Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 29 Ocak 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
PEYAMİ SAFA, BİR 'MEDENİYET HAVARİLİĞİ' HİKAYESİ KURMAYA ÇALIŞTI
Kim demiş Attila'nın bugünle ilgisi olmadığını?

1930'da, bir Fransız, Marcel Brion adında bir popüler yazar, oturup "Attila" adında bir roman yazar. Birkaç yıl sonra da, Peyami Safa kendi "Attila"sıyla Brion'a cevap verir.

Murat Belge - Sahaf

Kitap tanıtımı" alanında çalışan bir yayın organının yeni kitapları duyurmasını beklersiniz. Ama benim gibi, kendinde "yeni" sıfatını yakıştıracak gitgide daha az şey bulan bir yazar, böyle bir dergide kendi küreklerini akıntıya karşı çekip, "eski kitapları" - "duyurmak" demeyelim artık- hatırlatma yolunu seçebilir. Ben de böyle yapıyorum.
Ama yalnız 'eskimek' bakımından değil, başka önemli bir bakımdan da kendime farklı bir yön çizmem gerekiyor: "Bugün neyi yazarsam 'aktüalite' içinde kalmış olurum?" diye düşünmeme imkân yok; kendi gündemimi izlemek, izlerken de bunu günün sorunlarına bir yerlerinden bağlamak durumundayım.
Örneğin tam şu sıralarda "Attila romanları" diye adlandıracağım bir küçük paketle uğraştım ve bitirdim. Gel de bunu "güncel" sorunlara bağla. İnsanlar sabah akşam oturup "Acaba Attila hakkında bizim bilmediğimiz yeni bir roman yayımlandı mı?" diye birbirlerine soruyorlar.
Biliyorum, sormuyorlar. Kimse oralı değil.

Attila Hattı
Oysa olmalı. Düşünsenize, kuzenlerimizin, Hun'ların, şanlı başbuğu Attila! Tam şu "AB'ye girelim, girmeyelim; alıyorlar, almıyorlar" günlerinde o Avrupa'yı pamuk ipliği gibi atmış atamızı her gün hatırlamalı, o adamlara da hatırlatmalıyız.
Bundan otuz küsur yıl önce, Kıbrıs'ta "Barış Harekâtı"mızı iki aşamada tamamlamış, kuzeyle güney arasında bir sınır çizgisi çizmiştik. Bunun adını da "Attila Hattı" koymuştuk. İşte, o günlerde olsa belki benim "Attila romanları" da güncele bağlanırdı. Ama herhangi bir Avrupa toprağında Attila'nın silüetinin görünmesinden bu yana da otuz yıl geçmiş.
1928'de, bir Fransız, Marcel Brion adında bir popüler yazar, oturmuş "Attila" adında bir roman yazmış. Yazar frenk olunca, bizim Başbuğ'a vermiş veriştirmiş olacağını düşünebilirsiniz. Aslında öyle değil. Bir Fransız'dan beklenmeyecek kadar terbiyeli bir kitap. Hatta "iyi bir asker olmaktan çok iyi bir diplomattı" gibi değerlendirmeler de yapıyor. Şaka bir yana, gerçekten epey nesnel bir kitap.

Çevirmenin adı yok
"Attila" figürü, 1908 sonrasında yükselen Türkçe milliyetçiliğin gözünde önem kazanmıştı.Çünkü büyük bir "Türk" komutanıydı ve üstelik bu büyüklüğünü Avrupalılar karşısında göstermişti. Bizim için önemli olan Attila hakkında bir Fransız'ın roman yazması da önemliydi (yazarın kendisi pek birinci sınıf sayılmasa da). Dolayısıyla bu kitap hemen Türkçe'ye çevrildi. Fransa'da 1928'de yayımlanan kitap, üç yıl gibi kısa bir süre sonra, 1931'de, "Matbaacılık ve Neşriyat Türk Anonim Şirketi" tarafından yayımlandı. Kitapta çevirmenin adı bile yok.

Dünyayı titreten Türk
Herhalde yankı buldu, birtakım tartışmalara (yayına geçmemiş olsa da) yol açtı ki, 1931 veya 1932'de Peyami Safa da bir Attila romanı yayımladı. Bunun Brion'un kitabına cevap vermeyi üstlenmiş bir kitap olduğu çok belli. Kaynakları aynı (Priskas ve Jardenas gibi bazı çağdaş gözlemcilerin anlatılarından yararlanıyorlar), ama tabii kaygılarının yönü değişiyor.
Yazdığı tarih önemli. Bir yanda Atatürk Birinci Tarih Kongresi hazırlığında. Bu Kongre'nin "Göç Yolları", "Her medeniyet Türk'tür" yollu, bir geçerliliği olmadığı herkesçe bilinen aşırı tezlerini bir yana bırakırsak, asıl vurgu yaptığı nokta Türkler'i medeniyet taşıyıcısı olarak gösterme çabasıydı. Bugün hâlâ birilerine pek hoş gelen "Dünyayı titreten Türk" imgesinden, medeniyetle haşır neşir Tük imgesine (metodolojisi tamamen yanlış da olsa) bir geçiş sağlamaya çalışıyordu. Bu iki imge arasında en fazla sürtüşme çıkacak noktalardan biri de, ister istemez, bizzat Attila'nın kendisidir. Yukarıda da söylediğim gibi, Attila, "geçtiği yerde ot bitmeyen savaşçı" ve "Allah'ın kamçısı" olarak militarist Türkçü milliyetçiliğin idolü haline gelmiştir. Bu medeniyetle bağdaştırmak da zordur.

Tahripkar yaratıcı
Peyami Safa romanının önsözünde, o zamana kadar da, ondan sonra da, kimsenin dikkatini pek çekmeyen bir "kadınları seven ve anlayan Attila" imgesi yaratır. Buna, Batı'nın yozlaşan medeniyetini silkeleyerek bir ahlaki uyanışa yol açma işlevini ekler ve "tahripkâr yaratıcı" diye bir sıfat bulur.
Peyami Safa bence elinden geleni yapmaya çalışmış ama Attila üstünden bir "medeniyet havariliği" hikâyesi kurmak kolay iş değil. Romanın başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Nitekim 1974'te Ötüken yeniden basmış.
Bunun yanında bizim edebiyatta bir dolu Attila şiiri yazılmış; Enver Behnan Şapolyo'nun hikâyesi, Aptullah Ziya Kozanoğlu'nun da Atlı Han adında romanı (1942) sayılabilir. Ama Macarlar muhtemelen bizden de fazla yazmışlar -Türklükle akrabalıktan vazgeçinceye kadar.
Hâlâ Attila'nın bugünlerle hiç ilgisi olmadığı konusunda ısrar ediyor musunuz?




KITAP
 "Ölüm mü ?.. Buyursun gelsin!"
 Her ayın son çarşambası
 Büyülü ülke Narnia
 Binbir öykü
 Dış politikanın yarım asrı
 Yazarın fırça darbeleri
 Bir Mike Hammer romanı
 Hedda ile Nora
 Sıradan bir seçim günü
 Ejderhaların gizemi
 2006'ya girerken şiir
 Sözlük yahut lügat
 Cinsiyetçi şiddet ve kadın
 Kızın adı Mercedes
 Kim demiş Attila'nın bugünle ilgisi olmadığını?
 Eleştirinin hanımefendisi
 Her güne başka lezzet
 Çanakkale'nin makus talihi
 Seine Nehri'nde aşk
 Cüneyt Ayral'ın Paris izlenimleri
 Kitap ajandası
 Haberler
 Türkiye'de çok satanlar





© 2006 Milliyet