Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Şubat 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Teknoloji
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Adnan Menderes tartıştığı Abdi İpekçi için şöyle diyor:
O fantezi çoraplı genç kimdi?

İpekçi, "Menderes'le sohbet sert bir tartışmaya dönüştü. Menderes'in önemli randevuları vardı ama gitmedi. 'O fantezi çoraplı genç kimdi?' demiş benim için" diye Çetiner'e anlattı

Abdi İpekçi'yle yapılan son röportaj - 3

ÇETİNER- Gazetenin çıktığı günlerde, muhalefet ve iktidar ile gazetenin ilişkileri nasıldı?
İPEKÇİ- Naci Bey'in Demokrat Parti ileri gelenlerine, özellikle Menderes'e yakınlığı herkes tarafından biliniyordu. Yalnız o dönemlerde DP özgürlükleri kısıtlama tedbirlerine henüz başlamamıştı. DP ile mücadele etme ortamı ilk yıllarda söz konusu değildi.
İkincisi, Naci Bey, DP'ye ve Menderes'e yakın olmasına rağmen, ilk günkü başyazısında belirttiği gibi, tarafsız olmaya zaten angaje olmuştu. Kendi imzasıyla, iktidara dalkavukluk etmeyeceğini, tarafsız ve bağımsız kalacağını yazdı. Biz de bu politikayı sürdürüyorduk.

Tarafsızlığı sürdüremedik
Daha sonra sürtüşmeler başlayınca, tarafsızlığı ve objektifliği tam bir özgürlükle sürdürebilmek güçleşti. DP'ye karşı kesin bir vaziyet alışımız hemen olmadı. Belki bunda DP'nin gazeteye, yani Naci Bey'in şahsına ve ailesine Menderes'in yakınlığının rolü, gelebilecek baskılara karşı ihtiyatlı davranmak da etken olmuştur. Ama ben yazı işleri müdürü olarak sorumluluğumu yürütürken, haberleri değerlendirirken, bu etkenlerin baskısından kurtulmaya çalışıyordum. Milliyet başlangıçta sert bir muhalefet yapmadı.
DP'ye karşı başlayan reaksiyonu temsil eden bazı gazeteler muhalefetlerini daha sert bir üslupla yürütüyordu. Milliyet o sertlikte gitmedi. Bu, DP'nin son yıllarına kadar böyle dengeli bir şekilde gitti.

DP giderek sertleşti
ÇETİNER- Hangi olay acaba DP ile Milliyet'i karşı karşıya getirdi?
İPEKÇİ- Bunu tek bir olaya bağlamak yanlış olur. DP muhalefete ve basına karşı sertleşti. Bu sertlik, başka bir sertliği davet etti. Muhalefetten başladı ve gazetelere de geçti. Milliyet de bunun içindeydi. Başlangıçta ihtiyatlı ve dengeli idi. Fakat giderek DP sertleşince Milliyet'in tutumu da kesinleşti ve sertleşti.
Özellikle son yıllarında, artık adamakıllı DP iktidarının özgürlüklere karşı aldığı tedbirlerle, ekonomik politikasıyla savaşan bir gazete haline gelmişti Milliyet. Ve sanıyorum ki başı çeken iki üç gazeteden biriydi.
ÇETİNER- Menderes'in telefonu açıp da şikayetleri oluyor muydu?
İPEKÇİ- Oluyordu. Ben direkt olarak Menderes'le muhatap olmadım. Bir olay hariç... Washington'a gelmişti Menderes. Yanında da Nadir Nadi ile Ercüment Karacan vardı. Ben de o sırada bir gazetecilik seminerinde bulunuyordum. Onlar Washington'a gelince ben Chicago'daydım. O geziyi izlemek üzere Chicago'dan Washington'a geldim.
Washington'da sefarette bir sohbetle başlayan koyu ve sert bir tartışma oldu. Menderes'in önemli randevuları vardı. Büyükelçinin uyarılarına rağmen gitmedi. Ve bizimle orada bir tartışmaya girdi.

İleri giden sözler söyledim
Fatin Rüştü, Menderes, Altemur Kılıç, Ercüment Karacan, Nadir Nadi, ben... Orada Menderes'le ilk ve karşı karşıya, benim ve ötekilerin çok sert tartışması oldu. Yani o günün koşullarına göre çok sert sayılması gereken bir konuşmaydı.
Ben de o zaman gençliğimin verdiği hızla belki oldukça ileri giden sözler söyledim. Altemur, o toplantıdan uzunca bir süre sonra, Menderes'in bana o toplantıda bozulduğunu, "O fantezi çoraplı genç kimdi?" dediğini söyledi. Ben o zaman renkli çorap giymiştim anlaşılan. Ona dikkat etmiş, konuşmalarımdan pek hoşlanmamış ve Altemur'a öyle sormuş, "O fantezi çoraplı genç kimdi?" diye.
ÇETİNER- Bilmiyor muydu?
İPEKÇİ- Bilmemiş olabilir. Çünkü o zamanlar gazetede adı sanı geçmeyen birisiydim.

Peyami Safa İpekçi için 'Küçük Dâhi' diyor
ÇETİNER- İlk imzalı yazınız ziyaret ettiğiniz Japonya mıydı?
İPEKÇİ- Döneli iki ay olmuştu... Böylelikle ilk imzalı yazılarım yanılmıyorsam o Japonya...
ÇETİNER- Bir hamle yapıyorsunuz 1955 yılında. Bu hamle sırasında Ulunay'ın Sayılı Fırtınalar'ı, Server Bedii'nin (Peyami Safa) başka bir romanı ve senin Japonya... O hamlede. Bu arada geçen acı tatlı olaylar veyahut konuşmalar var mı?
İPEKÇİ- O zaman Yazı İşleri Müdürlüğü bir nevi sekreterlikti ve gazetenin erken baskısı filan yoktu. Bir baskısı vardı. O da gece 01.00'de, 02.00'de. Yani ben matbaada 01.00'e kadar, hatta daha da çok kalırdım. Çünkü gazeteyi almadan makineden eve dönemezdim. Onun için baskının da başlamasını beklerdim. Naci Bey de o sıralarda, özellikle ilk günlerde mutlaka gazeteye gelirdi. Saat 01.00'de o da gazeteyi alıp eve gitmek üzere. Beraber beklerdik makinenin dönmesini.

Sabah eve dönerdik
Dönerdi makine, gazeteyi alırdık, bakardık filan, haydi Naci Bey gidelim. Dur derdi, şu kalıp değişsin, bir de onu görelim derdi, biraz daha beklerdik. Dur derdi, şu müvezziler gelsin, gazete dağıtılsın, gazetenin dağıtımını da görelim derdi. Böylelikle baskı başlasın, ayarı yapılsın, bayiler gelsin, müvezziler gelsin diye diye biz sabahlardık. Ve sabahları giderdik. Bazen de kahvaltımızı da ederdik, öyle dönerdik.
TURHAN AYTUL- Bu arada bir gece Abdi Bey erken kaçtı, bilmiyorum hangi gece olduğunu ama, tarihini biliyorum. Kapalıçarşı yangını oldu. Naci Bey geldi. Fakat Abdi Bey yok... Çünkü Naci Bey arattırıyor, Abdi'yi bul, diye...
ÇETİNER- Nişanlanmak üzere imiş...
AYTUL- Ya nişanlı ya nişanlanmak üzere... Bir türlü bulamadık Abdi Bey'i. Abdi Bey sonra saat 11.00'e, 11.30'a doğru geldi. Kendiliğinizden geldiğini zannediyorum. Ondan sonra Naci Bey çok sevindi. Artık gerisini siz devam edin.
İPEKÇİ- Galiba mürettiphaneye gidişim, Naci Bey'i orada buluşum filan...
AYTUL- Müthiş bir gün. Naci Bey, "Abdi İpekçi yok, ne olacak?" diyor. Abdi İpekçi'ye emanet etmiş her şeyi. Ve Abdi Bey geldi, sayfaları yaptınız. Kapalıçarşı yandı diye ve ondan sonra sabaha karşı da çıktık... Küçük Dâhi meselesini sordun mu Abdi Bey'e?
İPEKÇİ- Nedir? Hiç bilmiyorum ben onu...
AYTUL- Abdi Bey'e takılmış ilk sıfat. Milliyet gazetesinden Peyami Bey tarafından. "Küçük Dâhi".
İPEKÇİ- O alaylı...
AYTUL- Alaylı tabii, aleyhinizdeki şey.

Patronunun başyazı yazmasını önleyen yazar
İPEKÇİ- Neydi benim Peyami Safa ile aramızdaki mesele? Hatırlamaya çalıştım da...
AYTUL- Sizin Peyami Safa ile bir meseleniz yoktu.
İPEKÇİ- Ben de öyle hatırlıyorum.
AYTUL- İlk anda yoktu. Fakat Peyami Bey gazetede otorite olmak için, yani bugünkü genel yönetmenlik sıfatını alıp, sizi sekreter haline getirmek istiyordu ve bu yüzden sizin hakkınızda "Küçük Dâhi" tabirini kullanıyordu. Ve birinci gazete çıktığı zaman onu koz olarak kullanmıştı. "Küçük Dâhi'nin yaptığı işe bakın!" diye...
İPEKÇİ- O zaman mı bu lafı kullanmıştı?
AYTUL- Tabii.
İPEKÇİ- Bunu ikiye ayırmak lazım.
AYTUL- Ali Naci Bey'in ölümüyle o.
İPEKÇİ- Asıl o benim bildiğim.
AYTUL- Ama başlangıç bu.
İPEKÇİ- Ama başlangıçta ilk günkü gazeteyi beğenmiyor: "Bu çocuk bu işi yapamayacak, geç kalmadan..."
AYTUL- O ayrı.
İPEKÇİ- "Küçük Dâhi" o zaman bir şey olmamış ki! Öyle bir laf olsun.
AYTUL- Hayır, Ali Naci Bey'in ve Ercüment Karacan'ın size olan itimadından dolayı Server Bedii, yani Peyami Safa son derece tedirgin. O küçük bir yan masa vardı. Ali Naci Bey'in...
İPEKÇİ- Şimdi... Peyami Safa'nın ilk başlarda bana karşı gazetenin içerisinde otorite iddiası olamaz. Çünkü Naci Bey var. Naci Bey varken Peyami Safa yerini bilirdi. Gerçi Naci Bey'den sonra gelen en önemli adam olmak iddiasındaydı, bu iddiası da herkes tarafından bir yerde kabul edilmişti, bildiğim kadarıyla.
AYTUL- Bir gün beni Faruk Ağabey'le beraber yemeğe davet etmişti. Size başkaldırmak üzere... Ben bunu nasıl kabul etmedim. Belki ilk defa size biz başkaldırdık...
İPEKÇİ- Orada Sami Önemli'nin müdahalesi oluyor değil mi?

Safa'nın 2 hikâyesi var
AYTUL- Aleyhinizde olan birtakım şeyler büyütülmüş, Kıbrıs meselesinde. Makarios zannediyorum...
"Küçük Dâhinin çıkardığı gazeteye bak. Bu gazete böyle çıkarılmaz. Böyle şeyler olmaz. Sen karşı çıkacaksın bu işe ve sen geçeceksin sekreterliğe" denildi.
Ben de, "Ben bu işe girmem. Bir defa girdim. Abdi Bey'in şahsı ile değil, yeni bir adam oluşu dolayısıyla girdim. İkinci sefer girmem" dedim Faruk Ağabey'le beraber yemek yedik...
İPEKÇİ- Neyse ama benim demek istediğim şey başlangıçtaki hikaye ile Naci Bey'in ölümünden sonraki hikâye birbirinden çok farklı. Başlangıçta samimi olarak benim bu işi başaramayacağıma inanmış ve Milliyet'in daha iyi olması için benim uzaklaştırılmamı düşünmüş olabilir. Ondan sonraki hikâye ise Naci Bey'in ölümüyle...
Gazetede kim var? Naci Bey'in oğlu Ercüment Bey var. "Gazetecilikten hiç anlamaz" diye düşünüyor Peyami Safa. "Abdi var, o da bir sekreter. Bu gazetenin politikasını ben yaparım. Hangi yazının girmesine, hangi yazının girmemesine, hangi adamın alınmasına, hangi adamın alınmamasına ben hükmederim ve ben kendimi Ercüment Bey'in ve Abdi'nin üzerinde bir adam olarak bu gazetenin başında görüyorum."
O anlayışla girdi sanıyorum. Bir kere Ercüment Bey bunu sineye çekti. Başyazı yazmak istedi, önledi. "Gazetenin politikası şöyle olmalıdır, böyle olmalıdır" dedi, onu kabul etmedi. İlk direnişi Ercüment Bey'den gördü ve Ercüment Bey'de, "Bu çocuk gazetecilikten de anlamıyor ben bunu istediğim gibi kullanırım" anlayışını göremedi.
Sonra benimle başladı sürtüşmeler: Bir sekreter olarak gelip "şunu yap, bunu yapma" diye... Ben ona saygı gösteriyordum yine. İnanmadığım ve çok ters gördüğüm şeyleri de kabul etmiyordum ve Ercüment Bey de beni kabul etmemeye teşvik ediyordu.

YARIN
DP'nin Milliyet'e yaptığı baskı...
Milliyet'e aldığı gazeteciler...
Çetin Altan'ın ayrılışı...
İpekçi siyasi görüşünü anlatıyor: Sosyalizm mi, sosyal demokrasi mi?
YÖN dergisiyle çalışma... ve ayrılık...








Taha AKYOL
Erdoğan, Baykal, mal varlığı
BAŞBAKAN Erdoğan'ın çok yakınındaki iki isiml...
Çetin ALTAN
Mal varlığı kavgaları, Dubai ve Afrika'nın maymunları...
5 günlük bir ayrılıktan ve Basra Körfezi'nin ...
Melih AŞIK
Çamlıca yolunda
Bizim çocukluğumuz Çamlıca'da geçti... Ümrani...
Fikret BİLA
Sezer'in duyarlılığı
Etik değerler yasaya sığmaz. Toplumun ürettiğ...
Hasan CEMAL
Laf öğütmek yerine!
Önce satırbaşlarıyla: (1) Yolsuzluklar, Türk...
Yılmaz ÇETİNER
O fantezi çoraplı genç kimdi?
ÇETİNER- Gazetenin çıktığı günlerde, muhalefe...
Güneri CIVAOĞLU
Diğer mal varlığı
Mal varlığı süreci zaten olması gereken çizgi...
Abbas GÜÇLÜ
Yetişkinlerin eğitimi
Dünyada, özellikle de gelişmiş ülkelerde, ömü...
Hurşit GÜNEŞ
Mal varlığını açıklayamayan Erdoğan
CHP, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın mal varlığını...
Sami KOHEN
Bu proje ölmemeli...
GEÇEN ay Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün İsr...
Metin MÜNİR
Rekabet Kurumu Oyak-Arcelor'a geçit vermeyebilir
Ordu Yardımlaşma Kurumu, Erdemir'in % 49'unu ...
Faik ÖZTRAK
Maastricht kriterleri yakalandı, rahatlayalım mı?
Bu hafta ekonominin iki önemli dengesine iliş...
Hasan PULUR
"Bir garip ölmüş diyeler"
HERKES, gücü yettiği kadar, ölen yakınının ar...
Derya SAZAK
Erbakan'ın cezası
AKP Meclis Grubu, 'akçalı işler' nedeniyle sı...
Meral TAMER
Kadınların İstanbul buluşması
Gelecek hafta İstanbul'da sadece kadınları de...
Güngör URAS
Devlet hastaneleri zor durumda
Milletvekillerimizin oylarıyla TBMM'de kabul ...
M. Ali BİRAND
Gelişmelerden rahatsız olmayın...
Korkak bir yazar değilimdir. Düşüncelerimi aç...

© 2006 Milliyet