|
 |
|
|
"Tavuklarımı verin eşimi alın" diyen insanlara ne söyleyeceğiz?
Satır Arası / Deniz Sipahi
Çok unutkan bir milletimiz. Türkiye'de gündem öylesine hızlı gelişiyor ki; geçen haftalarda gündemin birinci maddesi olan kuş gribiyle ilgili haberler bakıyorum listenin sonunda bile yok.
Oysa konuyu gündemde tutmak, olabilecek yeni tehlikelere karşı halkımızı bilinçlendirmemiz gerekiyor.
Bakın itlaf çalışmaları devam ediyor.
Bu hafta 1 milyon 703 bin kanatlı daha itlaf edilmiş, bu rakamla birlikte toplam sayı 9 milyon 703 bine ulaşmış.
Kanada'nın Ankara Büyükelçisi Yves Brodeur'un bu krizle ilgili ilginç bir yorumu vardı.
"Örneğin birkaç yıl önce bir buz fırtınası oldu. Ülkenin bir kısmı bu ulusal felaketle felç oldu. Her gün saat 10.00'da Başbakan ile Ulusal Elektrik Kurumu Başkanı basın toplantısı yapardı. Neler yaptıkları, ne durumda olunduğu, yardım için hangi numaralara başvurulabileceği konusunda bilgi verirlerdi. Halk da bunu talep ederdi. Türkiye'de de bu talep insanlardan gelmeli."
* * *
Türkiye'de böyle bir durum oldu mu?
Hayır...
Sadece kuş gribiyle ilgili değil hemen her konuda böyle bir yaklaşım beklemek mümkün değil.
Sağlıklı ve net bilgiler almak o kadar zor ki...
Şimdi farklı kampanyalar izliyoruz.
Kimisi bedava tavuk döner veriyor, kimisi okullarda yumurta dağıtıyor.
Şirketler nasıl güvenilir marka olduklarını anlatmaya çalışıyorlar.
Kabul ediyorum, sektör gerçekten zor günler yaşıyor. Kaldı ki, bu krizden çıkışın yolu sadece şirketlerin reklam vererek kendilerini anlatmasıyla da olmuyor.
Çünkü ortada Türkiye'nin gerçekleri var.
İstediğiniz kadar "markalı ürünler kullanın" deyin; kırsal kesimde buna geçiş bir hayli uzun olacak.
"Tavuklarımı verin eşimi alın..." diyen insanları gördükçe, söylediklerimde ne kadar haklı olduğumu bir kez daha iyi anlıyorum.
* * *
Bu süreçte en azından riski en aza indirecek bir takım önlemleri almakta fayda var.
Kümeslerin dezenfekte edilmesi, kanatlı hayvanların dış temasta bulunmaması, hayvanların çok iyi izlenmesi gibi basit ama hayat kurtaran önlemler...
Kuş gribi virüsü, bulaştığı hayvan gübresinde soğuk havada üç haftaya kadar canlı kalabiliyor. Suda 22 derecelik ısıda dört günden fazla canlığını sürdürebiliyor, sıfır derecede ise 30 gün canlı kalabilme yeteneğine sahip.
Virüs ısıyla altmış derecede otuz dakika bekletildiğinde ve 9.5 PH'lık bir ortamda ölüyor.
Hiçbir şey yapamıyorsanız kümeslerin dezenfekte edilmesi için kireç ve benzeri ürünleri kullanmakta fayda var. En azından ucuz ve basit bir yöntem...
Sağlıklı Tavuk Platformu üyesi 19 şirketin ortak bütçe oluşturarak hazırlattığı reklam filminde Uğur Dündar'ın rol alması satışları bir ölçüde artırmış.
Önemli olan yaşanılanları unutmamak, işi sıkı tutmak.
Ne yazık ki; hiçbir konuda bu disiplini göremiyorsunuz.
Bir Türkü anlamak
İnternetten gelen mailleri köşemde yer verme adetim yok. Ancak bu mesaj bir masa başı yorumu olsa da gerçeği yansıttığı için yayınlamakta fayda görüyorum.
Bir Japon, İstanbul'da geçirdiği bir haftanın sonunda fikri sorulduğunda şunları söylüyor.
"Türklerin evine gittiğinizde, tanımasalar da buyur ediyorlar. Siz oturmadan kimse oturmuyor. Siz sofraya geçmeden kimse geçmiyor. En iyi yere sizi oturtuyorlar. Siz yemeğe başlamadan kimse başlamıyor. Zorla her yemekten tattırıyorlar. Siz kalkmadan kimse, evin çocuğu bile sofradan kalkmıyor. Çay, kahve, meyve, ikram bitmiyor. Herkes sizi rahat ettirmek için uğraşıyor. Kumandayı elinize veriyorlar. Sırtınıza, altınıza yastık konuyor. Yorgunluktan ölseler bile siz kalkmadan kimse gidip yatmıyor. Gitmeye yeltendiğinizde bu kez bırakmıyorlar. Yataklarını veriyorlar, kendileri kanepede, koltukta yatıyor. Sonra evden çıkıyorsunuz, aynı adamlar 180 derece değişiveriyor. Herkes arabasını üstünüze sürüyor. Arabanın burnunu çıkarmazsanız, kimse yol vermiyor. Kornalar, küfürler. Şerit değiştirmek bile mümkün değil. Yayaysanız ışık olmayan bir geçitten mümkünü yok geçemezsiniz.Evde öyle, arabada böyle, nasıl oluyor? Bu işi çözemedim."
Türk insanını çözmek gerçekten zordur.
Hem de çok zor.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|