|
 |
|
|
Kirli oyun!
Irak'ta kirli oyun... Nedir? Amerikan işgalinden beri ilk kez seçimlere katılarak siyaset oyununda yer alan Sünniler'in aynı zamanda silahlı direnişe, şiddet ve teröre desteği sürdürmeleri mi?
Talabani'ye göre öyle.
Irak Cumhurbaşkanı ve Kürt lider Celal Talabani şöyle diyor:
"Seçilmiş bir hükümete karşı silahlı mücadele yapmak, terörizmin ta kendisidir. Oysa Sünni Arapların menfaati başka yerde yatıyor. Silah bırakması ve siyasal sürece katılması için bu sözde direnişi ikna etmektir Sünnilerin de çıkarı..." (21-22 Ocak 06 tarihli I. Herald Tribune'da Roger Cohen'ın yazısı, s. 2)
Irak'ta sorunun bir yanı bu.
15 Ocak seçimleri sonrasında Sünnilerin de siyasete katılmaları, Irak'ta normalleşme ve istikrara giden yolu kısaltacak deniyor.
Ya da böylesi temenni ediliyor.
Olabilecek mi?
Henüz belli değil.
Resmi sonuçları bu hafta açıklanan seçim sandığından herhangi bir sürpriz çıkmadı. Herkes alacağı oyu aldı. Oy dağılımı, Irak'ın etnik, mezhepsel ve coğrafi gerçeklerine uygun oldu. Şiiler Şii oylarını, Kürtler Kürt oylarını, Sünniler Sünni oylarını aldılar.
Bu bakımdan herkes memnun.
Yeni mecliste çoğunluk yine beklendiği gibi Şiilerin. Ancak, tek başlarına hükümeti kuracak çoğunluğu kazanamadılar.
Gündemde koalisyon var.
Ama nasıl bir koalisyon?
Akla ilk olarak Şii-Kürt hükümeti geliyor. Ama işgal kuvveti farklı görüşte. Milli birlik hükümeti diye bastırıyor Amerika.
Şiilerle Kürtlerin kuracağı bir koalisyonun yeterli olmayacağını, Irak'ta istikrar isteniyorsa Sünnilerin de mutlaka iktidarda pay sahibi olmaları gerektiğini söylüyor Washington.
Yazılarını şu sıralar Bağdat'tan yazan Cengiz Çandar'ın bu konudaki satırları şöyle:
"Eğer yeni Irak'ta iktidar, Şiiler ve Kürtler tarafından akıllıca, ılımlı Sünnileri de içselleştirici biçimde kullanılırsa, Irak'ın her şeye rağmen birleşik bir ülke olarak geleceğe doğru ilerlemesi mümkün. Sünnileri dışarıda bırakacak çözümler ise Irak'ın felç olmasıdır. Daha kötüsü, bölünme ve 'iç savaş'tır.
Sünniler de, kendi zeminlerinden yükselen şiddet unsuru ve 'direniş'i bir pazarlık kozu olarak kullanmayı şayet abartırlarsa, bu da ülkeyi bir 'Şii-Sünni iç savaşı'na taşıyacak. Bu arada Kürtlerin zaten tabanda son derece güçlü olan bağımsızlık hevesleri kamçılanacaktır." (Bugün, 21 Ocak 06, s. 14)
Tablo bu.
İç savaş ve bölünme!
Bu ihtimal gündemden düşmüyor.
Bu kötü olasılığı ertelemenin ilk yolu, Sünnilerin hükümete katılmasından geçiyor. Ama bunun için bazı konularda Sünnilerin tatmin edilmesi şart:
Yetki paylaşımı...
Petrol paylaşımı...
Ve Kerkük...
Sünnilerin hükümete katılmaları için bu üç alandaki bazı isteklerinin kabul edilmesi lazım. Şiilerle Kürtler buna ne kadar yanaşabilecek?..
Sorunun düğümü burada.
İşler zor Irak'ta!
Kimse kimseye güvenmiyor.
Şiilerin gözünde Sünniler terörist... Sünnilerin gözünde Kürtler bağımsızlık peşinde koşan ayrılıkçılar... Sünnilere göre Şiiler, İran ajanı... Kürtlere göre Sünniler, kendilerini Irak'ı yönetmekle görevli sayan Baasçılar... (Roger Cohen'ın 23 Ocak 06 tarihli I. Herald Tribune'daki haber analizi, s. 5)
Birbirine bu denli güvenmeyen Şii ve Sünni Araplarla Kürtlerin aynı hükümetin çatısı altında ülkeyi yönetebilmeleri ne kadar mümkün?
Bu soru haklı olarak aklı başında herkesin kafasını kurcalıyor. Ancak, iç savaş ihtimalinin sonunda tarafları bir 'milli birlik hükümeti'ne zorlayacağı belirtiliyor.
Keşke...
Irak'taki istikrara giden yolu ancak böyle bir koalisyon hükümeti açabilir; kirli oyun ancak böylesine büyük bir uzlaşmayla son bulabilir.
AÇIKLAMA:
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar önceki günkü Fikr-i tâkip başlıklı yazımla ilgili bir açıklama gönderdi, şöyle:
"Bir: Nikâh şahitliğini yaptığım tarihte Haluk Kırcı kaçak değildi. İki: Abdullah Çatlı'nın silah taşıma iznindeki imzanın bana ait olmadığı Adli Tıp raporuyla sabittir. Dikkatinize..."
Yazımda, Ağar'ın bu açıklamasına konu olan bölüm, Avukat Ergin Cinmen'den yaptığım alıntıyla ilgilidir.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|