Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 29 Ocak 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
KADINA YÖNELİK ŞİDDET, BİR İNSAN HAKLARI İHLALİDİR VE HİÇBİR MAZERETİ OLAMAZ!
Cinsiyetçi şiddet ve kadın

"Kadınlara Karşı Ayrımcılık Sözleşmesi"ni imzalayan ülkelerden biri olan Türkiye, gündeminden hiç düşmeyen konulardan "şiddet"i ünlü kadınların art arda yaptığı dayak itiraflarının ardından yeniden tartışıyor.

PROF. DR. ŞAHİKA YÜKSEL / Güncel

20. asırda en önemli gelişmelerden birinin kadınların toplumsal yerinde gerçekleşti. Ne var ki bu gelişmeler, kadınların 'kadın oldukları için' şiddete maruz kalmalarını engelleyemedi. Yaygın kanının aksine şiddet sadece alt sosyo ekonomik gruptan olan kadınlara değil, her sınıftan kadına yönelebilir.
Dahası, kadınlara şiddeti en sık baba, koca gibi yakın ilişkileri olan erkekler uyguluyor. Bunun örneklerini farklı yaşam öyküleri olan iki kadında görüyoruz: Güldünya'nın "namus adına", Marie Trintignant'ın "aşk adına" öldürülülmeleri. Ortak olan, kurban edilenlerin yaşam hakları dahil, hayatlarını kontrol etmek ve 'istenilene' uygun davranmadıkları takdirde zarar vermek, yok etmek anlayışı.

Sığınak sayısı az
Öğrenme ve biyolojik kuramlar ve psikanaliz gibi anlayışlar, 'şiddetin kaynağı'na açıklamalar öneriyor. Ama erkeklerin kadınlar üzerindeki iktidarlarının bir aracı olan, 'sistematik şiddet' konusundaki açıklamaları yetersiz. Bu eşitsizliğin çözümü, kadına verilen yerin ve ona uygulanan cinsiyetçi anlayışın değişmesi ile olacak.
1989'da feminist kadınlar "kadınlara karşı şiddet"i hedef alan bir kampanya başlattı. Bu kampanyanın ilk adımlarından biri "Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı"nın kurulmasıydı. Türkiye'de STK tarafından yürütülen (Ankara, Kadın Dayanışma ve Diyarbakır Ka-Mer gibi) çok az sayıda sığınak var.
Bugün kadına yönelik şiddet konusu, salt feminist gruplarla sınırlı değil. Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü (2005) üç kadından birinin şiddete maruz kaldığını bildiriyor. Pekin Deklarasyonu'nun (2001) Sonuç Belgesi önerilerinde "toplumsal cinsiyet eşitliğini gerçekleştirmek üzere, zaman sınırlı hedeflerin konulması, kota uygulamaları ve diğer araçlarla olumlu ayrımcılık politikalarının geliştirilmesi ve gerçekleştirilmesi" yer alıyor. Türkiye de "Kadınlara Karşı Ayrımcılık Sözleşmesi"ni imzalayan ülkelerden biri ama kadınlara yönelik ayrımcılıkla mücadele yönünde çok az yol alındı.

İntihar edebilirler
Şiddetin etkileri tıbbi, psikolojik ve sosyal. Kadına yönelik şiddet, bir insan hakları ihlali ve mazereti olamaz. Örf ve ananelere uygundur diye normalize edilemez. Kötü muamele ve şiddet kişiyi etkiler. Şiddete maruz kalan kadınlar, mutlaka bir ruhsal hastalık geliştirmez. Ama kendilerine ve başkalarına olan güvenleri sarsılır, kişiler arası ilişkileri aksar, geleceğe çaresiz bakar, intihar edebilirler. Göz ardı edilmemesi gereken bir nokta da ruh sağlığı kliniklerine başvuran kadınların evlilik sorunlarını erkeklere kıyasla daha sık dile getirişleri. Evlilik sorunlarını anlatan kadınların sıklıkla 'aile içi şiddet' deneyimi vardır.
Kadınlara yönelik şiddetle mücadele çok yönlü olmalıdır. Bunun engellenmesi ve şiddete toleransın kaldırılması bir kamu görevidir. Konunun devlet politikaları içine girmesi ve sürekli gündemde tutulması gereklidir. Devlet, şiddete karşı duyarlılık geliştirmek için, o toplumun özelliklerine ve dinamiklerine göre stratejiler oluşturmalı ve şiddeti normalize eden tutum, davranış ve anlayışla mücadele hayata geçirilmelidir. Bu mücadelede sağlık çalışanlarının rolleri önemlidir. Kitle iletişim araçlarında ve okullarda cinsiyetçilikten haberdarlık geliştirme eğitimleri yapılmalıdır.

Toplum ayıplamalı
Şiddete maruz kalan kişilerle ilk karşılaşacak ve onları yönlendirecek grupların, sağlık personelinin ve yasal sistem çalışanlarının cinsiyete ve şiddete duyarlı eğitimden geçmesi bir zorunluluktur. Devletin özel alandan, aile içi şiddetin kontrolünden de sorumluluğu vardır. Bu sistemi işleten aile içi şiddete duyarlı olmayan politikacılardan bu konuda hizmet beklenmeli, onlardan bu hizmet talep edilmelidir. Devletin şiddet mağdurlarına karşı sorumluluğu var. Kadınlar haklarını öğrenmeli ve onları kullanma koşullarını sağlamak da devletin işi.
Kadının bedeni, kimliği, emeği ve cinselliği kendisine aittir. Ona müdahale eden, kontrol amacıyla fiziksel, cinsel, duygusal şiddet kullanarak zarar veren, yapılan hasardan sorumludur. İstismar edenler, şiddet kullananlar toplumda ayıplanmalı, davranışlarına hoşgörülü gösterilmemeli, mazeretler aranmamalıdır.
Sağlık, sosyal ve yasal hizmetlerde "aile içi şiddet, özel alanda geçen toplumsal bir olaydır, ailenin özel konusudur; ben karışmayayım" anlayışı şiddeti uygulayan istismarcıdan yana olmak demektir. Bazı aileler için tifo, açlık veya soğukta yaşamak uygundur denebilir mi? n

(*) İstanbul Tıp Fakületesi, Psikiyatri Anabilim Dalı / Psikososyal Travma Programı / Psikiyatr


KITAP
 "Ölüm mü ?.. Buyursun gelsin!"
 Her ayın son çarşambası
 Büyülü ülke Narnia
 Binbir öykü
 Dış politikanın yarım asrı
 Yazarın fırça darbeleri
 Bir Mike Hammer romanı
 Hedda ile Nora
 Sıradan bir seçim günü
 Ejderhaların gizemi
 2006'ya girerken şiir
 Sözlük yahut lügat
 Cinsiyetçi şiddet ve kadın
 Kızın adı Mercedes
 Kim demiş Attila'nın bugünle ilgisi olmadığını?
 Eleştirinin hanımefendisi
 Her güne başka lezzet
 Çanakkale'nin makus talihi
 Seine Nehri'nde aşk
 Cüneyt Ayral'ın Paris izlenimleri
 Kitap ajandası
 Haberler
 Türkiye'de çok satanlar





© 2006 Milliyet