin tam ortasındayız.
Federasyondan başlayan politizasyon, kulüplere ve oradan tribünlere indiğinde zirve yapacağız. Yaşarsak, bu günleri dehşetle anacağız.
Fatih Terim Ulusoy'la çalışır mı?
Haluk Ulusoy ile Fatih Terim İsviçre'deydiler dün...
Euro 2008 kura çekimlerinde.
Geçenlerde bir de toplantı yapmışlardı... Baş başa... Federasyon merkezinde...
Ne oluyor; birlikte mi çalışacaklar yoksa?
Hayır...
Şu andaki durum; zaten siyasi bir gerginliğin merkezinde yer alan sayın Ulusoy'un, "göze batacak eylemlerden sakınma" politikasının gereği.
İşin tuhafı, Fatih Terim'in bu "plana" rızası.
Artık ne söyledilerse... Önüne ne gibi "ülke menfaatleri" koydularsa, Terim istifayı çakıp gitmiyor bir türlü.
Biz biliyoruz, sayın Terim bilmiyor mu yeni başkanla çalışmasının imkansız olduğunu?
Daha üç gün önce "ince" bir ayar çekti sayın Ulusoy... Milli Takım'ı direkt olarak kendisine bağladı.
Bu ne demek?
Giyecek eşofmanlarını... Karışacak sevgili futbolcularının arasına.
Muhabbet, ödül vaatleri, "aslanım", "koçum" muhabbetleri...
Sorarım size; Fatih Hoca bunlara katlanır mı?
Asla...
Yapılacaksa o yapar.
"İki" baskın karaktere "bir" milli takım az gelir yani.
O da biliyor Haluk beyle yapamayacağını. Ancak önüne hangi ülke menfaatlerini koydularsa, istifa tarihini ileri alıyor.
Bu durum sayın Ulusoy'un planına uygun.
Ama Terim'in karizmasını törpülüyor.
Uluç kriterleri
Yoksa biz gereğinden fazla mı önemsiyoruz sayın Hıncal Uluç'un fikirlerini...
Baksanıza, sayın Bakan bile "Futbola müdahale etmemizi siz yazmamış mıydınız" dedi.
Sayın Fatih Altaylı'nın genel yayın müdürü sıfatıyla ilk yazılarından biri "Eleştiri tamam da; iyi işlere bravo demek gerekmez mi" idi.
Hıncal Uluç kriterlerine göre toplu halde işten kovulması gereken kulüp muhabirlerinin aynı kanıda olduğundan eminim.
Yine de önemsiyoruz değerli üstadı... Belki kendisinden fazla...
Milliyet spor sayfasında en ufak bir teknik hatayı bile koltuğunun altındaki gazeteyi objektiflere göstere göstere anlatan sayın Uluç'dan, Milliyet spor sayfasının içinde bulunmadığı genel hataları anlatırken, benzeri eylemler bekliyoruz.
Mesela biz genç Aydın'ın golünden sonra "gözün aydın"lı başlık atmadık. Ama sayın Uluç'un genellemesinden kurtulamadık.
Önemli değil... Önemli olan, "önemsenen" bir kalemden beklenen özen.
Eyyam etme ne olur!
Arada sırada, özellikle verilmeyen penaltılardan sonra birileri çıkar hakemi suçlar ya;
"Eyyamcı hakem" diye...
Açıklamanın kaynağı Galatasaray ise kimse alınmasın. Daha doğrusu, cümleyi bir daha okusun, olayı düşünsün ve "eyyam" kelimesinin hangi anlamda kullanıldığına karar verip öyle harekete geçsin.
Bakarsınız "miyop" demek istemişlerdir.
Veya "boşboğaz"...
Kim bilir... Belki anlamı güçlendirmek için kullanmış bir süstür "eyyam".
"Her fırsatta büyüklere yaranmaya çalışan, düşük karakterli adam" anlamına gelmeyebilir o cümle.
En azından Galatasaray yönetimi o anlamda kullanmıyor.
Nereden mi biliyorum!..
Uçakta çıkan kavgayı anlatırken sayın Fatih Gökşen'i dinliyorum:
"Birileri Necati'ye karşı eyyamcılık yapmış ve doldurmuş taraftarları"!..
Üniversite giriş sınavı sorusu gibi. Buradaki "eyyam" ne anlama geliyor; bilenler direkt olarak Edebiyat Fakültesi'ni kazanıyor.
Futbolun içindeki insanlar, o kadar futbolla haşır neşir ki, okumaya, genel kültüre. Sanata, siyasete zamanları kalmıyor. Onlar da kendi dillerini geliştiriyor.
Kötü adam: eyyamcı... İyi adam: kral... Başarılı: imparator...
İyi oyun: zafer... Kötü oyun: tel tel...
Böyle futbola böyle dil; Tarzan futbol oynuyor.
Eyyam etme ne olur, çalış senin de olur.
Sadece Bıçakcı değişmedi
Peki... Tamam... Sayın Levent Bıçakcı, eline tutuşturulan bir yönetim kuruluyla yola çıkmıştı. Siyasetin seçtiği adamdı. Bazı işleri eline yüzüne bulaştırdı.
Hepsine eyvallah...
Ama o Bıçakcı'yı da "demokratlığından asla şüphe etmediğimiz" aynı genel kurul üyeleri seçmedi mi?
İyi niyetli bir insan değil miydi?
Medeni kişiliğinden şüphe mi vardı?
Peki neden günah keçisi haline getirildi?
En çok o mu mahvetti futbolu?
Siz bir spor programı hatırlıyor musunuz yakın geçmişte; işe Levent Bıçakcı'yı yerin dibine sokmadan başlasın. Bir köşe yazısı hatırlıyor musunuz Levent Bıçakcı'ya hakarete varan eleştiri bölümleri olmasın?
İnanın, o süreçte "Yahu şu Bıçakcı dediğiniz uygar bir insan" lafı bile "satılmış" damgası yemeniz için yeterliydi.
Ya şimdi?.. Başta Haluk Ulusoy olmak üzere herkes kendisine teşekkürlerini belirtiyor. Programlar günah çıkarıyor. Yazılar terbiye sınırlarına dönmüş. Hatta uluslar arası bilgi ve birikimi falan dile getiriliyor. Bir saygı, bir hürmet...
Oysa Bıçakcı değişmedi, aynı Bıçakcı... Mafya babalarıyla tanışık olup beş korumayla gezse, bunlar başına gelmezdi elbet.
Tuhaf bir memleket burası.
Her şey abartı ölçeğinde.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|