|
Üzücü, tatsız ve çalkalayıcı...
"Batı-Doğu", "Hıristiyanlar-Müslümanlar", "onlar-biz" ayrışması; son toplamda belalı çalkantılar doğuracak, siyasal kurdeleli duygusal bir cepheleşmeydi aslında...
Müslüman Şark politikacısı, "kâfirler"e kafa tuttuğu ölçüde prim toplamanın kolaycılığına tav olmuşa benziyordu.
***
Batı, eski Yunan ve Roma birikimleriyle köprülerin yeniden kurulması demek olan "Rönesans"la birlikte; okyanusların da kullanılmasıyla 500 yıldan bu yana, "burjuvalaşma-kentlileşme" sürecini hızlandırmış ve ölümden önceki yaşam düzeyinin kalitesini yükselttikçe yükseltmişti.
Müslüman Şark ise, "köylülük" dönemini aşamamış, ölümden sonra ödüllendirilmenin mistik koşullarına sadece kendisinin sahip olduğu iddiasıyla, ölümden sonra cezalandırılacağını öngördüğü Batı'yı, doğru yola getirme sevdasını alevlendirmeye, hatta volkanlaştırmaya başlamıştı.
***
Şimdi artık 21. yüzyılda, "Batı ve özellikle de Ortadoğu" cepheleşmesinin, yeni bir sentezde toparlanması sürecinin arifesindeyiz.
Washington'un, "yeni Ortadoğu projesi"; Ortadoğu'da mevcut "ulus-devlet", yahut "ümmet-devlet" yapılanmalarını, ırgalamayı hedefleyen siyasal bir proje sadece...
Eşiğinde bulunduğumuz değişimlerin titreşimleri ise, çok daha uzun menzilli...
***
Şark politikacısı da, halk kitlelerinin duygusallığını gıdıklayarak prim toplamayı yeğleme yerine; global ekonomik tablolarla, bilimsel objektif bir tarih bilincinin, kamuoyu ortamında kök salmasını göze alabilseydi; kanlı ve çalkantılı bir dönemden geçme riski azalabilirdi.
Ne yapmalı ki, Şark politikacısı; hem aşırı yüzeysel, hem aşırı demagog, hem aşırı saltanatçı...
Bedelini de, yoksulluğun öfkesiyle köpüren duygusal kitleler ödemekte...
***
Danimarka basınında 4 ay önce yayımlanmış olan karikatürler, aralarına hiç yayımlanmamış olanlar da eklenerek; birden hızla dünya gündemine getirildi...
Ve İslam âlemi, Sumatra'dan Yeni Gine'ye kadar; önce Danimarka'ya, sonra da tüm Batı'ya karşı protesto gösterileriyle, -elçilikleri yakıp yıkma gibi- şiddet eylemlerine girişti.
***
Kahramanlık meraklısı, çember sakallı gençlerin öncülüğündeki duygusal Müslüman eylemleri; nedense tam İran'ın, nükleer enerji çalışmalarını, her ne pahasına olursa olsun sürdüreceğini ilan ederek, Birleşmiş Milletler de dahil, tüm dünyaya posta koymasıyla üst üste düştü...
***
Dinsel duyarlılıklar önemli...
Molière de, 17'nci yüzyılın sonlarında, ölümünden 4 yıl önce, bir papazın sahtekârlığını sahneleyen "Tartuffe"ü yazdığı için, öldüğünde kilise, kendisine ruhani bir ayin yapılmasını reddetmişti ve Molière kendisinin sürekli koruyucusu İmparator 14. Louis'nin de araya girmesiyle, geceleyin usulca toprağa verilmişti.
18. yüzyılın ilk yarısında ise Voltaire; hem Fransa'da siyasal iktidarı, hem Vatikan'ı, deliye döndürdüğü için; Prusya Kralı II. Frédéric'in yanına zor sığınmıştı...
Bugün dahi Türkiye'de yaşıyor olsa, kim bilir neler gelirdi başına?...
***
Trabzon'da, İtalyan Rahip Andrea Santoro'nun öldürülmesi ise; AB'nin dönem başkanı Avusturya'nın, Dışişleri Bakanı tarafından, gidilmesi sakıncalı 19 İslam ülkesi arasına Türkiye'nin de katılmasına neden oldu.
Herhalde Başbakan Tayyip Bey, onca polemiği teke tek sürdürme öfkesiyle telaşı arasında, Trabzon'da kaç zamandır dumanı yükselen abseli çıbanları göremedi.
Ancak o çıbanlar yaygınlaşıyor gibi geliyor bize...
***
Dinsel duyarlılıklar önemlidir ama, bilimsel objektif tarih bilinci de önemlidir...
Mehmet Barlas'ın da üstünde uzun uzun durduğu, Sultan Abdülaziz döneminde yaşanmış bir "Selanik Olayı" vardır.
1876 yılında Selanik'e bağlı Avrathisar'da, Bulgar asıllı Hıristiyan bir kız, bir Türk zabitine âşık olmuş ve zabite kaçarak Müslüman olmayı kabul etmişti.
***
Kızın annesi, Selanik'te Rum asıllı Amerikan konsolosuna başvurarak, kızının zorla kaçırıldığından yakındı.
Kız, müftülüğe giderek Müslüman olmak için, Selanik İstasyonu'na geldiğinde; Amerikan konsolosu kızı, Osmanlı güvenlik görevlilerinin elinden alarak Amerikan konsolosluğuna götürdü ve müftülüğe gitmesini engelledi.
Olayın duyulması üzerine, Selim Paşa Camii'nde toplanan bir grup Müslüman, kızı konsolosluktan zorla almaya karar verdi. Eylemciler, kendilerini caydırmak için camiye gelen Fransa ve Almanya'nın Selanik konsoloslarını linç ederek öldürdüler...
***
"Selanik Olayı" İstanbul'da, önce Sultan Aziz'in, sonra 5. Murat'ın aynı yıl tahttan indirilmesine ve yine aynı yıl II. Abdülhamit'in I. Meşrutiyet'i ve ilk Anayasa'yı ilan ederek tahta çıkmasına kadar, bir yığın politik olayı da -bir ölçüde- tetiklemiş olarak görülür...
***
Türkiye'nin, köylülükten kentliliğe geçişini daha da hızlandırarak, İslam âlemine çağdaş bir model olmasının özlendiği bir dönemde, zaman zaman ipin ucunun kaçması; "laiklik imajımız"ın tümden bozulduğundan kaygılananları da yaygınlaştırıyor...
Ayrıca cumhurbaşkanlığı seçimleri de kulislerin baş konusu...
***
Bir yanda, sonu gelmez bir sahtekârlıkla, vurgun, soygun yolsuzluk; bir yanda kabarık "faili meçhul cinayetler"in dikenli tel yumağıyla, "mal varlıkları" listelerinin akıl durduran şişkinliği...
Ve öldükten sonra ödüllendirilme koşullarının en doğrusunu benimsemiş olarak yaşama iddialarının en püsküllüleri...
Gençler de hiç farkında değiller, bir çalkantı dönemine girildiğinde, kendilerinin de nasıl ziyan zebil olacaklarının...
***
Yine de enseyi karartmayın... Şayet 21. yüzyıla çok daha geniş pencerelerden bakabiliyor ve buzlanmış beyinlerin dışında kalabiliyorsanız...
c.altan@prizma.net.tr
|
|