Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 29 Ocak 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Başı açık olanı kovacak halleri yok

Selimiye, Süleymaniye gibi camilerin girişinde bir askıda başörtüleri asılı durur; camiyi gezmek isteyen başı açık kadınlar kullansın diye. O örtüler temiz midir? İnsan başını örterken endişeleniyor tabii...


Ben küçükken haftada birkaç gün camiye giderdim. Öyle bir adetimiz vardı. Camiye giderdik. Camide otururduk. Sohbet ederdik falan... Acayip mi?
Bahsettiğim yıllar önce bir zaman. Edirne'deydik biz o zaman. Ve o zamanlar Edirne'de oturacak yer olarak bir pastane vardı, bir de küçücük bir büfe... Biz de işte kimi zaman kız kıza, kimi zaman kızlı erkekli gider, sıcacık camide otururduk. Selimiye'yi gezen turistlerle konuşurduk. Böyle şeyler...
Selimiye'de bir askıda başörtüleri asılı dururdu. Camiye gelen kadınlar başını örtsün diye. Biz de örterdik. Mecbur mudur, bilmiyorum ama örtmesek biri gelecek, bir şey söyleyecek, arıza çıkarmaya gitmiyoruz sonuçta camiye; tatsızlık olmasın diye alır bir örtü, "mecburen" başımızı yarım da olsa örterdik.
Ki örtmek problem değil. Ama saç bu. Temizi var, pisi var. İnsan tabii kendini pek de iyi hissetmiyor, kim bilir kaç kişinin başına, saçına değen pis mi, temiz mi bilmediği bir örtüyü kullanırken.
Belli ki o rahatsızlık hissi yer etmiş bende.
Yıllardır camiye gitmiyorum; Sultanahmet'i, Süleymaniye'yi gezeli epey oldu ama bu örtü meselesi, hakikaten hijyenik sebeplerle içimde kalmış.
Bunu hatta kıyısından yazmışım. Zamanında biri türban yasaklarıyla ilgili fikrimi sormuş, ben de söylediklerimi aktarırken soruyu soranla "pazarlık yaptığımı", "camilere başım açık girebilme hakkı istediğimi" yazmışım (Milliyet Cumartesi, 17 Şubat 2005).
Çamlıca'daki Subaşı Camii'nde kadın ve erkeklerden oluşan bir grubun topluca cuma namazı kıldığını, üstelik kadınların namaz sırasında başlarını örtmediklerini okuyunca, başı açık namaz kılmalarından ziyade camiye başı açık girmelerine takıldım.
Turistlerin ziyaret ettiği camilerde örtü mecburi de turistik olmayan camilerde serbest mi?
Yoksa turistik camilerde de bu örtü mecburiyeti kaldırıldı mı?
Turist rehberi bir arkadaşıma sordum. Sultanahmet Camii'nde eğer üzerinizde askılı bir şey yoksa örtü kullanmanız gerekmiyormuş. Askılı giymişseniz; omzunuzu, kolunuzu kapattırıyorlarmış.
Süleymaniye'de ise göstermelik de olsa başınıza bir örtü atıyormuşsunuz.
Kadınların erkeklerle yan yana ve başları açık olarak cuma namazı kıldıkları Subaşı Camii'nin imamı Ahmet Yılmaz "Bizim işimiz cemaati doğru bilgilendirmek, ancak geleni kovacak halimiz yok. Bu kişiler böyle namaz kılıyorsa bu onların bileceği iş" demiş.
Ne güzel!
* * *
Bazı kişiler de başı açık cami gezmek istiyorlarsa, bu onların bileceği iş, bırakınız öyle gezsinler.


Paris Hilton artık istediği yerde "kaçırabilir"

Pil kadar gıcık bir şey var mı? Ansızın bitiverir. Tam da ihtiyacınız olduğu anda fotoğraf makinesinin, cep telefonunun, laptop'un falan bataryası boşalıverir.
Ara ki şarj cihazı bulasın.
Belki de yakında boşalan bataryalar için şarj cihazı değil ama tuvalet aramamız gerekecek. Zira Singapurlu bilim adamları idrarla şarj olan batarya geliştirmişler. İlk hedefleri bu bataryaların kırsal bölgelerde sağlık çantalarındaki ölçüm cihazlarında kullanılması. Fakat diyorlar ki "Aynı mantıkla cep telefonu bataryası da üretilebilir."
İyi de -hadi, hadi!- ne zaman?
Onlara kalsa on yıllar sürer ama benim ümidim Paris Hilton'da. Hilton otellerinin varisi, dünya kadar parası var, üstelik idrarla çalışan bataryaya da ihtiyacı var!
Niye? Çünkü geçen akşam sarhoş bindiği bir takside altına kaçırmış Paris. Taksi şoförü koltuğu sildiği havluyu saklıyormuş. DNA testi için.
Paris yarın bastırsın parasını, Singapurlu bilim adamlarına idrarla çalışan bir cep telefonu bataryası yaptırsın. Sonra artık takside mi işer, sokakta mı işer, canı nerede isterse orada giderebilir ihtiyacını. Soranlara da cevabı hazır olur: "Nereden çıkarıyorsunuz altıma kaçırdığımı? Bataryamı şarj ediyordum."


7 bin köy yolunun açılması için 7 bin hamile kadına ihtiyaç var...

Yolu kapalı olan köylerden birinin köylüsünün aklına bir fikir gelir. "Hamile kadın var. Durumu acil" diye karayollarını ararlar, karayolları da köyün yolunu açıverir. Fakat köye ulaşınca bakarlar ki hamile kadın falan yok.
Köy yolu açılmış oldu mu, oldu.
Sonra? Kış uzun. "Yalancı çoban"ın hikayesine dönmez inşallah bu durum. Aynı köyün yolları yine kapansa, yine "Hamile kadın var" deseler, üstelik bu kez gerçeği söylüyor bile olsalar; ya kimse inanmazsa?
Ya da TV'deki haberi izleyen diğer yolu kapalı köyler aynı taktiğe başvurur, aniden 7 bin köyden 7 bin "Hamile kadın var" diye yardım çağrısı gelirse...
Hangisi doğru, hangisi numara; kim bilecek?
Var ya, keşke arasalar esasında... Yol kapalıyken biri hastalandığında oturup elleri kolları bağlı yolun açılmasını bekleyeceklerine, henüz hasta masta yokken arasalar...


Ağca serbest kaldığında sevişti mi?

Mehmet Ali Ağca sekiz günlük "özgürlüğünde" kendin pişir kendin ye türü bir kebapçıya gitmiş, bir de evde kuru fasulye pişirmeyi denemiş; becerememiş. Sekiz güne dair bildiğimiz budur.
Sofya'da barda tanıştığı bir Bulgar kızıyla kilisenin bahçesinde 10 kez seviştiğini söyleyen bir adam bu. Bunca yıllık hapislikten sonra serbest kalınca da bir kadınla sevişmiştir herhalde. Kiminle sevişmiştir?
Mehmet Ali Ağca gibiler bu tür durumlarda Türk kadınları tecih etmiyorlar biliyorsunuz. "Türklüklerine" dokunuyor.
Sedat Peker'in telefon kayıtlarını hatırlar mısınız? Bir Türk manken için "İlle de istiyorsa Türk kimliği ile gelmesin. Ama bir nüfus kâğıdı çıkarır, üzerine Helga yazar..." gibi bir "espri" yapmıştı.
Yılların milliyetçi ikonu Karaoğlan'ın Türk kadınlarla tek gecelik ilişki yaşamaması, "Kurtlar Vadisi"nin Polat'ının gidip Amerikalı Sharon Stone'u öpmesi tesadüf mü?
"Erotik ve Milliyetçi Bir İkon: Karaoğlan" kitabının yazarı Levent Cantek "Karaoğlan, Batı'yı kadın bedenine indirgemiş bir şekilde karşısına alıp fethediyor, ona haddini bildiriyor" demişti (5 Kasım 2003, Milliyet Pazar).
Mehmet Ali Ağca hangi milletten bir kadını tercih etmiştir acaba? Yine Bulgar, belki de Rus... Kim bilir belki kadının hangi milletten olduğu kadar sevişme yeri de mühimdir. Ağca bu kez bir kilise bahçesi ayarlayamadıysa... Bu yüzden sevişmemiştir belki!


Cem Yılmaz kıyas kabul etmese keşke

Bazı ünlülerin ayrı bir yeri vardır. Kimseyle kıyas kabul etmeyen, bu yüzden korunaklı bir konumları... Sezen Aksu kolay mı Sezen Aksu oldu? Seversiniz, sevmezsiniz; ama Hıncal Uluç'u kiminle kıyaslayabilirsiniz? Bir sürü erkek pop şarkıcısı var; sesleri iyi, şarkıları iyi -Hangisi Tarkan?
Çoğu senelerce çabalayarak gelir bu yere. Bazısı da iki dakikada kaybeder.
Hülya Avşar mesela tam böyle bir konum elde etmek üzereyken, gitti Gülben Ergen'le atıştı... Muhatap olmasaydı ayrı bir yerde durmaya devam edecekti belki. Şimdi Ergen'le kıyaslanır hale geldi.
İşte Cem Yılmaz, baştan beri bu ayrıcalıklı yerde duruyor. Okan Bayülgen'i Beyaz'la, Beyaz'ı Şahan'la, Şahan'ı Mehmet Ali Erbil'le, Erbil'i Şafak Sezer'le kıyaslayabilir insan.
Ama Cem Yılmaz'ın yeri ayrı!
Peki ne yaptı Cem Yılmaz?
Durduk yerde Beyaz'la Okan'a sardı. Başlığa göre "Talk show yapmaya tenezzül etmem" dedi. Aslında röportajda daha yumuşak söylüyor: "Talk show yapacak tıynette biri değilim. Yarım saat Banu Alkan'la konuşamam. Ama Okan yapar. 'Öbür çocuğun', Beyaz'ın yaptığını da yapamam."
Cem Yılmaz'ın yeri hâlâ ayrı ama... E be Cem Yılmaz, gördün mü bak ne yaptın? Mehmet Ali Erbil kıyas bahsini açtı bile: "Bence Şafak Sezer, Cem Yılmaz'dan daha iyi ve komik!"



tubakyol@yahoo.com



CUMARTESİ
"Atölyemin adını oğluma verdim"
"Belgesele Anadolu'da daha çok ilgi gösteriyorlar"
"Müzik hayatımızın sınavı bugün"
Reçel satıp çocuk okutuyorlar
Müziğin yeni çizerleri
Türkiye ile İskandinavya buluştuğunda
En moda En yeni
PC virüsleri 20 yaşında
"Biz mi çağırdık?"





Cengiz Eren
R. Hakan Kırkoğlu
Donatella Piatti
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet