|
 |
|
|
Futbolla medeni olunmuyor
Fatih Tekke ve Gökdeniz Karadeniz'e "gıyaben" sıkılan kurşunlarla allak bullak oldu kafam.
Nasıl değerlendirmeliydik bu saldırıyı?
Polisiye bir vaka mı, futbol terörü mü?
Psikopatların eseri mi, futbolcuları motive etmek isteyen mağara adamlarının mı?
Doğrusu karar veremedim. Başka bir boyutunu düşünmeye karar verdim:
Bizi... Kendimizi... İnsanımızı.
Modern toplumun tüm araç gereçlerine üretmeden sahip olan, demokratik açılımlar için bile Avrupa'dan emir bekleyen bizler, futbol denilen rekabet oyununa nasıl kural koyabilirdik ki?
Bir şeyler eksikti bizde...
Herkes gibi seviniyorduk, üzülüyorduk, kızıyorduk ama devamını herkesten farklı getiriyorduk.
Beynimiz hazır olmadan ayaklarımızı çok güzel uyduruyorduk futbola.
Yetmiyordu.
Futbolla medeni olunamıyordu. Medeni toplumlar futbolun keyfini alabiliyordu yalnızca. Bize hırs, kızgınlık ve şiddetten başka bir şey kalmıyordu.
Hasta yatağından fırlayıp "Nasılsın oğlum" diyen doktoru "Anamı nereden tanıyorsun" gerekçesiyle doğrayan insanların yaşadığı bir ülkeye futbol fazlaydı belki de. Her türlü organize ilişki, organize suça çevriliyordu bizde.
En delikanlı ile en müptezel arasında birkaç dolar ve bir iki fahişeden oluşan incecik bir duvar vardı... Her gün binlerce kez yıkılıp, her seferinde daha derme çatma kurulmaktaydı.
En olgundan en hama, en kestirmeden geçmek marifet sayılmaktaydı.
Tepkilerimiz eşek tepmesi kadar ölçüsüz, acımasız ve gayrı insani olmaktaydı.
Mesele polisiye de olsa, sportif de; fark etmezdi.
Romantik konularda bile kan akıtmak, geleneklerimizdendi.
Tekke ve Karadeniz'in arabalarına şarjör boşaltanlar var ya... Umarım yakalanmazlar... Yoksa en önemli ihraç kalemimiz "popüler kültür" marifetiyle toplum vicdanında "kahraman" olurlar:
"Adam Trabzonspor'u o kadar seviyor ki, tanesi bir dolardan onca kurşuna acımamış, hapsi göze almış... Bu memlekette ne gözü kara taraftarlar varmış."
Türkiye onlarla gurur bile duyabilir. Çünkü biz seviniriz, üzülürüz, kızarız ama tepkilerimiz belli değildir. Futbolun suçu yok, problem bizde.
DİP NOT: Bu arada sevgili Fatih Tekke'nin ruhsatlı silah sahibi olduğu anlaşıldığında, linç girişiminde bulunanlar, belki biraz olsun hak vermişlerdir milli futbolcuya.
Asırlık çim hokeyi takımı!
Bu fotoğraf yaklaşık 90 yıl önce Küçüksu çayırında çekilmiş. Fenerbahçeli sporcular çim hokeyi idmanını tamamlamışlar, tarihe not düşüyorlar.
Bir asır önce çim hokeyi...
"Nostalji" denilen şey, illa çağımızın gerisinde olacak değil ki... Bazen eski tarihli ama günümüz koşullarından çok ileri hatıralar da var. Bu da onlardan biri.
Deklanşöre basan Mehmet Server Araç... 1899'da dünyaya gelmiş, 1975'de veda etmiş. Askeri topoğraf. Kore'ye gitmiş, futbol oynamış, hep Fenerbahçe'yi sevmiş ve fotoğraf makinesini hiçbir zaman elinden bırakmamış.
Bu fotoğraf oğlu Mehmet Tevfik Araç'a kalmış. O da babası gibi asker ve Fenerbahçeli... Ondan, torun Bülban Araç'a...
Mimar Bülban Araç benim dostum. Bir gün elinde bu fotoğrafla geldi ve "Sormadığım yer kalmadı, acaba bu fotoğraftakiler kim?" dedi.
Epey araştırmış sevgili Bülban. Geçen yıl Fenerbahçe Kulübü'ne de başvurmuş ve "Bir zamanlar öyle bir takım vardı" yanıtından başka ipucu bulamamış.
Elbette zor asırlık fotoğrafın sırrını çözmek. Ama çözülse de çözülmese de, böyle bir an yaşanmış işte. Tanıkları çoktan göç etmiş olmalı. Kim bilir; belki aktarılan hatıralardan minik kırıntılar kaldı hafızalarda:
Hatırlayanlar bana iletebilir.
Kimse hatırlamazsa, şu fotoğraf var ya... Benim hayal dünyama iki kocaman kanat takıyor zaten.
Cavcav faka mı bastı?
Gençlerbirliği'nin genç solakı Uğur, sezon bitmeden Fenerbahçe ile söz kesince, "transfer sihirbazı" İlhan Cavcav'ın yeteneklerini yitirdiği sonucuna varıldı:
"Başkan ilk defa tongoya bastı"!..
Öyle mi acaba?..
Olayın içinde Sayın Cavcav varsa, üstelik olay Cavcav'ın zararına gözüküyorsa, imza atılmadan inanmam ben.
Hatta imza atıldıktan sonra bile!
Acaba Fenerbahçe hakkında ağzından tehlikeli sözler kaçıran ve aleyhinde davalar açılan Cavcav, özellikle mi bu pozisyona düşürdü kendini?
Bu bir bedel mi? Danışıklı dövüş mü?
Bilemem... Ama bildiğim şey, Cavcav'ın kolaylıkla faka basacak insan olmadığı.
Fener'in 'helal'i
Kulüplerarası güç mücadelesinde, bir yönetici için rakipler hakkında ağzından ağır bir laf kaçırmaktan daha kötü şey nedir?
Ciddiye alınmamak!
Bu duruma dünyada en çok kızacak insanların başında sayın Ergun Gürsoy gelir, ama içinde bulunduğu durum maalesef böyle.
Biliyorsunuz, "Fenerbahçe'nin haram puanları var" dedi kendisi. Normal koşullarda çok ağır karşılıklar beklenirken Fenerbahçe'den doğru dürüst bir protesto bile gelmedi. "Fenerbahçe bizi geçti" gerçeğini dengelemek için yapılmış bir çıkış olarak algılandı Galatasaray ikinci başkanının "saldırı"sı...
Yani?.. Attığı taş, ürküttüğü kurbağaya değmedi sayın Gürsoy'un.
En ağır yanıtı, ciddiye alınmamakla aldı.
Çok da iyi oldu. Futbolumuzun en son ihtiyacı olan şey "yeni cepheler" çünkü. Fenerbahçe'nin "haram" puanları olabilir, ama bu tavrı futbolumuz açısından yapılması gereken; yani "helal"dir.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|