Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Şubat 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Teknoloji
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Diş kirası: Pırlanta

"Doğum günümde bana tektaş pırlanta yüzük al" dedim. Ciddi miyim diye baktı. Ciddiyim. "Takacak mısın?" diye sordu. Hayır, galiba takmayacağım...



Bir arkadaşım "Kocama tektaş pırlanta aldırdım" dedi. Sonra yeni doğum yapan bir arkadaşımızdan konuşmaya başladık. Bebeği nasıl güzel, çok sevimli, minik Ece'miz bizim, bir tane... "O da kocasına doğum hediyesi olarak 'tria' aldıracakmış" dedi. Tria da ne? Üç taş pırlantaymış. Hadiii... Kim bu kadınlar?
Yani ben kendi kendime sordum o esnada: Kim bu kadınlar?

Pırlanta yaşımız mı geldi?
Üniversiteye ilk başladığım yıldan bu yana kesintisiz arkadaşlarım.
Evlendiklerinde de kocaları yüzük almıştı onlara. Ama o zaman bahse değer bir mevzu değildi bu. Demek artık biz pırlantalardan konuşacak bir döneme geldik. İyi de benim pırlanta yüzüğüm yok.
Ne yapacağım?
"Aldırdım", "Aldıracakmış"...
Yanımızda konuştuklarımızı hiç anlamadan oturan ecnebi kocaya "Mecburen mi aldın bu yüzüğü?" diye sordum, "Zorladı seni değil mi?"
"No, no" dedi, "Hayır hayır, çok istiyordu o yüzüğü ama parasına kıyamıyordu. Ben de aldım."
Birkaç gün sonra televizyonda bir filmde bir kadın sevgilisine "İlişkimiz yürümüyor" demez mi? "Önemli bir aşamayı atladık. Hâlâ evinin anahtarını bana vermedin. Tanışırsın, hoşlanırsın, sevişirsin, birbirine evinin anahtarını verirsin, aileyle tanışırsın..."
Aşamalar, basamaklar, ilişki merdiveni çık çık bitmez ki... Sonra aynı eve taşınırsın, sonra adam yüzük alır, evlenme teklif eder, sonra evlenirsin, sonra çocuk yaparsın...
Bir kez evlendim, o kadar da anlaşarak boşanmamıza rağmen; anlatmıştım ya size de, amma işmiş boşanmak, bir sürü formalite. Ben bir daha katiyen boşanmakla falan uğraşamam. Evlenirsem de, tecrübeyle sabit, kesin boşanırım. Bir daha evlenmeyeceğim. Çocuk da istemiyorum.
Pırlanta yüzük istiyorum.
İstiyorum!
Kendiliğinden akıl edip de bana pırlanta yüzük almaz sevgilim. Zaten öyle adamları da, o "iyi" adamlardan özür dileyerek itiraf etmeliyim ki, çok yavşak bulurum ben.
Fakat işte kafayı taktım, iyi mi?
Ben de pırlanta yüzük "aldıracağım".

Böbreğini mi isteseydim?
Aldıracağım dediysem, bir kuyumcunun önünden geçerken "Şu yüzüğü de pek beğendim" diye tiyatro kuracak halim yok.
"Doğum günümde bana tektaş pırlanta yüzük al" dedim sevgilime.
Ciddi miyim diye baktı. Ciddiyim. "Takacak mısın?" dedi. "Zannetmiyorum." Ben yüzük, küpe, kolye, hatta saat takmam.
Çok teşekkür ediyorum kendisine ki uzatmadı. Ben çünkü o sırada yüzsüzce sırıtıyor olmama rağmen, bir soru daha sorsa, verecek cevabım yok, düştüğüm şu durum yüzünden ağlamaya başlayacaktım.
Ben ağladıktan sonra da değil yüzük, elmas madeni alsa, ne kıymeti var?
Doğum günümde pırlanta yüzük geldi.
Ve ben hâlâ utanıyorum.
Çünkü tüm bunlar çok saçma!
Erkeklerin kadınlara mücevher hediye etmesi saçma bir şey değil esasında. Bir geliri, maddi güvencesi olmayan kadına gayet kibarca maddi güvence hediye etmiş oluyorlar. İyi de benim buna ihtiyacım yok. İlle de maddi güvence istiyorsam bari hisse senedi, fon falan aldırsaydım.
Belki de böbreğini istemeliydim, ne bileyim...
Takmayacağım bir yüzük için bunca para ödemesi çok saçma. Ama yüzük de bir "simge" işte. İlişkimiz, tıpkı pırlanta gibi zamana dirensin, sağlam kalsın diye. Parayı bu "simge"ye ödemiş oldu...
Peki biz şimdi bu yüzüğü bir "simge" olarak mı kabul edeceğiz? Bu yüzüğe bir "mana" yükleyecek miyiz?
Bu yüzüğe bir mana yüklersek eğer, 9 yıldır "manasız" bir ilişki mi yaşıyorduk biz yani?
Bu yüzüğe bir mana yüklemeyeceksek, ben niye yüzük istedim peki, o niye yüzük aldı; salak mıyız?
Kendimi budala gibi hissediyorum.
Yüzük de orada, ortalıkta, sehpanın üstünde, kutusunun içinde duruyor.
Parmağıma büyük geldi. Arada sırada işaret parmağıma takıp evde takılıyorum. O zaman kendimi daha budala hissediyorum.
* * *
"Diş kirası" ne demek biliyor musunuz?
Sözlükteki karşılıklarından biri "Bir kimseye fazladan verilen para, armağan vb." Bu yüzük bana fazladan verildi.
Yüzükte, o tektaşın yanı sıra halka boyunca bir sürü mini mini pırlanta var.
Yüzük küçültüldüğünde o minik pırlantalardan birkaçı artacak.
"Simge"yse, buyrun simge...
Bari onlardan birini dişime taktırayım!


Evlenirsek eğer, boşanma sebebi:
Otelde romantik yıldönümü talebi


Nurseli İdiz ve Fatih Gülnar, Cihangir'de bir otelde oda tutmak istiyor, otel görevlileri evlilik cüzdanları olmadığı için oda vermiyor. Bu nasıl bir şey? Kaç yaşında insanlar, aynı odada kalmak için otel görevlilerinden mi onay alacak? Ne acayip memleket burası hakikaten.
Yok muymuş Nurseli İdiz'in bir tektaşı, gösterseymiş, işte evlilik cüzdanı diye...
Büyük Şef'in iki arkadaşı senelerce birlikte yaşadıktan sonra evlenmeye karar vermişler. Çünkü adam bir kaza geçirmiş, hastanede, yoğun bakımda; kadını yanına sokmuyorlar. "Yakını mısınız?" diye sormuşlar, "Evet"...
- Neyisiniz?
- Sevgilisi.
- Karısını bekleyelim o zaman.
Öyle kaza falan, kötü şeyler getirmeyelim aklımıza.
Otele gelince, biz zaten Cihangir'de oturuyoruz. Tabii ben şu tektaş meselesinde olduğu gibi; arkadaşlardan, filmlerden falan görüp "Bana otel odasında sürpriz bir gece hazırla" diyebilirim. Sipariş üzerine artık ne kadar sürpriz olabilirse, o kadar... Ya da otelde "romantik bir yıldönümü" geçirmeyi talep edebilirim.
İşte o zaman evlilik cüzdanına ihtiyacımız olabilir.
Ve işte o zaman bir evlilik cüzdanımız olursa eğer, sevgilim o kadar da halden anlamaz; o dak'ka boşanma davası açar.

"Versene senin tektaşı, deneyeyim"

Ben gay evliliklerine karşıyım. Elton John mesela, İngiltere'de eşcinsellere evlilik izni çıkar çıkmaz, 12 yıllık sevgilisi ile evlendi. Sonra elini kaldırıp dev yüzüğünü gösterdi.
Aman ne orijinal!
İlle de evlenmek istiyorlarsa... Kendileri bilirler tabii ama... Eşcinseller niye heteroseksüel ilişkiyi model alıyorlar, ben işte bunu anlamıyorum.
Foucault cinselliğin ifade biçimlerinin iktidar tarafından belirlendiğini söyler.
Biz hadi gafil avlandık, ilişkimizi iktidar tarafından belirlenen ifade biçimleri ile yaşayıp gidiyoruz. Oysa eşcinsellerin bir şansı var sanki.
Gay kovboyların hikayesini anlatan, sekiz dalda Oscar adayı "Brokeback Mountain"ı izlemedim daha, nasıl bir film acaba?
Yine de henüz eşcinsellere ilişkinin olmazsa olmaz aşamalarını dayatan çok az film, çok az dizi, çok az şarkı; bu alanda henüz az "kirlilik" var...
Bir erkek arkadaşımı, gay'dir kendileri, arayıp "Niye evlenmek istiyorsunuz kardeşim, sen şunu bana bir anlatsana" dedim. "Tabii ki yüzük için" dedi, "O tektaş pırlantayı parmağıma takmak için kimlerle evlenmeyi kabul edeceğimi hayal bile edemezsin. Seninle bile evlenirim. Versene senin tektaşı, bir deneyeyim."
Rüyanda görürsün!



manik depresif köşe

Doğum günümde Senem ve Tolga geldi, lalelere ve tekilaya teşekkür ederim. Cebim kapalı olduğu için o gün bana ulaşamayan Yiğit, Aycan, Hamit, Kaan, Erk ertesi akşam çıkageldiler. Hediyeleri müthişti. Onlara da çok teşekkür ederim. Bu arada Yiğit tabii ki sevgilime sordu: "Tuba sana zorla aldırdı bu yüzüğü, değil mi?"
Sevgilim "Ben bir şeye zorlandığımı hissedersem, yapmam" dedi, "Ama halden de anlarım."
Manik miyim, depresif mi; "Mani oluyor halimi takrire hicabım!"






tubakyol@yahoo.com



CUMARTESİ
"Misafirliğe gelen" küçük çizer
Yerli belgesellerin izini sürecek
Sevgiliniz için alışveriş zamanı
"Yatakta beden değil ruh soyunur"
ne var, ne yok
Tike Ortadoğu'ya açılıyor
"Mükemmel" küratör
En moda En yeni
Evde tiyatro
Bu mikroplar çok "tatlı"
Şikayetimiz var!





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Ali Rıza Kardüz
Donatella Piatti
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet