|
Çılgın
Hz. Muhammed karikatürleri nedeniyle tepkiler sürüyor. Avrupa basını, hatta kamuoyu, olaya bütün bu şiddet gösterilerine rağmen -genelde- sağduyuyla bakıyor.
Hatta sol eğilimli Fransız Liberation gazetesi, karikatürlere, "Bunlar yayın değeri olmayan çizgiler. Yayınladığımız 2 tanesi bunun örneği" ifadesiyle sayfalarında yer verdi. Sokak/meydan gösterilerinde de sol eğilimliler, tepki gösterisi yapan İslamla kol kola yürüyorlar.
Danimarka devlet televizyonu DY'nin yaptığı kamuoyu araştırmasında topluma soruldu:
"Bu olaylardan sonra, o resimlerin yayımlanması mı iyi olmuştur?.. Yayımlanmasa mı daha iyi olurdu?"
Danimarkalıların yüzde 47'si "Yayımlanmasaydı" cevabını verdiler. Ancak yüzde 46'sı ise, "Yayımlanması iyi olmuştur" görüşünde. Yüzde 7 çekimser.
Kısacası... Gerek Batı'da gerek Doğu'da sağduyu çağrıları "medeniyetler çatışması" gibi ak/kara kesinliğinde hükümlerin doğru olmadığını ortaya koyuyor.
Bu en duyarlı konuda bile, yakıp yıkanlar, tepki alevleri üzerine benzin dökenler hâlâ azınlık.
Bu arada Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, İspanya Başbakanı Zapatero ile birlikte yaptığı sağduyu çağrısı olumlu izlenimler yarattı.
Avrupa'nın, İslam âleminde sağduyu partneri olarak Türkiye Başbakanı'nı seçmesi, diğer İslam coğrafyası ülkelerinden farkını vurguluyor.
AB ile tam üyelik sürecinin de bir yansıması...
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün konuşmaları da akılcı, gerçekçi ve uygardı.
Elbette gerek Erdoğan, gerek Gül, bu karikatürleri kınadılar.
"Çizenlerin ellerine sağlık" diyecek değillerdi ya...
Ama öte yandan şiddete, gösterilerde amacını aşan taşkınlıklara karşı "itidal" çağrıları doğru olanın yapılmasıydı.
Türkiye, uygarlık haritasında farklı yerini belirliyordu.
...........................
"İşte bunun için Türkiye, AB üyeliği için sürdürülen çalışmalar isabetliymiş" dedirtebilirdi.
Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi de "Kendimi Türkiye'de güvenli hissediyorum. Çünkü Türkiye laik bir ülke" dedi ve bu söylemi de küresel medyada yer aldı.
Ne yazık ki... Trabzon'da bir rahibin öldürülmesi, Türkiye üzerine hiç de layık olmadığı gölge düşürmüş bulunuyor.
Tanrı'nın evinde, Tanrı'nın buyrukları için görev yapan saygın bir din adamını öldürmek kolay izah edilebilir şey değil.
Danimarka büyükelçililiklerinin, konsolosluklarının ateşe verildiği, araçlarının yakıldığı, diplomatlarının canlarını zor kurtardığı İslam coğrafyasındaki diğer ülkelere göre sadece birkaç protesto gösterisinin yapıldığı Türkiye'nin imajına da sıkılmıştır bu kurşunlar...
Atatürk Türkiye'sinin demokratik, laik, uygar varlığına sabotajdır.
..........................
Katilin derhal yakalanmış olması, bir dereceye kadar olumsuz puanları azaltabilir ama silinmesi zor görünüyor.
Topu topu 12 kişilik Hıristiyan nüfusu olan bir ilde, o 12 kişi ve özellikle kilisenin rahibi böylesine din eksenli gerilimler yaşanırken nasıl korunmaya alınmaz.
Bırakın kurşunlanmayı, bombalama, kundaklama, yakma gibi eylemlere karşı, sürekli gözlem altında tutulmalıydı kilise...
Bizler bir ölçüde biliyoruz... Trabzon, özellikle sınırlardan giren yabancı uyruklu kadınların satışı, uyuşturucu trafiği ve bunların yarattığı cürüm sektörü ağı nedeniyle uzun süredir rahatsızdı.
Katil belki de kadın satıcılara engel olmaya çalıştığı için Rahip Andrea Santoro'yu ortadan kaldırmaya kararlı mafyanın tetikçisi...
Bir başka olasılık, Hz. Muhammed için çizimlere tepkilerden etkilenen bir Ağca özentisi de... Bu cinayet, Türkiye karşıtları tarafından simge gibi kullanılabilir.
Daha şimdiden Türkiye, gidilmesi yüksek risk taşıyan ülkeler arasında ilan edildi.
Ama gene de gerçeğin anlatılması mümkün. Devlet, göstericiler karşısında ilgisiz kalmadı, aciz kalmadı. Türkiye'de yakma yıkma yağma olmadı.
Bir çılgın, her toplumda çıkabilir.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|