|
 |
|
|
Bir var da buçuk yok
Lig TV'de Fortis Türkiye Kupası gecesinde Şansal Büyüka, Toroğlu'na "5 milyon dolar toplamışlar galiba" dediği sırada kameralar, Galatasaray Kulübü'nün kapısından çıkan Mali İşlerden Sorumlu Refik Arkan'ı gösteriyordu.
Gülüyordu.
Ağlayacağına.
Mali işlerden sorumluydu.
Ve hâlâ gülebiliyordu.
5 milyon dolar geliyordu ya.
Evet, gülüyordu...
Evet, ağlamalıydı...
Sonra Özhan Canaydın'ı gösterdi kameralar.
Başkan bitmişti.
Bu kadarını da hak etmemişti.
Dört yılda tek başına Galatasaray için bir sürü 5 milyon dolar bulan bir Galatasaray Başkanı'nı, yine Galatasaray için bulunan bir 5 milyon doların bu hale getireceğini kim tahmin edebilirdi?
Onun yerinde olsam muhabire, "Adnan'a söyleyin, kendisine 100'er bin dolar verenlerle gelip, yönetsin Galatasaray'ı marta kadar" derdim.
Ve eklerdim.
"Gidiyorum..."
Ve...
Adnan Polat.
İkinci Başkanı'nın ifadesine göre stoperi için nisana kadar 100 bin dolar bile bulamayan bir yönetimin yönettiği Galatasaray için, bir sözüyle 50 tane 100 bin dolar bulması az bir şey değil tabi.
Çok bir şey de değil ama.
Hamlesi karizmatikti.
Zamanlaması da müthiş.
Ama tehlikeli de.
"Koca Galatasaray camiası, birkaç gün içinde 5 milyon dolar topladılar, helal olsun valla"sı da vardı.
"Koca Galatasaray camiası, birkaç gün içinde sadece 5 milyon dolar topladılar, yazık valla"sı da vardı ama.
Kafasından ne geçtiğini bilmiyorum.
Galatasaraylılar'ın kafalarından geçeni biliyorum ama.
Bir çırpıda 5 milyon doları bulan bir Galatasaraylı, enkaz altındaki Galatasaray'ın marttaki yeni yönetiminden artık kaçamaz.
Kaçırtmazlar.
Kaçmamalı da.
Aksi halde...
Bunun adı 100 bin dolar verip sıyrılmak olur.
Sıyırmak...
Yırtmak.
Bu da Adnan Polat'a yakışmaz.
Ayıp olur.
Özhan abiyle devam edelim.
Galatasaray tarihinde belki de Galatasaray için en içten, en samimi, en iyi niyetli çalışan, Galatasaray'a en çok şey veren bir başkanın düştüğü bu duruma ne demek lazım?
En hafifinden.
Trajik.
Ve 5 milyon doların ona değil de başka bir Galatasaraylı'ya emanet edilmesi.
Evet çok trajik.
Ve de çok dramatik.
Mehmet Cansun'la bağlayalım.
Hani, "Galatasaray'ı 2.5 kişi yönetiyor" demişti dünlerin birinde.
Ben de "İkisi Terim ve Canaydın, buçuk da Refik Bey herhalde" demiştim.
Ve ilave etmiştim.
Biri gitti, 1.5 kaldı.
O 1.5 da yönetemiyor Galatasaray'ı.
Daha vahimi de...
Galatasaray bu haldeyken dahi Galatasaray'ı yönetmek için 1.5 kişiyi bırakın buçuk kişinin bile çıkmaması.
Ya da...
Buçukların çıkması.
Ünal Aysal'la beraber 1.5 etmeleri.
Ah Galatasaray ah...
Veya...
Vah Galatasaray vah.
Özhan Canaydın bu kadarını hak etmedi
Özhan Abi bu kadarını da hak etmedi belki.
Hatta belkisiz de hak etmedi.
Ama diğerleri.
Hak etti.
Hatta daha fazlasını da.
Bir de yönetici diyorlar onlara.
Doğrusu.
Yönetemeyici olmalıydı.
Ve...
Hâlâ duruyorlar.
Neymiş tüzük müzük, usul musul, filan falanmış.
Geçiniz.
Marta kadar Galatasaray'ın bir yönetim kurulu olsa noolur...
Olmasa noolur.
Galatasaray bundan daha mı kötü durumda olur?
Yoo.
Ve...
Allah düşmanlarımı bile onların düştüğü duruma düşürmesin.
Made in Ergun Gürsoy ve Kıran
Gürsoy dünlerin birinde, "Meyve veren ağaç taşlanır" demişti.
Kendisini kast ediyordu.
Ben de, "Biz desek, Ergun Bey 'ağaç mıyım ben' der" demiştim.
Ve...
İlave etmiştim.
Hangi meyveyi verdiğini söylese de...
Yemesek.
Ya da...
Yesek.
Karşılaştığımızda, "Hiç mi iyi bir şey yapmıyoruz be kardeşim" diye serzenişte bulunmuştu.
Haklıydı belki de.
Ama beklenti fazlaydı ondan.
Bu beklentiyi yaratan da kendisiydi.
N'apim...
* * *
Lig TV'de Bahri'ye (Havadır) ve Ömer'e (Güvenç) "Konya'ya gitmedim çünkü futbolcuların yüzlerine bakamıyorum" dedi Gürsoy.
Erkekçeydi.
Ve de Gürsoyca...
Üstelik onun gibi dik, boyun eğmeyen, saklanmayan, gizlenmeyen biri için kolay da değildi.
Ama Galatasaray Yönetimi'nin içler acısı hali bundan daha iyi anlatılamazdı.
Evet, Gürsoy en azından ortada.
Arkadaşları ortaya bile çıkamıyor.
"Gıkları" bile çıkamıyor.
Bir Turgay Kıran vardı arada sırada "gıkı" çıkan.
100 yıllık Galatasaray'ın 100. yılındaki gelmiş geçmiş en cılız yönetiminin başkan yardımcısı hiç sıkılmadan başkanlığa adaylığını koyabiliyor hâlâ.
Ne diyelim.
Keşke o da diğerleri gibi sussa bari.
Bilgin'den
Hâlâ bu köşeciği sevgiliye yazılan mektup zannedenler var ya...
Yuh onlara!
Ortada sevgili, mevgili yok.
O'nla biz de değiliz.
En azından "sizin bizler" gibi bir biz değiliz.
Bir şekilde biziz tabi.
Ama...
Aması da var işte.
Hatta amanın sonrası da.
Evet ortada sevgili, mevgili yok.
Sevgi var.
Sevgim var.
Ne ben o kadar ucuzum, ne O, ne biz, ne köşeciğimiz, ne de köşemiz.
Gerçi...
Mesela yurt dışında 1-2 günlüğüne, mesela yurt içinde 1-2 saatliğine yapılan kaçamaklarda parayla yanlarında gezdirdiklerini sevgili sananlara, zamparalık diye bunları anlatanlara, bunları anlatmak da abes ya...
Bir kadın tarafından sevilmiyorlar.
Daha kötüsü...
Bir kadını sevmiyorlar.
Sevemiyorlar.
Yazık onlara...
Aralarında "Ben olsam o mektupları köşesinde yazdırmazdım ona (bana)" diyen kimler var kimler.
Bir bilseniz...
Valla billa yazık onlara...
Benim model tutunca...
"Bu modeller (ben ve gibilerim) tutmaz" demişlerdi.
"Ya tutarsa" demiştim ben de (içimden)...
Ve...
Tuttu da.
Hele...
"Ya devamı gelirse"si de var ya.
O modellerin modası da geçiyor ya...
Atıp tutuyorlar bana biliyorum, sağda solda.
Birkaç kişinin okuduğu internet sitelerinde...
Birkaç yüz kişinin seyrettiği kanallarda...
Birkaç bin kişinin okuduğu gazetelerde.
Cevap bekliyorlar.
Vermiyorum.
Vermeyeceğim de.
Yok öyle.
Burası Milliyet, burası TRT, burası Lig TV, burası Radyospor.
Burası Süper Lig.
Yok öyle.
Ne demişler.
Bir yürüyenler var...
Bir de...
Ürüyenler...
Her şeye rağmen...
Yolları açık olsun.
Yolum da.
BİR SERİ İLAN
Pazarları TRT / Pazartesileri Lig TV / Pazartesi ve çarşambaları Radyo Spor / Cumaları Milliyet.
Başka şubem yoktur.
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|