Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 27 Ocak 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Büyük gerçek

Yemek yapmayı bilmeyen, mutfakta olup bitenlere hiç ilgi duymayan birçok insan var. Bunlar yemek yazılarından ve yazarlarından da nefret ediyor...



Artık inkar etmekten vazgeçmemiz gereken bir gerçek var: Yemek yapmayı bilmeyen, mutfakta olan bitenlere en ufak bir ilgi duymayan birçok insan var. Bu konuda herhangi bir şey öğrenmeye de niyetleri yok! Mutfakla ilgili her şeyden ve bu konu hakkında yazanlardan nefret ediyorlar. Ocağın başında 10 dakikadan daha uzun bir zaman geçirmenin son derece faydasız bir zaman ve enerji kaybı olduğundan gayet eminler!
Bunları fark etmemi sağlayan kişi, Milanolu arkadaşım Loredana'dır. Ona gittiğim bir gün, öğle yemeği namına hiçbir şey hazırlamadığı için açlıktan ölmek üzere olduğumuzu görüp önlüğünü taktım, mutfağına girdim ve yemek için ne hazırlayabilirim diye bakınmaya başladım.
"Şuraya bak" dedi bana, ona giderken aldığım kitapları göstererek. "Şuraya bak... 'Aşk ve Mutfak'... 'İki Kişilik Çikolata'... 'Bir Tutkudur Yemek Yapmak'... 'Tatlılar ve Öpücükler'... Siz gastronomik şeyler hakkında yazanlar beni çok sinirlendiriyorsunuz."
Bulduğum cılız bir kerevizi doğradığım tezgahtan biraz uzakta bir sandalyeye oturmuş, kitaplarımdan birini hırsla sallıyordu: "Öyle bir dünyadan bahsediyorsunuz ki sanki sevmeyi, eğlenmeyi bilmek, hatta normal bir hayata sahip olabilmek, yemek yapmayı seven dolayısıyla da büyük şeflerin ellerinden çıkmışa benzer yemekler pişirebilenlerin haddi. Yani sanki salonu, bahçeyi ya da yatak odasını mutfağa tercih etmemiz zavallı sevgi özürlüleri olduğumuz anlamına geliyor. Yemek yemekten keyif alıyorum ama hazırlamayı sevmiyorum işte! Bir soğan karşısında heyecanlanıp duygulanmıyorum. Sarmısağın kokusundan nefret ediyorum. Balık temizlemeye tahammül edemiyorum ve tavukların çizgi filmini bile sevmemiştim. Adaçayını kekikten ayırt edemem ama bir sürü arkadaşım var, kocamla çocuklarıma tapıyorum. Kesinlikle normalim işte!"
Sükunetle içini boşaltmasını dinledim. Haklıydı ama o sinirle kitaplarımdan birini de kaldırıp çöp tenekesine fırlatmasından endişe etmeye başlamıştım.
Sonra düşünmeye başladım: Ben yemek yapmayı gerçekten seviyorum (ne kadar becerikli olduğum ayrı bir konu) ama temizlik yapmaktan, banyoyu düzenlemekten, toz almaktan, çekmeceleri yerleştirmekten, yani kısaca evle ilgilenme adına yapılan işlerden bütün kalbimle nefret ediyorum... Yine de kimse bana gelip banyoyu aşkla temizlemeyenin, ütü yapıp evini süpürmeyenin, havluları yumuşatıcıya koymayanın sevmeyi de beceremeyeceğini söyleyemez!

Mutfak yeryüzü cenneti mi?
"Dünya benim gibi yemek yapmayı beceremeyen ama kendisi ve etrafındakiler için günde en az bir-iki öğün pişirmek zorunda olan zavallılarla dolu... Bu tamamen detone bir insanı her gün üç-dört defa çetrefilli aryalar söylemeye zorlayıp sonra da çıkan korkunç sesleri 'Yaa, ne kadar kötü şarkı söylüyorsun' diye eleştirmeye benziyor. Nasıl bir işkence olduğunu anlıyor musun? Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de siz çıkıp mutfaktan yeryüzü cenneti gibi bahseden yazılar yazıyorsunuz! Yeteeeer! Televizyonu her açtığımda biri sırıtarak Venedik usülü ciğer pişirmenin ne kadar harika olduğunu (müthiş lezzetlidir) ya da limonlu kreplerin ne kadar kolay hazırlandığını (gerçekten zor değil) anlatıyor. Eziyete bak!"
Konuşması bir süre daha bu ayarda devam etti. Ben bir yandan makarnanın sosunu hazırlıyor, bir yandan da söylediklerini düşünüyordum. Sonunda güzel bir şişe şarap açıp makarnamızı keyifle yedikten sonra o, benim altını üstüne getirdiğim mutfağını toparlarken tatlı anılarımızdan bahsetmeye başladık.


Venedik usulü ciğer

Malzemesi: 600 gr. dana ciğeri, 500 gr. soğan, 40 gr. tereyağı, 3 kaşık zeytinyağı, 1 kaşık kıyılmış maydanoz, tuz ve karabiber.
Yapılışı: Ciğeri temizleyip ince şeritler halinde kesin. Soğanı dilimleyip zeytinyağı ve tereyağı karışımına atın ve aralarda karıştırarak çok kısık ateşte kızartın. Ciğeri tavaya alıp tuzunu ve biberini de ekledikten sonra yüksek ateşte beş dakika kadar pişirin. Ateşten aldıktan sonra üzerine kıyılmış maydanoz serpip hemen servis yapın... Ciğer sevenler için akla hayale gelebilecek en lezzetli tariftir bu. Üstelik pişirmesi de kolay. Güzel bir sek beyaz şarap ve ıspanaklı salatayla servis edin!


donatellapiatti@hotmail.com



CUMARTESİ
"Süreyya Ayhan'ı örnek alıyorum"
Vehbi beyin oteli yarım yüzyılı doldurdu
Kırmızı halıda siyah-beyaz geçit
İşte öyle bir albüm
"Şarkılarımı kısa film gibi düşünüyorum"
En pahalı ayakkabılar
En moda En yeni
ne var, ne yok
Caz keyfi üstüne sergi
Bebek sağlığı için iki gün





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Donetalla Piatti
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet