|
 |
|
|
Yargıya saygı ama nasıl?
Yargıyla ilgili eleştiriler, adalet mekanizmasına güvensizlik ağızlardan hiç düşmüyor. Demokratik hukuk devleti çağrıları hiç eksik olmuyor.
Olağan değil bu durum.
Örneğin yargı reformu, TÜSİAD gündeminin başında yer alıyor. Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı, 'çağdaş hukuk devletinin önemi'nden söz ediyor.
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Büyükelçi Yiğit Alpogan, Washington'daki bir konuşmasında, Türk yargısının eğitilmesi gerektiğini söylüyor.
Derya Sazak'ın Milliyet'teki Sohbet Odası'nda, CHP Hakkâri Milletvekili Esat Canan Şemdinli olayı bağlamında yargıya dokunduruyor:
"Vatandaşlar yargının görevini yapmasını bekliyor. Şemdinli aydınlatılmazsa korku devam edecek. Eğer bundan sonra da derin devletin, Jitem'in varlığı devam edecekse, devlete olan güven daha da azalacaktır. Şu anda yargının eli kolu bağlı. Çünkü sanıklar ilk günden himaye edildi. Yargı, astsubayların üstlerinin ifadesine başvurmamıştır."
Yine dünkü Milliyet'in manşetinde, yargının kendisine çekidüzen vermesi gereğine işaret eden önemli bir yazı vardı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Türk yargıcı Dr. Rıza Türmen'in imzasını taşıyan bu yazıda, yargı süreci içinde de yargıya dönük eleştirilerin ille de suç oluşturmayacağını örnekleriyle anlatılıyordu.
Bu örneklere bakınca, ilk olarak Başbakan Erdoğan'ın, Rektör Aşkın davasıyla ilgili bazı eleştirileri anayasal suç diye nitelemesinin temelsizliği ortaya çıkıyordu.
Bir Başbakan'ın, bir Adalet Bakanı'nın ağzından çıkan böylesi ifadelerin basın özgürlüğü açısından taşıdığı sakıncalı boyutlar kendini belli ediyordu.
Evet, yargıya saygı...
Ama nasıl?..
Ne yapılmalı ki, yargı gerçekten saygıyı hak eder hale gelsin?
Bunun için yargı düzenimizde çıtanın yükselmesi lazım. Adalete yeniden güven duyulabilmesi için başka çare yok.
Örneğin, bunun için demokrasilerde ancak toplumsal utanç konusu olabilecek bazı ayıp davalardan -özellikle ifade özgürlüğü alanında- kurtulmamız şart.
Öte yandan, 'Avrupa hukuku'na çok daha fazla uyum sağlaması gerekiyor Türk yargı sisteminin.
Bu bakımdan bugüne kadar 2'si anayasayla ilgili olmak üzere 11 reform paketi çıkarıldı. Önemli değişiklikler yapıldı.
Kâğıt üstünde çok şey değişti.
Fakat uygulamada henüz yol alabilmiş değiliz. Hem yargıda hem idarede değişemeyen eski zihniyet, Türkiye'nin Avrupa hukukuna yakınlaşmasını sürekli olarak geciktiriyor.
Hukuk zaafını aşamıyoruz.
Devlet, hukukla haşır neşir olmayı sevemiyor.
Yargıya gelince, daha hâlâ bireyi değil devleti korumanın peşinde.
Referansı hâlâ devlet!
Birey değil.
Hukuk devletinde olmaz bu.
Türkiye'nin Avrupa hukukuna yakınlaşmasında kilit role sahip Yargıtay'ın da Türkiye'nin Avrupa hukukuna yakınlaşmasında yeterli katkıyı yaptığı söylenemez.
Yargıçlarımızın Avrupa hukukunu yakından izlemelerini sağlayacak maddi ve manevi altyapılar da henüz kurulabilmiş değil.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'yle, Sami Selçuk'un Yargıtay Başkanlığı sırasında bir ara canlanan ilişkiler ve yargıçların eğitim amaçlı Strasbourg ziyaretleri de yeterli olmaktan çok uzak...
Doğrudur, yargının yıpratılması kamu çıkarına aykırıdır. Yargının saygınlığı önem taşır demokratik düzenlerde.
Ancak eleştiriyi, yargının yıpratılması olarak görmek ve anlamak da demokrasi ve ifade özgürlüğüyle bağdaşmaz.
Özellikle bugünün Türkiye'sinde yargının eleştiriye ihtiyacı büyük, eğer gerçekten demokratik hukuk düzeni içinde yaşamak istiyorsak...
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|