Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Şubat 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Teknoloji
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Aklımız not defteri değildir



Yeni yıldan önce adresinize takvim, ajanda gibi armağanlar geliyorsa bilin ki, bunu gönderen dostlarınızın en sevdikleri ve en değer verdikleri kişilerin başında geliyorsunuz. Ajanda, masa takvimi, duvar takvimi ne değerde olursa olsun, eğer aralık ayında elinize ulaşmışsa içlerinden size en uygun olanı seçer, notlarınızı tek tek yazmaya başlarsınız. Doğum günleri, evlilik yıldönümleri, geçen yıldan verdiğiniz sözler, ödemeleriniz, yapacaklarınız artık ajandanızda yerini almıştır. Ocak ayı notları, randevular hep iyi bir kalemle ve özenle yazılır. Bunu on iki ay boyunca aynı heyecanla sürdürebilenler hep azdır. Bazıları ajandalarını on gün sonra not defterine çevirirken, bazıları da psikologlar için günlük inceleme desenleriyle dolduruverirler iki ay içinde.
* * *
Ocağın sonuna doğru elinize bir ajanda geçmişse bu unutulup son anda hatırlandınız anlamına gelir. Eğer gönderilen ajanda çok beğendiğiniz ve kolay taşınabilir, ayrıntılı detayları olan bir ajandaysa işte o zaman yandınız. Çünkü bu, ocak ayı notlarınızı yeniden temize çekeceğiniz anlamına gelir. Genelde çok az kişi bu titiz notlama ve ajanda tutma işini becerir.
Not tutmakla ilgili durumumuzu en güzel biçimde anlatan öykü Vehbi Koç'a aittir.
* * *
Milliyet Yayınları'nı yönettiğim sıralarda Can Kıraç'ın yazdığı Vehbi Koç'la ilgili bir biyografi kitabı yayımlamıştık. Kitabın editörlüğünü de ben üstlendiğim için, Can Kıraç'la basım öncesi hazırlık safhasında sık sık bir araya gelmiştik. Can Abi oldukça titiz, en küçük detayla bile ilgilenen biriydi. Daha kitabı okumadan pek çok bölümünü birinci ağızdan dinlemiş, Vehbi Koç'u, onun ilginç kişiliğini ve yaşamöyküsünü ona en yakın kişiden öğrenmiştim. İşte bu öykülerden biri not tutmak üzerineydi.
* * *
Vehbi Bey, bir gün Amerika'ya iş gezisine gider. Birlikte iş yaptığı şirketin yöneticisiyle görüşür. Daha sonra Türkiye'e dönerken, adam Vehbi Bey'den, Türkiye'den kendisine bir şey göndermesini ister. Vehbi Bey, "Olur," der. Adam konuşma sırasında birkaç kez daha hatırlatır isteğini Vehbi Bey'e. Bunun üzerine, "Tamam, notumu aldım," der Vehbi Koç. "Not defterinize yazmadınız ama," der adam. Vehbi Bey parmağıyla kafasını göstererek, "İşte buraya yazdım," diye yanıt verir. Adam pek tatmin olmamıştır. Bunun üzerine Vehbi Bey, "Siz nasıl yapıyorsunuz?" diye sorar. Adam, "Kusura bakmayın ama Vehbi Bey, benim aklım not defteri olarak kullanılacak kadar değersiz değildir," der. Benim de not defteri olarak kullandığım belleğimin anımsadığı kadarıyla öykü üç aşağı beş yukarı böyleydi.
* * *
O günden beri düşünür dururum. Biz aklımızı hep not defteri olarak kullanırız. Eşimizin, çocuklarımızın, kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın doğum günlerini bir deftere yazmak hep ayıp sayılmıştır bizde. "Aklında tutmadığı için deftere yazıyor," deriz. O yüzden her şey kafada saklanır hep bizde. O kadar az insan özel ajanda kullanır ki, şaşarsınız. İşterseniz çevrenizde bir araştırma yapın. Elli kişide iki kişi zor bulursunuz. İş ajandası kullananların sayısı çok kabarık olmasa da, işin getirdiği bir zorlamayla iyi-kötü sürdürülür bir iştir bu.
Geçmişte Ece'nin cep ajandaları vardı. İçtenlikle yapılan güzel bir alışkanlıktı. Tutulan bir anı, yaşamın bir seyir defteriydi bu. İnsanlar o küçücük defterlere özenle, inci gibi notlarını, telefon numaralarını yazarlar, eski minik ajandalarını yenileri gelse bile atmazlardı.
* * *
Artık fihristler, dijital telefonlarla dijital belleklere kaydediliyor. Evlerdeki telefonlar bile fihriste gereksinim duymuyor. Birkaç yıl sonra da tümden kalkacak. Daha dün, insanlar otuz-kırk numarayı ezbere bilirlerdi. Şimdi kimse kendi evindeki ya da işyerindeki ikinci telefonunun numarasını bile bilmiyor. İnsan belleğinin telefon ezberleme dönemi bitti. Hatta dijital ajandalar da bazı cep telefonu, cep bilgisayarları içinde çoktan rafa kaldırıldı. Yine insanlar ikisi arasında gidip geliyorlar. Ne eskiyi tümden bırakıyorlar, ne de yeniye tümüyle bağlanıyorlar. Aslında sanırım eskiyle yeni arasında bir dönem yaşıyoruz. Ama teknoloji çaktırmadan bazı yükleri üstümüzden almayı yavaş yavaş da olsa sürdürüyor, bunu başarıyor da. Her ne kadar bilgisayarlarımızda ajandamız olsa da, sanal ortamda tutulan notlar uçarmış gibi geliyor insanlara. Yeniye bir merak, bir özlem, bir hayranlık, ama güvensizlik içinde geçiyor ajandanın sayfaları.
Eğer şubat ayında bir ajanda aldıysanız birileri dağıtacağından fazla ajanda hazırlatmış, ya da satamayan bir matbaacı geç de olsa sizin gönlünüzü almaya çalışıyor demektir.
* * *
Yarın, zaman dilimleri ve takvimlerle yazıma devam edeceğim...


yural@milliyet.com.tr



CUMARTESİ
"Misafirliğe gelen" küçük çizer
Yerli belgesellerin izini sürecek
Sevgiliniz için alışveriş zamanı
"Yatakta beden değil ruh soyunur"
ne var, ne yok
Tike Ortadoğu'ya açılıyor
"Mükemmel" küratör
En moda En yeni
Evde tiyatro
Bu mikroplar çok "tatlı"
Şikayetimiz var!





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Ali Rıza Kardüz
Donatella Piatti
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet