|
 |
|
|
İşte salının hikayesi
Türk heyeti, kararı telefondan bekliyordu. Ama FIFA, cezaları İstanbul'a faksla bildirdi ve Disiplin Komitesi üyeleri sırra kadem bastı. Futbol Federasyonu yeni yöneticilerinin ceza totolarında ilk sırayı, 1 maç ve 1 milyon İsviçre Frankı para cezası alıyordu. Ceza totoyu tutturamayan federasyon görevlileri, rakiplere eziyet çektirmek için tarafsız saha olarak Kazakistan ile Azerbaycan'ı belirledi
ARKADAŞIMIZ HALİL ÖZER, ZÜRİH'TEKİ GERGİN SAATLERİN HER DAKİKASINI YAZDI
FIFA Disiplin Komitesi Genel Sekreteri Heinz Tanner'in yüzü, pazartesi ve salı günü yapılan toplantılarda gülüyordu. Elbette bir insanın yüzünün gülmesi son derece normal. Ama işin içinde Tanner olunca durum biraz farklılaşıyor. Tanner, 1.5 aydır hiç gülmemişti ve soruşturmalarda bizi en çok zorlayan kişiydi. Üstelik nasıl oluyorsa, İsviçreli ve tüm soruşturmayı da o yönetiyordu. O gülmeye başlayınca bizde biraz umut ışığı yanıyordu. Ama şüphe de yok değildi. Akıllarda hep soru işareti kalıyordu. İyiye mi yormalıydık, kötüye mi? Haluk Ulusoy, "Zürih duruşmalarının son sözlerini" söyleyince Tanner güler yüzüyle bizimkilerin yanına gelip, "Ben size kararı bildiririm" demişti. Hatta Genel Sekreter Lutfi Arıboğan'ın cep telefon numaralarını bile aldı. "Siz hiç merak etmeyin" dedi, kapılara kadar da bizimkileri uğurladı. O yüzden geçen saatler boyu kimse Arıboğan'ın yanından ayrılmadı. Genel Sekreter bir ara sıkılıp, gezmeye çıktı, "Aman ayrılma" diye otele çağrıldı.
Buhar oldu
Lutfi Arıboğan, kentin ana caddesinde Disiplin Komitesi'nin Bahreynli başkanını gördü. Saat 16.00'ydı. Çok şaşırdı. Oysa o saatlerde komitenin toplantıda olması gerekiyordu. Koşarak otele döndü. Diğerlerinin yanına çıktı. Tanner'in cep telefonunu çevirdi, kapalıydı. Birkaç kez daha denedi yine olmadı. Oysa Arıboğan daha önce de aramış ve telefon ilk çalışta açılmıştı. Bu kez Zürih'in Sonnenberg bölgesinde bulunan FIFA merkezinin telefonlarını çevirdi. Tanner yine telefona çıkmadı. Buhar olup uçmuştu! Bir anda Arıboğan'ı soğuk terler bastı. Herkes Baur Au Lac Oteli'nin 235 numaralı odasında toplandı. Her çalan telefonda irkiliyorlardı. Saat 16.30'da bu kez İstanbul'dan bir telefon geldi. Federasyondan arıyorlardı. Bir bayan sesi şaşkın şekilde kararın geldiğini söylüyordu. Tanner kararı İstanbul'a fakslamıştı. Oysa birkaç kilometre ötede Türk kafilesi bekliyordu ve telefon açacağına söz vermişti. Zaten Tanner'in sesini bir daha duyan olmadı.
Fakslar arka arkaya gelmeye başladı. 235 nolu odada büyük şok vardı. Kimse cezaya inanmak istemiyordu. Altı maçı kimse hayal etmemişti. Bir gün önce aynı otelde "ceza toto" oynarken, yeni federasyon üyeleri bir maç ve 1 milyon İsviçre Frankı cezanın muhtemel olduğunu düşünüyordu. En kötüsü düşünüldü, 3 maça çıkıldı. Altı maçı kimse söylemedi. Karardan sonra 1.5 saat bu odada kaldılar. Gazeteciler aşağıda, onlar yukarıda bekliyordu. Bu arada büyük kargaşa içinde olan gazetecileri bir odaya tıkan otel görevlileri, bu odanın kullanımı için 8 İsviçre Frangı istiyordu. Ama baktılar olmuyor, odayı bedava açtılar. Sonra da kapıya nöbetçi diktiler. İsviçreli ve Türk gazeteciler aynı odada çalışıyorlardı. Bizlerin yüzünden düşen bin parçaydı, onlar mutluydu. Hatta Türk gazetecilerin çökmüş görüntüsü İsviçreli televizyonlar tarafından sürekli kayda alınıyordu.
Yukarı katlarda ise ilk şaşkınlık geçmiş, herkes bundan sonra ne olacağını düşünüyordu. Tahkim ve CAS tartışmaları devam ederken, bir yandan da tarafsız saha seçimi yapılıyordu. İlk önce Kazakistan ve Azerbaycan düşünüldü. Elemelerde rakipleri uzak bir yerlere götürme, biraz olsun onlara da eziyet çektirme düşüncesi hakim oldu. Ardından CAS'ın bu cezayı bozacağı, en azından seyircili 2 maça indireceği, bu yüzden de Almanya'nın tercih edilebileceği konuşuluyordu. Tahkim'e güven yoktu, ama CAS'a vardı. Çünkü Tahkim tamamen FIFA'nın bir uzantısıydı. CAS ise tamamen tarafsızdı. Daha sonra ise FIFA'nın bu kararı pazarlık için aldığı ve CAS'ın indireceğini düşünerek cezayı bu kadar yüksek tuttuğu konusunda hemfikir olundu.
Tavukçuda yemek
Otelde inanılmaz bir telefon trafiği vardı. Herkes birilerini arıyor ve aranıyordu. Sonuçta aşağıya inme kararı aldılar. Levent Bıçakcı da basın toplantısına katılacaktı. Ceza kararının sorumluluğu, onun federasyonuna ait olmasına rağmen ve sert soruların geleceğini bile bile Ulusoy'a eşlik etti. Toplantı öncesinde Haluk Ulusoy hiçbir şekilde Bıçakcı'ya ters bir söz etmedi. Hep saygılı bir ekip arkadaşı olarak davrandı.
Zürih'te salı günü akşam saatleri aynen böyle geçti. Her şey bittikten sonra bizim kafile Zürih'te ünlü bir tavukçuya gitti ve akşam yemeğini yedi. Yemeği Levent Bıçakcı ödedi. Oysa kutlama yemeği planlanmıştı. Ama olmadı.
Önce saklanmış
ARD TV ve BİLD gazetesi muhabiri Nick Golüke'nin adının, tanık koruma programı çerçevesinde gizli tutulduğu ortaya çıktı. Emre'nin ağır cezasında başrolü oynayan Golüke'nin operasyonunda çete soruşturması tarzının benimsendiği de öğrenildi. FIFA'nın önce ismini açıklamama kararı almasına rağmen, daha sonra karar değiştirmesinde de, isimsiz tanığın hukuka aykırılığının başrolü oynadığı bildirildi. Ayrıca bu soruşturma süresince, her tanığın ifadesinde, karşı taraftan da bir kişi bulundurulurken, Alman gazetecinin duruşmasına Türk cephesinden kimsenin çağrılmaması dikkati çekti.
"Beni yaktılar"
235 numaralı odada kalan Türk delegasyonunu bir ara Emre Belözoğlu aradı, sesi ağlamaklıydı. Genç futbolcu, "Ben ne yaptım ki ? Alpay ağabeyin tekme atarken görüntüsü var. Benim hiçbir şeyim yok. İkimiz de 6 maç aldık. Bu nasıl adaletsizlik. Bir gazetecinin saçma sapan ifadesi yüzünden beni yaktılar" diye telefonda acı bir sesle konuşuyordu. Emre'nin telefonu odada büyük bir moral bozukluğu yarattı.
"Hepsi yanlış"
Bıçakcı son derece üzgün. Nerede hata yaptıklarını düşünüp duruyor ve suçu da kendisinde buluyor. "Çok havaya girmiştik. Bu kadar olay olacağını hissedemedik" diyordu. Ve sonra şöyle devam etti: "Dört gün içinde oynanan 2 maçı kaldıramadık. Aşırı strese girdik. Ama karar çok ağır. Sanki gözleri dönmüş. Her şey yanlış yapıldı. Ben de yıllardır bu işin içindeyim. Ceza maçları hep 300 kilometre uzakta oynatılır. Neden bu kez 500 kilometre? Mantığı yok. Serkan'a neden iki maç? Suçlaması çok ağır. Eğer bunları yaptığına inansalardı, Alpay kadar ceza verirlerdi. Emre'nin tek görüntüsü yok. Hepsi yanlış. Bu dava mutlaka CAS'tan döner. Üstelik kendi sahamızda seyircisiz oynasak ne olur ? Neden yurt dışında ? Seyirci ne yaptı? Bu tamamen önceden ayarlanmış ve ilk gün alınmış bir cezadır."
Komplo teorisi
Zürih'teki iki gün boyunca bir komplo teorisi de kulaktan kulağa dolaştı. 2006 Dünya Kupası'na katılacak son takımların belirlenmesi amacıyla oynanacak baraj maçlarının kura çekimi sırasında, Alman Futbol Federasyonu Başkanı Franz Beckenbauer'in, Türkiye-İsviçre eşleşmesini planlı gerçekleştirdiği ileri sürüldü. Bu teoriye göre, Beckenbauer'in sağ elinde mıknatıs ve üzerinde bandaj vardı. İsviçre adının bulunduğu topta da metal olduğu için rakibimiz direkt İsviçre oldu.
|
|
|

|