Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 30 Ocak 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kâh çıkarım gökyüzüne...


Caddebostan Gazinosu'ndaki fıstık çamları; kıyıdaki dinçlikleri yaşlarıyla yarışan, masum ama sert duruşlu kayalara, biraz çapkın, biraz şefkatli bir eğilişle bakardı...
Yosunlu, iyotlu deniz kokusuna, bira köpüğü ve anason kokularıyla balık ızgara kokuları karışır gibi olurdu...
Orkestranın çaldığı tangolar...
Gözlerine vuruldum...
Kemanımla sana bir ses verebilseydim eğer...
***
Henüz hiçbir kadın tanımamış erkek çocuklarıyla, henüz hiçbir erkek tanımamış kız çocuklarının içlerindeki ürperti; dans bilmeyenlerle, bilse de dans etme olanağı bulamayanların ışınlı boşluklarıyla ışıksız uzaylarında, daha başka türlü dalgalanırdı...
Öyle bir coşku ve öksüzlük olamaz...
***
Ama annelerle babalar, kendi anlamsız gençliklerinin öcünü, çocuklarından almak istermişçesine; onların bu gizli ve çaresiz ürpertilerine, hıncı zarflanmış buz gibi bir soğuklukla kayıtsız kalırlardı.
Oysa yaşamın her anının, ayrı bir lezzet olması gerektiğine inanmış ailelerin çocukları, ne mutlu dans ederlerdi...
***
Öyle bir mutluluğun, bir daha hiç mi hiç bulunmayacak mutluluklardan olduğunu bilerek ve kimseye anlatamayarak, bakardım ben onlara...
***
Büyük Okyanus kıyılarında dolaştığım kısıntılı zaman parçaları içinde dinlediğim değişik dans havalarını, Caddebostan yalnızlıklarının kırmızı bisikletiyle karıştırdığım çok oldu.
Sonra değişik kentler ve ülkeler akşamlarında gençlikleri anılarla dolu eski dostlarla; -kol gücünün ileri bir teknolojiyle çatışması durumunda- politika çarmıhına ruhunu ve cesedini teslim etmemiş canlıların, neyi kime nasıl anlatması gerektiği konularını da konuştuğumuz az olmadı...
***
Kalbim bir türbe ki gelen ağlar giden ağlar...
Dizlerine kapansam kana kana ağlasam...
Diyorlar kül olmaz ateş yanmadan...
Euclide'in bu şarkılara yabancı olmadığını söylediğimde; bir zaman ve kültür zıtlaşmasını, bir gönül titreşiminin her zaman ve her kültür için geçerli uyumunda eritme sırrını, dostlarım anlarlardı...
***
Herhangi bir seçime katılma ve konu bulma derdi olmayan bir yazı ve anlatım adamı için; Dede Efendi'nin musikisi de olağanüstü güzeldir.
O Dede Efendi ki, tadına varıldığı zaman, belki de gençlik tangolarının yaşanmamış özlemleri, gözlerin ucunda donup kalmış bir çift damla olarak, ufuklar boyutundaki o mendilde, çok değişik bir anlayış bulurlar.
***
O kızlar ki, erkek, çocuklarının nasıl acemi bir pisi pisi gibi kendilerine baktıklarını bilirler ve çok güzel dans ederlerdi. Suadiye akşamlarında, Caddebostan akşamlarında, Moda akşamlarında dans ederlerdi.
Torun sahibi olmaya yaklaştıkları sıralarda, onları "Alezia" akşamlarında bulduğum da olmuştu... Eski tangoları, "blues"ları ve "Luna Rosa"ları ne denli canlı söylemişler ve oynamışlardı...
***
Yaşam sade ekmekten değil, aşktan ve sanattan da soyutlanamaz. Aşktan ve sanattan soyutlanmak istenen bir yaşam, kandırmacaya bindirilmiş bir vahşetin ta kendisidir.
Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin...
Evlerinin önü Mersin...
Kaleden kaleye şahin uçurdum...
***
Torun sahibi olmaya yaklaşmış kız çocukları, kırk yıl öncesinin erkek çocuklarını ne kadar renkli anlatıyorlar... Figürlerde havaya kalkan dirsekler, çapraz atılan adımlarla hızlı yürümeler...
***
Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi...
Biz bunları her canlı tatsın ve yaşasın isteriz... Yaşam kıvancı, üstüne çarpı çekmek için değil, tüm insanlığa mal edilmek içindir.
Ve insan, yaratmak ve tüketmek için gelmiştir yeryüzüne...
Kâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni...
***
Eski fıstık çamları şimdi yok. Kayalar hâlâ duruyor. Kırmızı bisikletli bir erkek çocuğu da hâlâ dolaşıyor gibi oralarda ve bazen yıldızların henüz hiç geçmediği yerlerde... Yani aslında hepimizin buluştuğu ve anlatamadığı yerlerde...
——————
Not: 21 yıl önce yazılmış bir yazı... "Yeryüzü Tanrıçaları"ndan...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Kadın hareketi
DEVLET Bakanı Nimet Çubukçu'nun düzenlediği U...
Çetin ALTAN
Kâh çıkarım gökyüzüne...
Caddebostan Gazinosu'ndaki fıstık çamları; kı...
Yasemin CONGAR
Hamas ibreti, Hamas fırsatı
Hamas'ın seçim zaferi bir bakıma ibretlik; ba...
Can Dündar
1979 ajandası
Geçen hafta kar yolları kestiğinde evde kütü...
Semih İDİZ
Ankara'nın Türkmen özeleştirisi
Son yazımızda, 15 Aralık seçimlerinin Irak'a ...
Metin MÜNİR
Kredi kartlarında gürültü mü büyük, sorun mu?
Dünyanın her yerinde ekonomik büyüme alış ver...
Faik ÖZTRAK
ABD'de büyüme yavaşlıyor
ABD Ticaret Bakanlığının Ekonomik Analizler B...
Hasan PULUR
Doğalgazın çetelesi
BİR lafın sonunu sağlama bağlamak, garanti ve...
Tuba AKYOL
Biz şaka kaldıran bir halkız...
Kanadalı bir radyocu Chirac'ı aramış, "Ben Ka...
Yaman TÖRÜNER
IMF sağlık harcamalarının kısıtlanmasını istedi mi?
Maliye Bakanlığı, sosyal güvenlik kurumlarınc...
Osman ULAGAY
Türkiye, AB ve Asya'nın önemi
"Bu yıl Davos'ta ekonomideki başarıları neden...
Güngör URAS
Hakkâri'de kar kalınlığı 76 cm
Meteoroloji İstasyonu'ndan verilen bilgilere ...
Serpil YILMAZ
'Tuz Gölü gaz deposu sorunu çözüldü'
Türkiye'nin doğalgazda dışa bağımlılığı, öngö...

© 2006 Milliyet