Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Şubat 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Teknoloji
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
SEYİR DEFTERİ
Atina anılardan bir kefendir

Atina ve Yunanistan çok erken girdi benim hayatıma. Bu coğrafyada dokuduğum mekik cinsel aşkı çağrıştırıyor hâlâ. Demek ki Yunanistan dosyasını tümüyle kapatmamışım

NEDİM GÜRSEL - nedim.gursel@free.fr


St.George Likavitus otelinde, sabah kahvaltısından sonra odama dönüp bir kahve yaptım kendime. Balkonda içerken bu ülkenin yalnızca kentleri, dağları, gerçekte ölüm mavisi ama Homeros'un deyimiyle "şarap rengi" denizi, adaları ve güneşiyle değil, yazarları ve kadınlarıyla da hayatıma girdiğini düşündüm.
Aşağıda kent, kış güneşinde açılıp kapanan, derinde dalgalanan bir denizanası gibi. Dokunsan elini yakacak. Sen farkında olmadan yüreğini de yakabilir. Eski günlerdeyim sanki.
O sıcak, bitimsiz, öğle sevişmelerinin sarsıntısıyla geceye kavuşan temmuz günlerinde. Cehennem yeryüzüne inmiş sanırsın, öylesine sıcak bir temmuzdu, Kıbrıs Çıkarması'nın eli kulağındayken, nice yolculuklardan, bu kente gelip gitmelerimden, Türk-Yunan dostluğu tartışmalarından, aşklardan önce.
Birbirini dikey kesen caddeleri, inişli yokuşlu sokakları, alanları, teraslardaki bahçeleri yazmayacağım, hayır. Karşımda kente meydan okuyan Partenon'un kirden arınmış, bembeyaz
Melina Merkuri kültür bakanıyken yıkatmıştı onları- sütunlarını da. Atina'yı çok yazdım. Evlerini, loş odalarını, öğle uykusuna yatmadan önce uzandığım dar yataklarını. Açıkta demirlemiş gemileri de yazmam gereksiz. Şu göçebe ömrümün simgesiydi onlar, maviliğe konmuş ak martılardı.

Uzakta kalan günler
Evet, çok erken girdi bu kent, bu ülke hayatıma. 1972 yazında, Türkiye'ye dönemediğim o bungun, baskı günlerinde. Sonra 1974 Temmuz'u, aşk ve savaş. "Savaşma seviş" der gibi yaşadığım günler şimdi nasıl da uzak. O tarihte, sonradan "Seyir Defteri"ne aldığım şu satırları karaladığımı anımsıyorum:
"Akropolis'e çıkardık, gece neonların ışığında, gündüz servi ağaçlarının altından yürüyerek. Mermer her zaman sıcak olurdu, Kariatidlerin bakışları durgun. Akropolis'ten Atina'nın görünüşü başkaydı, Likavitos'dan daha başka."
Bu coğrafyada dokuduğum mekik cinsel aşkı çağrıştırıyor hâlâ. Demek ki Yunanistan dosyasını tümüyle kapatmamışım. Öyleyse yazmaya, anımsamaya devam. Ikaria adasına giden bir gemideyim. Seferis'in, Ritsos'un şiirleriyle tek başıma. Gece, Patmos manastırına bakan odamın -odamızın- ışığında "Odissea"yı okuyorum. Bu eşsiz yapıt, Azra Erhat'ın çevirisinden dize dize yayılıyor içime, sözcükler damla damla düşüyor kızgın yağ lekeleri gibi. Orada, uzakta bir kadın var beni bekleyen. Teni beyaz, yumuşak. Öyle bir kadın işte, Ithake sislerin arasından göründüğünde kaybolan. "Meğer o, gündüzleri dokuduğu koca bezi / bir çırağı önünde sökermiş geceleri." Onun için başladığım öykülerin hiçbirinin sonunu getiremedim. Yazdığım satırlar, gelişigüzel karaladığım sözcükler kağıtlarda kaldı, darmadağın. Şimdi onları arayıp bulmanın, bölük pörçük de olsa günışığına çıkarmanın tam sırasıdır. Yaşım 50'yi geçmişken, yine bir otel odasının balkonundan kente bakarken.

Kent hiç değişmemiş
Atina kışın kederli, ışıklarda geçmiş günlerin, bana bir daha dönmeyecek Yunanlı sevgilimin hüznü var. "Atina gençliğimdi." Evet, böyle yazabilirim. Bu kez yalnızca bir hafta sonu için geldiğim kent hiç değişmemiş. Yapılar yenilenmiş tabii, kahveler, gazete bayileri, tavernalar da. Ama kent, eski günlerdeki gibi, zehirini salmadan önce açılıp kapanıyor belleğimde. Atina bir denizanası, anılardan bir kefen artık. Beyaz ve zehirli.
Perdeleri çekip yatağa uzandım. Açık pencereden Kolonaki'nin gürültüsü doluyor odaya. Radyoda Yunanca bir şarkı: "Taksanartiz". Yine sevdadan söz ediyor, "Geleceksin" diyor, "yıllar geçse yine bana döneceksin. Dudağını dudağıma vereceksin."
Atina bir Avrupa kenti olma yolunda. Bir metrosu eksikti, Sait Faik'in "Kalinikhta" öyküsünde andığı Omonia'yı Pire'ye bağlayan uydurma metro hariç, o da tamamlanmış şimdi. Canım Sait usta! Etkisi hiç eksilmeyecek üzerimden, soluğu hep böyle sürüp gidecek yazdıklarımda.
"Atina'da Omonya meydanında akşam oluyor. Atina kahvelerinin teraslarında bir ançüvezle bir yeşil zeytin ve bir kadeh mastika duruyor kimin önünde? Kimin önünde olursa olsun! Pire'den denizanası kokusu geliyor."
Doğru, kimin önünde olursa olsun. Yeter ki içilsin o mastika, o kırmızı, kocaman ağız, bana yıllarca hiç tatmadığım hazlar yaşatırken canıma zehir akıtan sözlerin de çıktığı o ıslak ve kaygan ağız ançüezi yutsun. Yıllardan 1974, mevsimlerden yaz, aylardan temmuz olsun. Ve perdeleri çekili bir otel odasında geçmişin karabasanlarıyla gelen anıların saltanatı son bulsun. Atina'ya bir daha gelişimde eski günleri anımsamayacağım, söz!




PAZAR
Zuhal Olcay: "Ben ilişkide eğlenceli bir kadınımdır"
Tilbe Saran: "Benim için de en önemli şey şefkat"

"Bu kampanya aslanın tekrar kükremesi için"
"Ölümden sonraki yaşamım çok daha güzel oldu"
Artık umutsuz değil
Büyük tutkuların minyatür mekanı
En güzel gezi sanal gezi
Atina anılardan bir kefendir
Ortadoğu'da kim, ne istiyor?
Şimdiden yılın albümü mü?
Ultima esperanza
Saflara hoş geldin Polat!
Galileo'nun parmağı
Mikla
Kadınlar suçlanıyor
Osmanlıca ve Osmanlılık
"Kutunuzu açıyorum"
Julius Caesar Takvimi
Rakıcılar bölünecek!





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet