Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 30 Ocak 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Konyak zamanı

Türkiye'nin neredeyse tamamen karlar altında kaldığı şu günlerde ısınmanın en lezzetli biçimi, birkaç kadeh konyak yuvarlamak. Tabii usulünce, balon bardağında, avuçta ılıta ılıta...

myalcin@turk.net

Konyak sadece sert içkilerin en soylusu değil, ısınmanın da en lezzetli yöntemi bir kadeh konyak yuvarlamak... Türk konyağı sayılabilecek "kanyak"ın ismi de bunun bir kanıtı gibi. Tekel'in ilk zamanlarda adlı adınca konyak diye ürettiği içkiye 1930'lu yıllarda Fransa'dan "Konyak bizim tescilli bölgesel içkimizdir. Bu ismi kaldırın" diye protesto gelince, akıllıca bir manevrayla adı "Kanı ısıtır, yakar" düşüncesiyle "kanyak"a çevrilmiş. Hatta bir söylentiye göre, bu fikir bizzat Atatürk'ten çıkmış.
Fransızlar doğrusu haksız değiller. Konyak adını Fransa'nın Charente-Maritime bölgesindeki Cognac kasabasından alıyor. Buranın bol kireçli topraklarında yetişen beyaz üzümler, konyağa öyle bir rayiha veriyor ki, aynı üzümleri dünyanın başka bir yerinde yetiştirip aynı yöntemlerle işleseniz bile konyağın kendine özgü güzel kokularını yakalayamıyorsunuz. O yüzden şaraptan damıtılmış konyak benzeri içkilere brendi deniyor, brendinin ancak Cognac apelasyonunda yapılanı bu adı alabiliyor.
Brendi kelimesi, Felemenkçede "yanık şarap" anlamına gelen "brandewijn"den geliyor. 16'ncı yüzyılda Fransa'dan Hollanda'ya ve İskandinav ülkelerine fıçılarla şarap taşıyan Hollandalı kaptanlar, Fransa'nın Charente bölgesinin şaraplarından şikâyetçiymiş. Zira birçok bölgenin şarabı yola dayanırken, bu bölgenin tümü de beyaz olan şarapları, alkol dereceleri düşük olduğu için uzun deniz yolculuğu sırasında zaman zaman bozuluyormuş. O yıllarda şişeli nakliyat, şarabın dayanıklılığını artırmak için kükürt kullanmak vb. gibi imkânlar olmadığından, şaraplar bazen yolculuğun sarsıntılarına, ısı değişimlerine dayanmıyor ve ziyan oluyormuş.
Kaptanlar, Charente'ın şarabını damıtarak yoğunlaştırmayı, alkol derecesini yükseltmeyi denemiş ve başarılı da olmuşlar. Bu yüksek alkollü şaraplar hem az yer kaplıyor hem de bozulmuyormuş. Gittikleri ülkede de meyhanelerde içine biraz su katılıp içiliyormuş. Kaynatılarak damıtıldığı için, bu şaraba "yanık şarap" denmiş.
Tabii bu brandewijn, bugünkü konyağın hayli ilkel haliymiş. Zamanla şarabın ikinci bir kez daha damıtımı denenmiş ve böylece iyice yüksek alkollü, 60-70 derecelik bir içki elde edilmiş. Bu içki meşe fıçılarda bekletildikçe kehribar rengini alıyor, tadı yumuşuyor, iyice güzelleşiyormuş. Böylece yeni haliyle brandewijn, kaliteli içkiye meraklı İngiltere'yi de fethetmiş ve İngilizlerin dilinde "brandy"ye, yani brendiye dönüşmüş...

Muhteşem lezzetin sırları
Charente bölgesinin kalbi olan Cognac (konyak) kasabasının ismiyle anılmaya başlanan bu brendiler o kadar şöhret kazanmış ki, dünyanın dört yanında benzer yöntemlerle yapılan brendilere üreticileri konyak demekte sakınca görmemiş. Ancak bunların yarattığı haksız rekabet büyük boyutlara ulaşınca, Fransız hükümeti konyak bölgesi brendilerinin isim hakkını 1900'lerde tescil ettirmiş. O gün bugündür, sadece Cognac kasabası civarındaki bağların, belli kurallara uygun yapılan brendilerine konyak denebiliyor.
"Her konyak bir brendidir ama her brendi bir konyak değildir" sözü, sadece konyağın bölgesel bir içki olmasını ifade etmiyor. Çok brendi üretiliyor ama aroma ve lezzet olarak konyağın yanına bile yanaşamıyor hiçbiri. İspanyol, İtalyan, Ermeni brendileri gibi çok kaliteli brendiler olsa da, konyağa benzeyemiyor, konyağı isteseler de taklit edemiyorlar. Çünkü konyağın lezzeti, coğrafyasının özelliklerinden geliyor.
Konyak hassas bir yıllandırma sanatı olduğu kadar, harmanlama sanatı ürünü aynı zamanda. Zira ne tek bir bağın konyağı ne de tek bir yılın konyağı çok iyi sonuç veriyor. İdeal lezzetleri yakalamak için farklı bağların ve yılların konyakları harmanlanıyor. Bu harmanlamalar sayesinde, ünlü markalar ürünlerinde yıldan yıla değişmeyen, standart bir tat yakalayabiliyor.
Peki konyağın hiç mi kusuru yok? Birçok kişi konyak fiyatlarına isyan ediyor. Doğru, pahalı bir içki. Doğru, Uzakdoğu'daki parayı hızlı kazanmış trilyonerlerin kristal şişelerdeki konyaklara yüzlerce dolar ödemelerinin konyak fiyatlarının şişmesinde etkisi var. Ama insaf: Dünyada hangi içkinin yıllanmış bir şişesi için en az 10 şişe şarap damıtılıyor? Hangi içki asırlık meşelerden yapılma fıçıların koynunda, yarım asra yaklaşan sürelerde dinlendirilip, olgunlaştırılıyor? Hangi içkiyi koklamaktan neredeyse içmeye bile kıyamıyorsunuz? Ve hangi içkinin bir yudumu, damağınızda iyi bir konyağınki kadar uzun kalıyor? Konyağınki boş bir şöhret değil. Fiyatının da çok çok düşmesi de ne yazık ki mümkün değil...



PAZAR
"10 milyon dolar harcadık, bir 10 milyon daha giderdi"
"Kızımız benim gibi sabırlı, Demet kadar güzel olsun"
"Önce yemek gelir; ambiyans ya da müşteri kitlesi değil"
Mutlaka dinlemeniz gerekiyor...
"Mozart da çalarız Japon müziği de"
Paçavradan kürke...
Zoraki İstanbul tatili
Reklamcılar gazetecilerle buluşuyor
Haldun Dormen'e saygı gecesi
Küreselleşme tartışılacak
Laura Padgett'ın sergisi Odakule'de
Kortlardan iki başarı öyküsü
Kova yeniayı neler getiriyor?
En iyi kır lokantası
Hattat hocanın ölümü
Limon yemek zayıflatır mı?
Uyumuyordum, çalışıyordum
Karne öyküleri
Konyak zamanı





Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet