|
 |
|
|
Biraz futbol, Herr Daum!
Tamam, anladık...Fenerbahçe Türkiye'nin en güçlü kadrosuna, en iyi ya da en verimli mi desek yabancılarına sahip... Lig şampiyonluğunda , aradaki dört puanlık yakın takibe rağmen şampiyonluğun büyük favorisi...
Biliyoruz, Fenerbahçe bu yıl ligi yine en önde göğüslerse, bir ilki gerçekleştirerek tarihinde ilk kez "üst üste" üçüncü şampiyonluğuna ulaşacak...
Elbette bunlar önemsenmeyecek başarılar değildir.
Hele "ötekiler"in haline bakınca...
Yıl içinde yap-boz'a dönen kadrolar... Peşpeşe gelen istikrarsız skorlar... Sık sık değişen teknik adamlar ve üç ayda bir yenilenen transfer politikaları...
Onlara bakınca Fenerbahçe, Türkiye'nin en sağlıklı futbol profilini oluşturuyor.
Bunlara hiç itirazım yok, aksine saygı duyuyorum.
Ama eğri oturup doğru konuşalım...
En uyumlu yönetim
Fenerbahçe'nin başarıları, bir teknik direktör başarısı mıdır, yoksa bir kulüp başarısı mıdır ?
Bu başarıda büyük pay kime ait, söyler misiniz ?
Ben kendi görüşümü söyleyim izninizle:
Fenerbahçe'nin başarısında en büyük pay, Başkan Aziz Yıldırım ve kendisiyle uyum içinde çalışan yönetime aittir...
Başkan ve arkadaşlarının her kararlarını, her uygulamalarını doğru bulduğumu söyleyemem... Katılmadığım, paylaşmadığım düşünceleri ve kararları olabilir. Ama teslim etmemiz gerekir ki, Fenerbahçe, şu anda Türkiye'nin en uyumlu, en istikrarlı yönetimine sahiptir...
Yıldırım ve arkadaşları, transferden hedeflerin belirlenmesine kadar hemen her alanda kararlı, tutarlı bir politika seçmişler ve uygulamaya koyulmuşlardır...
Daum da bu politikanın bir parçasıdır sadece...
Orada "devamlılık" ve "eski teknik direktör değiştirme alışkanlıklarından soyunma" uğruna Aziz Yıldırım ve arkadaşları, Daum'a sahip çıkmışlar, görev süresini uzatmışlar ve onu alınan her türlü sonuca, yaşanan her hayal kırıklığına karşın desteklemişlerdir.
Buraya kadar tamam... Bir sorun yok. Ama Daum ve takımını başbaşa bıraktığınızda ortada bir yavanlık, tatsızlık, keyifsizlik gözlüyorsunuz. Fenerbahçe iyi futbol oynamıyor... Tribünde taraftarını, Fenerbahçe tarihinde özel yerlere sahip Can Bartu gibi kaptanlarını, Lefter gibi ölümsüz ustalarını ikna edecek, tatmin edecek bir oyunu sahneleyemiyor...
Tamam, Daum kolay olmayan bir şey yaptı, bir takım inşa etti... Takımın oyun sistemini oturttu... Bugün, Fenerbahçe'nin nasıl oynadığını, kimin nerede görev yaptığını sokaktaki çocuk da biliyor, medyadaki yorumcu da...
Ama ötesi ?... Ötesi yok... Sorun çıktığı zaman çözümü olmayan tıkanmış bir sistem bu... Futbol adına yaratıcılık yanı, alternatif üretme kabiliyeti olmayan bir sistem. Kişilere marke olmuş, sadece kişilerden oluşan bir sistem...
Öyle bir oyun sistemi ki, bir Appiah'ın yokluğunu ya da sakatlığını taşıyamıyor... Öyle bir sistem ki sol bekte (Mahmut Hanefi'ye rağmen) bir çözüm üretemiyor...
Bu arızalar ve aksaklıklar için sistemi mi sorgulamalıyız, yoksa sistemin sahibi Daum'u mu ?
Daum iyi seçtiği sistemi, kötü uygulamaları yüzünden kadük etmiş, takım içinde birbirini yedekleyecek , tamamlayacak uyumu sağlayamamıştır... Fenerbahçe bu ligin futbol oynamayan efendisidir, Daum sayesinde!
Otomatik forma
Genç futbolculara inanmamak, değer ve şans vermemek, en küçük başarısızlıkta takım içinde kalite uçurumları olduğundan söz etmek bir teknik direktöre yakışacak davranışlar mıdır?
Formda ya da formsuz, verimli ya da verimsiz... Daum Fenerbahçe on birini adeta protokola, vazgeçilmez statülere bağlamış, Anelka'dan Alex'e Nobre'den Luciano'ya kadar ilk on birin futbolcularına otomatik forma teslim etmiştir.
Fenerbahçe savunmasının iki stoperi arasında bıraktığı boşlukları da dolduramamıştır Herr Daum.
Elbette sadece 4 beraberliğe takılan, yenilgi yüzü görmemiş BAŞARILI bir takımı küçültmek, yok saymak, hırpalamak değil niyetim...
O başarıya saygı duyuyorum...
Ama milyonlarca Fenerbahçeli taraftarla birlikte ben de aynı şeyi talep ediyorum:
Biraz futbol, Herr Daum!
Lütfen, ya da "bitte"!
Kim daha dişli?
FIFA Disiplin Kurulu, beklenmedik bir kararla Türkiye'yi 6 maç dışarıda seyircisiz oynamaya mahkum etti.
Bu karar hukukun gücü değil...Gücün hukuku anlamına geliyor!
Yani Sepp Blatter'in öfkesi, ihtirası ve kini aynen Disiplin Kurulu'na da yansımış oluyor.
Ceza, suçlunun vicdanını tam karşılarsa o suçlu kendini sorgulayarak, kendini irdeleyerek, kendiyle barışarak yeniden kurallara ve normale döner. Ama ceza adaletsiz ve gaddarca kesilirse suçlu mazluma döner. Ceza zulüme dönüşür. FIFA adil bir davranış yerine zalim bir kişiliğe ve kimliğe büründü.
Yazıklar olsun!
* * *
Şimdi yine de kendi içimizde kendi aynamıza dürüsçe bakalım.
Rövanş stratejisini anti sportif kavga ve savaş ortamına dönüştüren kin, öfke ve nefret tohumlarından Play-Off zaferi organize etmeye niyetlenen bizler hiç mi suçlu değiliz?
Her şeyden önce bazı dosyaları faili meçhul bırakıp sorumluluktan kaçarak pisliğimizin üstünü kurnazca örtmeye çalışarak Disiplin Kurulu'nun önüne çok temiz gitmediğimizi de kabul edelim. Ne olur tepeden tırnağa sporumuzu ve futbolumuzu temizleyelim.
Anti-sportif organizasyonlar peşinde koşup sporcularımızın önünü kesmeyelim.
Ve artık kimin "daha dişli" olduğunu görelim.
Rakamlar, gerçekler
Ediz Sırapınar'ın panorama sayfasında lig istatistiklerine takıldım...
Turkcell Süper Lig'in "en"leri içinde Beşiktaş, sadece bir kez yer alabilmiş...
En çok şut atan, en çok faul kazanan, en çok top kapan, ya da kaptıran değil...
En çok orta yapan takım, Beşiktaş ( 311)...
Bu sayılar beni gerçekten şaşırttı. Gözümüzün önündeki gerçeği göremiyoruz...
Ligin en çok orta yapan takımı, en son kafa golünü ne zaman attı?
Toraman'ın kornerlere dokunduğu Galatasaray ve Guimares maçları mı ?
Beşiktaş'ın uzun boylu, hava toplarını kullanacak bir santrforu yok... Gökhan Güleç de o tipin oyuncusu değil...
Bu kadar ortaya Veysel'i de kiralık gönderme düşüncesi, tam anlamıyla bir çelişki!
Yapma Ahmet Çakar!
Atv'de Ersin Düzen, gecenin ilerlemiş saatlerinde Liverpool menajeri Bill Shankly'nin bir sözünü sohbete taşımak istiyor...
Ahmet Çakar, " Geç onu geç..." diyor, " Adam olsa Liverpool bu durumda olmazdı... Bütün dünya onu tanırdı!"
Çakar'ın gaf tarihinde zirve yapan bu sözlerine çok üzüldüm...
Sevgili Ahmet, Bill Shankly, İngiltere'de değil, tüm dünyada "Liverpool'u Liverpool yapan" adamdır... O liman kentinin küçük takımını 4. Lig'den alıp 1. lig şampiyonluklarına taşımış, Keegan'dan Ian Rush'a ve Dalglish'e uzanan gerçek bir yıldızlar topluluğunun temellerini atmıştır.
Bob Paisley gibi bir usta yetiştirerek Şampiyon Kulüpler Şampiyonluğu'nun hamurunu mayalamıştır...
Bill Shankly'yi tanıyamamışsan, geç kalmışsın...
Adamın kemiklerini sızlatan bu gafından dolayı, gerekli düzeltmeyi yaparsın, umarım...
Umarım, egon bunu yok sayacak kadar büyümemiştir.
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|