Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 08 Şubat 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Teknoloji
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Düşünce diktatörü!


Yıllardan beri dün ilk kez mahkemeye çıktım.
Yargılandım.
Neden mi?
Üniversite çatısı altında bir konferansın yapılmasını savunduğum için. Böyle bir konferansın yasaklanmasına karşı çıktığım için.
Bu yasağın akademik özgürlüğe, üniversite fikrine, hukuka ve demokrasiye aykırı olduğuna inandığım için.
Ve bu eleştirilerimi sert bir dille bu köşede iki kez yazdığım için 3 yıla kadar hapis cezasıyla yargıç önüne çıktım dün...
Ve içim acıyarak, hüzünle şu tespiti yaptım:
Hem davanın genel havası, hem duruşma salonunun içinde ve dışında yaşananlar, hem de sıkı polis çemberinde mahkemeye giriş ve çıkışlarımız, bütün bunlar, Türkiye'de hukuk ve demokrasi mücadelesinin ne kadar zorlu olduğunu, ne kadar sabır ve kararlılık gerektirdiğini, zaman istediğini bir kez daha gösterdi.
Duruşma salonunun içinde ve dışında farklılıklardan nefret edenleri izledim. Attıkları sloganları dinledim.
Kimler miydi onlar?
Düşünce diktatörleri!
Onları izlerken, Stefan Zweig'ın Montaigne'i anlattığı bir yazısını hatırladım.
Şöyle der:
"Yanlış olan ve suç sayılması gereken tek şey vardır: Çeşitlilik içerisindeki dünyayı öğretilerin ve sistemlerin kıskacı arasına sokmaya kalkışmak... Yanlış olan, başka insanların özgür yargılarından, gerçekte istediklerinden uzaklaştırmak, aslında içlerinde bulunmayan birşeyi onlara zorla kabul ettirmeye kalkışmaktır. Böyleleri, özgürlük karşısında saygı nedir bilmeyenlerdir. Ve Montaigne, 'yeniliklerini' tek ve tartışılmaz doğru niteliğiyle dünyaya kabul ettirmek isteyen, yüzbinlerce insanın kanı pahasına haklı çıkmaya önem veren düşünce diktatörlerinden nefret ettiği kadar hiç kimseden nefret etmez."
Düşünce diktatörleri sahneden kolay çekilmiyor.
N'apalım öyle.
Hukuk ve demokrasi zaman istiyor.
Dün ben sıramı savdım.
Yarın sıra bir başka meslektaşımda, Hrant Dink'te. Yarın o yargılanacak, ifade özgürlüğünü savunacak.
Sözü ona bırakıyorum.
* * *
Sevgili Hasan Cemal;
14.12.2002 tarihinde Urfa Mazlum-Der Şube Başkanlığı'nın paneline konuşmacı olarak davet edilmiştim. Panelin başlığı "Küresel Güvenlik, Terör ve İnsan Hakları, Çok Kültürlülük, Azınlıklar ve İnsan Hakları"ydı.
Konuşmamı yaptıktan sonra dinleyicilerin sorularına geçildi.
Bana yöneltilen sorulardan biri de, "Ermeni okullarında Türküm, doğruyum, çalışkanım..." andının söylenip söylenmediği ve söyleniyorsa bu durumda ne hissettiğimdi.
Şöyle dedim:
"Çalışkanım, doğruyum yanını çok seviyorum, bağıra bağıra söylüyorum, 'Türküm' bölümünü de 'Türkiyeli'yim diye söyleyerek algılamaya çalışıyorum. Ben Türk değil Türkiyeliyim, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıyım ve Ermeniyim."
Bu noktada bir başka bir örnek vererek ulusal marşımızın "kahraman ırkıma bir gül" mısraına da değindim ve buradaki ırk vurgulamasından duyduğum rahatsızlığı dile getirerek şöyle dedim:
"Çocukluğumdan beri sizlerle İstiklal Marşı söylüyorum. Ancak son zamanlarda bir mısra var ki oraya geldiğimde tıkanıyorum. Ben susuyorum, sizler söylüyorsunuz, ben sonrasına katılıyorum 'Kahraman ırkıma bir gül'...
Şimdi "ırk" "benim atam", "kahraman". Yani şimdi ulusal marşta yurttaşlık kavramını, ulusal bütünlüğü hâlâ mı ırkla, kahraman bir ırkla mı sağlamaya çalışıyoruz?
Orada susuyorum işte.
Mesela 'çalışkan halkıma bir gül' olsa ben hepinizden daha gür söylerim ama öyle değil.
Sevgili Hasan, işte bu sözlerim nedeniyle, Adalet Bakanlığı'nın onay verdiği yazılı izinle Türklüğü tahkir ve tezyiften yargılanıyorum. Üç yıla kadar hapis cezası isteniyor hakkımda.
Talimatla gönderdiğim savunmada şu hususa da dikkat çektim:
"Irk kelimesine yer vererek aslında ulusal marşta bütünleşmiyor, alenen bölücülük ve ırkçılık yapıyoruz. Bölücülük yapıyoruz, çünkü bu ülkede hepimiz aynı ırktan değiliz.
Türk'ü var, Rum'u var, Kürd'ü var, Ermeni'si var.
Aynı mısrayı aynı anda söyleyerek aslında hepimiz kendi ırkımıza gönderme yapmış oluyoruz. Bundan daha açık ırkçılık ve bölücülük olur mu?
Ne dersin Hasan, yanlış mı düşünüyorum?.
Hrant Dink."
Siz ne diyorsunuz?

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Bir din adamını öldürmek!
RAHİP Andrea Santoro'nun katil zanlısı, içine...
Çetin ALTAN
Üzücü, tatsız ve çalkalayıcı...
"Batı-Doğu", "Hıristiyanlar-Müslümanlar", "on...
Melih AŞIK
Dumansızlık özlemi
Şişli ve Nişantaşı'nda bar, kafe ve lokanta m...
Fikret BİLA
Milletvekilinden Trabzon analizi
Trabzon'a ne oluyor? Türkiye'nin gündemindeki...
Hasan CEMAL
Düşünce diktatörü!
Yıllardan beri dün ilk kez mahkemeye çıktım....
Güneri CIVAOĞLU
Çılgın
Hz. Muhammed karikatürleri nedeniyle tepkiler...
Abbas GÜÇLÜ
Neden sadece üç anadolu lisesi?
Anadolu liseleri için başvurular resmen başla...
Hurşit GÜNEŞ
Derviş'in kitabı
Nihayet Kemal Derviş'in kitabı elimize geçti:...
Nail GÜRELİ
Helal ile haram
Farkındasınız, değil mi?
Sami KOHEN
Krizin sonuçları
EĞER Hazreti Muhammed'e hakaret eden o çirkin...
Metin MÜNİR
Samsun-Ceyhan projesindeki sakatlık nerede?
İstanbul Boğazı'ndaki tanker trafiğini hafifl...
Hasan PULUR
Karikatür davası...
BAZILARI hayret içinde; "Bu karikatür işi de ...
Tuba AKYOL
Erkek egemenliğinden ekran egemenliğine...
Sabah programlarında hiç tanımadıkları insanl...
Meral TAMER
Karikatüre yanıt, karikatürle...
Köşemde gördüğünüz karikatürler, bugün piyasa...
Ece TEMELKURAN
Rahibi kim öldürdü?
"Papa'ya suikasttan sonra adeta bir kahraman ...
Osman ULAGAY
Sanayide asimetrik büyüme ve cari açık
Davos'ta dünya ekonomisinin geleceğiyle ilgil...
Güngör URAS
'Nereden buldun?' olsa bunlar olmaz
Paranın kaynağı üretimdir. Bir mal veya hizme...
M. Ali BİRAND
Türkiye, farkını hemen göstermeli
Bu satırları yazdığım sırada, Trabzon'da kati...

© 2006 Milliyet