
|
|
|
 |
|
|
HANGİ GAZETECİLER ANILARINI KENDİNE SAKLIYOR? HANGİLERİ YAZMAYA HAZIR?
Tarihi aktaranlar ve 'anılar'
Yaptıkları haberlerle tarihi aktaran gazeteciler, 'anılarını yazma' konusunda ne düşünüyor? Basınımızın yazar ve yöneticileri görüşlerini ve anılarını yazıp yazmayacaklarını Milliyet Kitap'a anlattı.
Soruşturma
Her gün ülke ve dünya gündemini onların kalemlerinden, yönettikleri gazetelerden takip ediyoruz. Bazen keskin, bazen mizahi, bazen duygusal oluyorlar. Ekonomiden, savaşlardan, annelikten, sanattan, hükümetten vs. haberler veriyor; ve tahminen, aktardıklarından fazlasını yer darlığı ya da bağlamı aşıyor olması nedeniyle kendilerine saklıyorlar. Ancak zamanı geldiğinde o 'fazla'lar kitaplaşıyor. Bunun son günlerde en tartışılan örneği, Hasan Cemal'in Doğan Kitap'tan çıkan "Cumhuriyet'i Çok Sevmiştim" isimli çalışması. Kitabında Cumhuriyet Gazetesi ile ilgili anılarını aktaran Cemal, 1999 tarihli "Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım" ile de çok konuşulmuştu.
Basınımızın köşe yazarı ve yöneticilerine, bu tarz çalışmaları nasıl değerlendirdiklerini ve anılarını kaleme almayı düşünüp düşünmediklerini sorduk.
Derya Sazak:
"YAYIN YÖNETMENLİĞİ DÖNEMİMİ YAZMAK İSTİYORUM!"
Türkiye'de anı ve biyografi yazma geleneği henüz tam olarak yerleşmedi. Ülkeyi yöneten siyasiler, ülke özelinde askeri darbelerde rol almış asker ve bürokratlar, eski cumhurbaşkanları ve gazeteciler tabii ki tanık oldukları çağın gerçeklerini dürüst biçimde geleceğe aktarmalılar. Hasan Cemal'in kitabı, fırtına koparmasına karşın önemliydi. Eksik olan şuydu: Cemal, Cumhuriyet'i anlatırken 12 Eylül dönemindeki siyasi olaylardan da kesitler koymalıydı. Çünkü askeri darbe döneminde, özellikle demokrasiye geçiş sürecinde Cumhuriyet cesur ve ve saygın bir gazetecilik yapmıştı. Bunlar anlatılmayınca geriye sadece Cumhuriyet'teki 'iç savaş' kalıyor ki Hasan Cemal, kendi yönettiği gazeteye de haksızlık yapmış oluyor.
28 Şubat döneminde Milliyet'in genel yayın yönetmeniydim. Kitap yazmak zor zanaat. Bu yıl içinde - zaman bulursam- o dönemi yazmak istiyorum.
Fehmi Koru:
"ANILARIMI YAZMAK İÇİN KENARA ATTIĞIM NOTLARIM VAR"
Benim en keyifle okuduğum kitapların başında gelir gazeteci anıları. Yalnızca şu yakınlarda yazanları değil, eski ustaların yazdıklarını da bazen döne döne okurum. Hasan Cemal'in Cumhuriyet ile ilgili anılarını da büyük bir keyifle okudum.
İlgim sadece Türkiye'den anılarla da sınırlı değildir, İngilizce medyanın büyüklerinin anılarını da çıkar çıkmaz almaya ve okumaya çalışırım.
Şu yakınlarda New York Times'tan Arthur Gelb'in "City Room"unu, İngiliz basınının önemli ismi Avustralyalı Clive James'in "Unreliable Memoirs"ını ve Hürriyet'in eski genel yayın yönetmeni Muammer Kayhan'in İngilizce yazdığı ve adını nedense "The Kemalists" koyduğu anılarını okudum.
Ben de ileride anılarımı yazmak isterim elbette; o amaçla bir kenara attığım notlarım da var.
Ancak şimdilerdeki yoğunluğum içerisinde yakınlarda bunu gerçekleştirmem imkansız görünüyor.
Taha Akyol:
"KEŞKE ZAMANINDA NOT ALIP ŞİMDİ YAZSAYDIM"
Dönemlere ışık tutan bütün hatıralar değerlidir. Tarihin yazılmasında hatıraların önemi büyüktür. Buna gazetecilik hayatımızdan Ebuzziya Tevfik, Hüseyin Cahit, Ahmet Emin Yalman, Bedii Faik gibi gazetecilerin gerçekten çok önemli olan hatıralarını örnek olarak zikredebiliriz. Hasan Cemal'in hatıralarını anlattığı iki kitabı, "Türk Baasçılığı"nı yazacak tarihçiler için önemli bir kaynaktır. Ama "Cumhuriyeti Çok Sevmiştim"de 'tarih' ve 'hatıra edebiyatı' bakımından önem taşımayan bazı 'kişisel' konuları da 'teşhir' etmesini yadırgadım.
Ben Hasan Cemal gibi olayları yaşarken not almadım, keşke not alıp şimdi yazsaydım.
Ayşe Arman:
"BEN KONUŞURSAM TÜRKİYE YIKILIR"
Henüz çok gencim. Yaşım tutmuyor. Şimdilik biriktirmekle yetiniyorum. Sonra havamda olursam, neden yazmayayım? Sunuşunu da şöyle yaparım: "Ben konuşursam Türkiye yıkılır...!" Büyüklerimizin yazdıkları kitapları da sevinçle karşılıyoruz, onların tecrübelerinden faydalanmış oluyoruz. Bütün abilerimizin, ablalarımızın yeni anılarını bekliyoruz...
Rıfat Ababay:
"YORUMDAN, YARGIDAN KAÇARIM "
Hasan Cemal'in kitabından çok şey öğreniyorum. Ancak 20 -30 yıl önce yaşanmış olayları bugünün şartlarıyla değerlendirmek, hatta yargılamak bana
çok adil ve sağlıklı görünmüyor. Hele o olaylara konu olan kişiler bu alemden göçüp gitmişse ortaya daha ilginç bir durum çıkıyor! Şimdilik anılarımı yazmak gibi bir projem yok. 27 yıldır gazetecilik yapıyorum ve tek satır günlük tutmadım. Yazmaya niyetlenirsem ölmüş olanlarla ilgili anılarımı, karşımda 'savunma makamı' olmadığını bilerek, olduğu gibi aktarırım. Yorumdan, yargıdan kaçarım. Ayrıca bu meslekten elimi eteğimi çekmiş olmam gerekir.
Serdar Turgut:
"HÂLÂ YAŞAYACAK ŞEYLERİM OLABİLİR
Ben bunları gayet yararlı ve olması gereken işler olarak değerlendiriyorum. Çünkü gazeteci hem bir dönemin şahididir hem de o dönemi yaratan insandır. Faaldir o dönemin yaratılması için. Ve aktif bir rol oynadığından rolünü insanlara anlatması gerekir diye düşünüyorum. Benim henüz böyle bir projem yok. Ama ben de zamanı gelince anılarımı yazacağım. Büyük bir ihtimalle de mizahi bir üslupla yazarım. Hâlâ yaşayacak şeylerim olabilir. Deneyimlerimin hepsini toptan elde ettikten sonra, mizahi bir dille kitap yazmayı düşünüyorum.
Ertuğrul Özkök:
"ÇALIŞTIĞIMIZ ORTAMI ŞÜPHEYLE KİRLETMEMELİ"
Çalıştığım müesseseyle ilgili hatırat yazmayacağım. Bulunduğum mevkiin, işverenime ve çalışma arkadaşlarıma olan yakınlığımın bana sağladığı özel bilgileri hiçbir şekilde kullanmayacağım. Mülakatlarda da, işverenimin ve arkadaşlarımın iznini almadan özel bilgiler vermeyeceğim. Bu tür bilgilerin kullanılmasını doğru bulmuyorum. Çünkü insanların işvereniyle ve çalışma arkadaşlarıyla konuştuğu, paylaştığı bilgi ve duyguların çok rahat ortamlarda yaşanması gerektiğine inanıyorum. Hayatımın neredeyse ailemle geçirdiğimden daha büyük zamanı bu ortamlarda geçiyor. O ortamı şüpheyle kirletmek, ağırlaştırmak, yaşadığımız hayata kötülük yapmaktır diye düşünüyorum.
Fatih Altaylı :
"EMEKLİ OLDUKTAN SONRA..."
Önemli görevlerde bulunmuş kişilerin, tecrübelerini gelecek kuşaklara aktaran anılarını yazmalarını çok doğru buluyorum. Böylelikle, tarihin değişik açılardan doğru bir biçimde kayda alındığını düşünüyorum. Türkiye'de bu gelenek nedense pek yok. Ancak bunu yaparken, somut olayların yazılmasını daha doğru buluyorum. Benim açımdan bir başka önemli nokta ise bunun, eğer yolsuzluk veya haksızlık iddiası içermiyorsa, kitapta adı geçen kişilerin ve yazarının aktif çalışma hayatından çekilmelerinden sonra yapılması.
Çünkü böylelikle değerlendirmeler mesleki bir hırs, bir öç alma, bir rövanş duygusunun dışında yapılmış oluyor. En azından anılara bu tür bir gölge düşmemiş oluyor. Benim, şu an için böyle bir projem yok. Ancak mesleği noktalama kararı verdiğim zaman aklımda kalacak kadar önemli olduğu için hafızamda yer etmiş anılardan yola çıkarak belki böyle bir şey yaparım.
Sedat Ergin:
" BANA EMANET EDİLENLERİ YAZACAĞIMI ZANNETMİYORUM"
Gazetecilerin anılarını yazmalarının, yaşadıkları ülkenin tarihinin iyi anlaşılmasına, ayrıca gazeteciliğin gelişmesine katkıda bulunacağını düşünüyorum. Ancak Türkiye'de anı yazımının ölçülerinin de yerleşmesi gerekiyor. Bu ölçüler henüz yerli yerine oturmuş değil. Benim bir kitap projem yok. Anılarımı yazmayı ancak emekli olduktan sonra düşünebilirim. Bana emanet edilmiş şeyleri yazabileceğimi pek zannetmiyorum. Ayrıca, yazdığım takdirde herhalde olaylara ve insanlara sevecen bir şekilde yaklaşan, kendimi de karikatürize eden bir üslup tuttururum diye düşünüyorum. Not tutmuyorum, tutacak zamanım da pek yok...
Mehmet Y. Yılmaz:
"YAZMAK İÇİN ÇOK ERKEN..."
Türkiye'de tarihin belli dönemlerine tanıklık etmiş insanların anılarını yazmakta tembel davranmaları, geçmişteki olayların yeterince anlaşılmasının önündeki en büyük engel diye düşünüyorum. Bu nedenle Hasan Cemal'in kitabını olumlu buluyorum. İçindeki kişisel sorunları ayıklayarak okuduğunuzda da bu kitabın gazetecilik okulları için yararlı olacak bir yardımcı ders kitabı olabileceği kanaatindeyim. Sadece gazetecilerin değil, toplumun başka kesimlerinde önemli dönüşümlere tanıklık etmiş insanların da anılarını yazmalarının gerekli olduğuna inanıyorum. Ben de anılarımı yazacağım. Ama bunu yapmak için şu anda çok erken. Hâlâ aktif olarak mesleğin içindeyim. Anılarımı yazmadan önce bir süre sorunların benim açımdan soğumasını beklemenin daha doğru olabileceğine inanıyorum. Benim düşüncem, gazeteciliğe yeni başlayanlar için rehber olabilecek bir ya da iki anı kitabı yazmak.
Selahattin Duman:
"AKLIMDA KALANLARI YAZMAK İSTERİM!"
Bizde anı geleneği geçen yüzyılda; Batı'ya göre çok daha yavaş ve temposuz bir şekilde başladı. Ayrıca, çok şeyin tanıklığı da yetersiz. Yakın tarihimizin iyi bilinmemesi ve sık sık tartışmaya açılmasının sebeplerinden biri de bu. İçlerinden olumsuz çalışmalar çıksa bile tanık olanların gördüklerini yazması, aktarması iyi bir şey. Benim şimdilik böyle bir projem yok, meslek anılarımı yazmayı tasarlamadım. İleride zamanım olursa aklımda kalanları yazmak isterim.
Sami Kohen:
"KIRICI OLMAMASI GEREKİR..."
Bu tür çalışmaları olumlu karşılıyorum. Bunların örneklerine Batı basınında çok rastlıyoruz. Tarih kitaplarının tamamlayıcısı oluyor bu tür çalışmalar. Ancak bu tür anıların kırıcı olmaması, mümkün olduğunca duygusallıktan arınarak o dönemi olduğu gibi aktarması, yansıtması gerekir. Benim bir kitap projem var. Fakat bu gazetecilik deneyimlerimi aktardığım, anı tarzında bir çalışma değil. Milliyet gazetesinde 50 yıldır çalışıyorum. Ve birçok yere gittim, birçok şey yaşadım. Vaktiyle gidip gördüğüm yerleri tekrar ele alıp nereden nereye gelindiğini aktarmak istiyorum. Tabii yaşadığım kişisel maceraları da aktaracağım.
İsmet Berkan:
"YAZMAYI DÜŞÜNMÜYORUM"
Anılarımı yazmayı düşünmüyorum. Zaten öyle bir günlük de tutmuyorum.
Güngör Mengi:
"DEĞERLİ BULUYORUM"
Gazeteciler tarihe tanıklık eden insanlardır. Anılarını yazarken taşıdıkları mesleki ve ahlâki sorumlulukları unutmazlarsa yaptıkları işin önemi büyüktür. Bu çalışmaları, zaman zaman sahiplerinin insani zaaflarıyla sakatlanmış olsalar bile değerli ve saygıdeğer buluyorum. Kafamda bir proje var. Ama yazmaya başlamam için bazı kahramanlarına haksızlık yapmayacağımdan emin olmam lâzım.
Engin Ardıç:
"BELKİ 70 YAŞIMDA..."
Bu tür çalışmalar yalnızca yararlı değil, aynı zamanda görevdir. Bu tür anılar "basın tarihinin" hammadleridir... Elbette taraflı olacaklardır. Gelecek kuşaklar incelerler, "karşı açılara" da bakarlar, sağlıklı bir değerlendirme yaparlar... Bunun ötesinde genel bir "anılar kitabı" düşünmek için yaşım henüz çok genç! Belki yetmiş yaşımda...
Mehmet Barlas:
"DİKKATLİ DAVRANANLARDANIM"
Tüm meslek sahiplerinin anılarını kitaplaştırmalarına çok olumlu bakıyorum. Bu tür anılardan çok şey öğrendim, öğreniyorum. Her anı yazarının kendi üslubu ve farklı bakış açısı vardır. Bazıları geçmişte yaşadıklarını yazarken, geçmişle tüm köprüleri atmayı göze alabilir. Ben bu açıdan dikkatli davrananlardanım. Geçmişte yaşanılanları o günün şartlarında değerlendirip, bugüne öfke ve kavga taşımak doğru değil.
|
|
|

|
|