Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 29 Ocak 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Arap modeli, Atatürk modeli!


Filistin'de meydanlara seçim sandığı kondu, içinden İslamcı ve radikal Hamas çıktı.
Irak'ta seçim oldu, İslamcı Şiiler bir numara çıktı.
Mısır'da rejim biraz yumuşayınca, seçim sandığında İslamcı Müslüman Kardeşler'in eli derhal güçlendi.
Lübnan'da da farklı olmadı. Radikal İslamcı Hizbullah, seçimlerden Lübnan Şiiliğini temsil eden güçlü bir örgüt olarak siyaset sahnesinde varlığını gösterdi.
Yarın Suriye'de serbest seçimler olsa, yine farklı olmayacak. Nüfusunun büyük çoğunluğunu Sünnilerin oluşturduğu bu ülkede, İslamcı Müslüman Kardeşler'in Baasçıları tasfiye edeceği rahatlıkla söylenebilir.
Cezayir'i anımsayın.
Bundan 15 yıl önce seçim sandığından İslamcı Kurtuluş Cephesi (FIS) çıkmıştı. Bunun üzerine ordunun seçimleri iptal edip iktidara el koymasıyla birlikte ülke korkunç bir iç savaşa sürüklenmişti.
Arap dünyası böyle.
Model, radikalizm üretiyor.
Model, İslamcılığı besliyor.
Arap dünyasındaki -dinci, laik, Baasçı- otoriter rejimler, bunca yıl halklarından özgürlüğü esirgediler. Demokrasi ve çağdaşlık korkusu içinde yaşadılar. Bir avuç petrol zengini ülke dışında yoksulluk ve işsizliği de yenemediler.
Muhalefeti sürekli ezdiler.
Yeraltına ittiler.
Aş ve iş sorununu çözemediler.
Bütün bunlar da radikalizmi, İslamcılığı otoriter rejimlerin tek alternatifi haline getirdi Arap dünyasında.
Burada model farkı düşünülebilir.
Türkiye'yle Arap dünyası arasındaki bu model farkına, Atatürk farkı da denebilir. Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı Avrupa'ya karşı veren Atatürk ve dava arkadaşları, Avrupa kompleksi içinde olmadılar. 'Avrupa uygarlığı'nı model aldılar.
Buna karşılık Arap dünyası, sömürge olmanın da verdiği kompleks ile Avrupa'dan geleni reddetti. Kendini kapadı Batı'ya...
Bu bizde olmadı.
Model farkı bu.
Demokrasi de yer alıyordu 'Atatürk modeli'nde.
Ama model kontrollü işledi.
Geçiş kontrollü oldu.
Bu kontrollü geçişin Türkiye'de demokrasiye zararları da dokundu. Bugünlere sarkan aşırılıkları da yaşandı. Hâlâ yaşanıyor bazı açılardan...
Ama bir gerçek var:
Demokrasinin altyapısı Avrupa örneğine göre zaman içinde oluşturulurken, İslamcı akım tek alternatif haline gelemedi Türkiye'de. Demokratikleşme süreci inişli çıkışlı oldu, askeri darbelerle kesintilere uğradı.
Ama yoluna devam etti demokrasi.
Bugün de ediyor.
Arap dünyasında ise işler bayağı zor! İslamcı radikalizm seçim sandığında gittikçe büyüyor.
Peki ya çare?.. (*)
Çare, seçim sandığına kilit mi vurmak?
Hayır.
Çare, seçimleri reddetmek değil.
Seçim sandığından korkmak değil.
Seçim sandığı hiç kuşkusuz demokrasinin tek unsuru değil, olamaz. Ama meydanlara belirli aralıklarla bu sandığı koymadan da demokrasi olmaz.
Bu durumda, Arap dünyasında radikal hareketlerin siyaset meydanında oyunu kuralına göre oynayarak törpülenmeleri, siyaseten ehlileşmeleri en akılcı beklentidir.
Bu beklenti ne kadar gerçekleşir?
Ne kadar da gerçekçidir?
Kolay değil bu sorunun yanıtı da.
Ama bu noktayı düşünürken, bugüne kadarki yasakçılığı da düşünelim. Arap dünyasının ensesinde boza pişirmiş olan -dinci ya da laik- diktaların, otoriter rejimlerin seçim sandığından kaçarak nelere yol açtıklarını da gözümüzün önünden geçirelim.
Ne Cezayir'deki kanlı iç savaş, ne Mısır ve Suriye'deki Müslüman Kardeşler avı, ne de Irak'ta Saddam'ın Şiilere zulmü, bu baskıların hiçbiri İslamcı hareketleri ve radikalizmi ortadan kaldıramadı. Bin Ladin'leri, Zerkavi'leri besleyen suların kaynakları arasında da vardı bu diktalar...
Evet, seçim sandığı her şey değil.
Ama belirleyici bir yol...
Bu yolu kapatmaya çalışmak, İslamcıların siyasal sürece katılmalarını engellemek büyük yanlış olur.
———————————-
* Çare konusunda, Foreign Affairs dergisinin Temmuz/Ağustos 05 sayısında Richard N. Haass'ın "Regime Change and Its Limits" başlıklı ilginç bir makalesi yayımlandı.

h.cemal@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Ya düşeş, ya dubara...
Yarım yüzyıl kadar önce, genç bir Japon, New ...
Melih AŞIK
Nedir bu kaos?
Ülkenin içine yuvarlandığı dinsel tartışmalar...
Fikret BİLA
Mal varlığı değil kaynakları önemli
Türk siyasi yaşamında liderlerin, bakanların ...
Hasan CEMAL
Arap modeli, Atatürk modeli!
Filistin'de meydanlara seçim sandığı kondu, i...
Güneri CIVAOĞLU
Yaşamın sihirli kelimesi
Fethiye'de sadece denizden gelinebilen bir ba...
Can Dündar
Kortlardan iki başarı öyküsü
Geçen hafta birkaç günü İzmir'de bir tenis ş...
Abbas GÜÇLÜ
Okullar niye tatil edildi?
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, bir ay kad...
Metin MÜNİR
Uyan, seni öpmek istiyorum, ben öleceğim
Fabrikayı dolaşmayı bitirdikten sonra beni ye...
Hasan PULUR
Akdeniz'in ortasında 5 bin ton buğday...
DEVLETİN işine, fukaranın şeyine akıl ermez, ...
Derya SAZAK
AKP'nin düşüşü
Yolsuzluk ve yoksullukla mücadele! AKP'yi 200...
Meral TAMER
Bizim kuş gribi göçmen kuşlardan değil
Türkiye'de 4 çocuğun hayatına malolan kuş gri...
Tamer HEPER
Yazık şu suçlulara!
İnsanı çileden çıkaran olaylar konusunda veri...
Osman ULAGAY
Yatın, kalkın, halinize şükredin
Bu yıl Davos'ta Dünya Ekonomik Forumu'nu izle...
Güngör URAS
Bu "Pamuk" başka "Pamuk"
Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü Moder...
Serpil YILMAZ
Kamer'in ortağı Baltacı'nın adresinde
Botaş ihalesini alan Enerco şirketinin sahibi...

© 2006 Milliyet