|
 |
|
|
Şikayetimiz var!
Karda kışta bizi indirdi
Geçen hafta çarşamba günü malum karın en yoğun yağdığı gün, bizim evde elektrikler kesildi. Evde kombi kullanıldığı için elektrikler kesilince soğukta kaldık. Bizim soğukta kalmamız sorun değil de 8 aylık bebeğimiz var, onu düşünüyoruz. Bir-iki saatlik bekleyişten sonra (ki bu arada ev buz gibi oldu) oğlumu sıcak bir yere götürme araştırmalarının sonucunda halasına götürmeye karar verdik. Elektrikler var mı? Var. Ev sıcak mı? Sıcak. O zaman ne duruyoruz, yola koyulduk.
Taksi bulmanın imkanı yok. Hepsi dolu. Sonunda bir tanesini durdurduk ve gideceğimiz yeri söyledik. Gideceğimiz yer aşağı yukarı 700-800 metrelik bir yol. Yani kısa mesafe sayılabilir. Neyse biz yol tarifini sürdürürken caddeden sağa dönmesini istedim. "Ben bu yola giremem" demez mi? Tabii ben delirdim. Baştan nereye gideceğimizi söylediğimiz halde şoför diretiyor. Hani yol da ara sokak falan değil. Gayet gidilebilecek durumda üstelik. Fakat adam o kadar aymaz ki ne desen saçma bir cevap veriyor.
Bağırdık çağırdık, tartışmamız sonucunda bir hışımla indik arabadan, plakasını aldık:
34 TLF 13. Böyle taksi şoförlerine sesleniyorum. Yakın mesafe diye karda kışta bebekle müşteri yolda bırakılır mı? Bırakılmaz.
Sonra biz ne yaptık? Yolun kalan kısmını oğluma şarkı söyleyerek tamamladık. Baltalar elimizde, uzun ip belimizde...
(G.U.)
Okuma zevkini köreltiyor
Kitaplardaki hatalar okuma zevkini fena baltalıyor. En yeni örnek büyük hevesle aldığım Jose Mourinho (İngiliz Chelsea futbol takımının teknik direktörü, bu meslekte dünyanın en önemli adamlarından biri) biyografisi. Neredeyse her sayfada imla ya da yazım yanlışı var. Bizit Yayıncılık'ın çıkardığı, Tuğçe Esener'in çevirdiği "Bir Portekiz Yapımı: Jose Mourinho"da (yazarı: Luis Lourenço) bunun dışında, eskiden Galatasaray'da da oynamış sağ bek Cesar Prates'in solak olduğu gibi hatalar da var.
(İ.G.)
Meyhane keyfimiz zehir oldu
Geçen akşam, Beşiktaş'taki "Babalık" isimli balık restoranına gittik. Hoş, güzel, küçük bir mekan. Sohbet de iyidi, dört saate yakın oturmuşuz.
Orada oturduğumuz süre boyunca biraz gözlerim falan aktı ama önemsemedim. Eşim bir ara dumandan şikayet eder oldu, biraz kapıyı açtırttık ve oturmaya devam ettik. Çıktıktan sonra, hele hele eve döndükten sonra fark ettik ki, bütün giysilerim, saçlarım, paltolarımız, çantalar; korkunç sigara kokuyoruz. Tahammül edilir boyutlarda değil. Üzerimizdeki her şeyi kirliye attık, banyo yaptık ve o saatten sonra çantalarımızı sabunlu sularla sildik.
Hâlâ nefesimizden sigara kokusu yayılıyordu.
Hafif sigara kokusu değil derdimiz. Ayrıca meyhanede de tabii ki sigara içilebilir. Ama kardeşim, havalandırmanı da ona göre ayarlayacaksın. Kendimizi hiç o akşamki kadar kirli hissetmemiştik. Buna kimsenin hakkı yok.
(F.T.)
Eve yazarkasa mı alsak?
Eve servislerde yeni bir şey başladı: "Efendim para üstü taşımamıza izin vermiyorlar." Peki ben market miyim, bakkal mıyım? Evimde hep bozuk para bulundurmalı mıyım? En iyisi ben de bir yazarkasa alayım. Gerçekten severek alışveriş yapmaya devam ettiğim Gima da son birkaç aydır aynı sistemi uyguluyor. Kapıda dakikalar harcayıp bunu tartışıyoruz, sonra çocukcağız gidiyor, parayı bozduruyor, geliyor, üstünü veriyor. Haydi bizim bakkal oğlunu gönderdiğinde ona para üstü teslim etmiyor ama koskoca bir firmanın bunu yapması...
Gima'yla ilgili başka bir sorun ise pos makinelerinin azlığı. Biliyorsunuz bankada paranız varsa, bankamatik kartınızdan şifrenizi girerek para çektiriyor ve nakit alışveriş yapabiliyorsunuz. Bu alışkanlığı kazanmama neden olan firmalardan biri de Anadoluhisarı'ndaki Gima'ydı. İlk yıllarında her kasasında bankamatikler için makine bulunduran Gima'da artık sadece bir-iki kasada bu makineden var. Eğer o kasalardan birine denk gelmezseniz kasadaki çalışan kartınızı alıyor, o kasaya gidiyor, bu arada şifreyi unutuyor, geri geliyor, soruyor, tekrar gidiyor, çekiyor, geliyor... Tabii bu da sizin ve arkanızdakilerin bekleme süresini uzatıyor. Aslında bunu birçok firma yapıyor. Bankamatikle ödeme konusunda zorlanıyoruz. Bazıları da "Kredi kartınız yok muydu? Oradan verin" demiyor mu? Ailenin bütçe planlamasına da karışıyorlar maşallah.
(A.Ç.)
Servis ücretliyse ben hallederim
Bazı restoranların mönülerinin sonunda "Yüzde 10 servis ücreti hesaba eklenir" yazıyor. Yani bu restoran aslında self servis de bize garson hizmet etsin istersek mi bu parayı ödüyoruz? En azından ben böyle bir hisse kapılıyorum. Mesela Teşvikiye Saray'da garson masaya sipariş almaya geldiğinde içimden hep, "Zahmet etmeyin, ben kendim gidip alırım, madem sizin servis paralı" demek istiyorum. Tabii böyle bir şeye izin vereceklerini zannetmiyorum. Bir de üstüne bahşiş bekliyorlar ya... Gel de çıldırma.
(A.Ç.)
|
|
|

|