|
 |
|
|
"Babam ve Oğlum" ve Çağan Irmak
yural@milliyet.com.tr
Bu, aslında geç kalmış bir yazıdır. Üstelik de yaptığı çalışmaları, yazdığı senaryoları, yazıp yönettiği filmleri severek izlediğim biri için geç kalmış bir yazı. Elbette ben bir film eleştirmeni değilim. Bu konuda kendimi yetkin de görmüyorum. Ama bir gün "Babam ve Oğlum" filmiyle karşıma dikilip, "Ben sizlerle büyüdüm, sizlerle aydınlandım," diyen genç bir adamın karşısında ne yapacağını ve ne söyleyeceğini bilmeyen biriyim. Çağan Irmak, çevresinde hep güzel sözlerle anılan, özgün çalışmalara imza atmış, yaşama kendi kuşaklarından çok farklı gözlerle bakan biri. 11 Kasım 2005 tarihli Radikal Kitap ekinde, onun Samed Behrengi'nin "Küçük Kara Balık"ı üzerine yazdığı otobiyografik bir yazısını okumuştum. Çağan bu yazıda, "Küçük Kara Balık"tan yola çıkarak, kendi çocukluk serüvenini ve onun kendi yaşamındaki yerini anlatıyordu. Yanılmıyorsam "Küçük Kara Balık"ın ilk baskısını 1978 yılında Cem Yayınları yapmıştı. Biz yazarlar da çocuk okurlarla birlikte ilk kez Samed Behrengi ve pek çok dünya yazarını 1979 yılı çalışmaları çerçevesinde tanıdık. Yayıncı kitabın kapağına, yazarın İranlı fakir bir ailenin çocuğu olduğunu, aslında Azerbaycan'da doğduğunu ve köylerinde öğretmenlik yaptığını, ayrıca onun Şah yönetimince zararlı bulunup öldürüldüğünü, günler sonra da Aras Nehri kıyısında cesedinin bulunduğunu yazmıştı. (Bir yazar ve yayıncı olarak çocuk kitaplarının arkasına bu tür bilgilerin yazılmasını hiçbir zamandoğru bulmamışımdır.) Elbette bu, çocuklar kadar bizleri de çok etkileyen bir nottu. Behrengi'yi, usta bir çocuk yazarı olmasının dışında, inançları uğruna ölmüş aydın bir öğretmen olarak biz de farklı bir yere koymuştuk yüreğimizde. Çağan da öyle yapmış.
* * *
1979 yılı tüm dünyada Çocuk Kitapları Yılı olarak kutlandı. Sanki bütün yazarlarımız, yayınevlerimiz çocuk yazınındaki eksikliğimizin farkına o yıl varmışlar gibi kitap yazıyorlar, kitaplar yayınlıyorlardı. Öylesine bir coşku sarmıştı ki her yanı, çevirmenler harıl harıl dünya çocuk yazınının en özgün yazar ve yapıtlarını dilimize kazandırıyorlardı. Banka dergilerini saymazsak iki tane haftalık çocuk dergisi vardı yayın dünyasında: Biri, "Milliyet Çocuk Dergisi", öteki de Tercüman gazetesinin çıkardığı "Tercüman Çocuk".
* * *
Çağan 1970 doğumlu. Dünya Çocuk Kitapları Yılı'nda 9 yaşında. O dönemler Milliyet Çocuk Dergisi'nin her zaman olduğu gibi en etkin yılları. Ülkü Tamer öylesine bir içerik yapısı oluşturmuştu ki, her hafta derginin ortasında 32 sayfalık siyah-beyaz bir dünya klasiğini çizgi roman olarak yayınlıyorduk. Amaç, bir yılda 52, iki yılda 104 dünya klasiğini çocuklara okutmak ve onları edebiyattan mezun etmekti. Başarılı da olduk. Haftada 100 bin satan derginin ortalama aylık satışı 350 binin üzerindeydi. Bu kadar çok çocuğu olan bir ülke için, elbette yine de az bir satıştı bu. Ama etkili ve okurunu, yazarını, çizerini aydınlatan bir dergiydi Milliyet Çocuk. Öylesine güzel insanlar yetiştirdi ki, hiç unutulmadı ve hep sevgiyle anıldı. Yalnızca akıllarda değil elbet, kitaplıklarda da evden çıkarılmayan, kimselere verilmeyen ciltler arasında yerini aldı.
* * *
Tam dolu dolu üç kuşak yetiştirdi. Hiçbir okuru onu terk etmedi. Bugün çocukları, torunları olan okurları var onun. Ama hiçbir okuru dergisine Çağan gibi sahip çıkmadı. O, filminin bir köşesine, belki de 10 yaşındayken aldığı bir Milliyet Çocuk Dergisi'nin eski bir sayısını kurmalı bir kamera altına sıkıştırarak, incelikli bir biçimde teşekkür etti dergisine. Kim bilir belki de selam gönderdi bazı çocukluk arkadaşlarına. O sayılara emeği geçmiş bir yazar olarak filmi izlerken onun özverili okur davranışından onur duydum.
* * *
Bu bir baba-oğulun filmi değil. Bu bütün baba ve oğulların öyküsü. Birileri belki yadırgayabilir, ama bu, çocukluk yıllarının ve günümüzün tanığı olan bir çocuğun, ellerimizin arasından kayıp giden yaşamımızın öyküsü. Ağlamak için değil, değişen dünyamıza, çocuklarımıza ve kendimize yeniden sevgi dolu gözlerle bakabilmek için izlemeliyiz bu filmi. Çağan, çocuklara alınan bir derginin, bir kitabın onların yaşamında ne denli önemli olduğunu bize anlatmaya çalışırken, geçmiş bir dönemin acıklı öyküsünü de beraberinde getirmiş.
* * *
Sevgili Çağan, Milliyet Çocuk Dergisi'ni unutmadığın, emeklerimizin boşa gitmediğini böylesine açık ve sevgi dolu gösterdiğin için sana çok teşekkür ediyor ve Milliyet Çocuk Dergisi okuru olduğun için de seninle onur duyuyoruz.
|
|
|

|