Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 10 Şubat 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Teknoloji
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Osmanlıca ve Osmanlılık

Tarih eğitimimizde ciddi bir yenilenmeye girmezsek, kavram karmaşası dediğimiz şey vodvile dönüşüyor. Tıpkı Osmanlıca ve Osmanlılık konularında olduğu gibi

Fax: (0312) 427 20 64


Osmanlı hanedanı ve saltanatın sona erişiyle ilgili "Son Osmanlılar" belgeselini televizyonda iki haftadır seyrediyoruz. Murat Bardakçı gerçekten zengin ve yeni bir yorum getiriyor. Yalnız dosyasındaki sayısız fotoğraf ve belgeleri daha cömertçe ortaya koymalıdır. Bilhassa dizide konuşan Neslişah Sultan güzel, zengin dili ve eğitimiyle çok etkileyici bir kişilik. Hanedan reisi Osman Ertuğrul Efendi de fevkalade bilgili ve zeka eseri yorumlarda bulundu, karşımızda tarihle barışık ve saygı duyulacak kimseler gördük. Murat'ın Habertürk kanalındaki "Basın Kulübü" programında bazı gazeteci ve tarihçi dostlarla yaptığı tartışmalı söyleşi ise doğrusu Osmanlı ve Osmanlıca gibi kavramları anlamaktan çok uzak olduğumuzu gösteriyor. Sade vatandaşımızı bırakın, okur yazarlarımız için dahi yakın tarih menkıbevi, büyülü, masallar kadar muğlak, yöntemsiz düşünülen, hatta ansiklopedi ve lügate müracaat etmeden konuşulan bir alandır.
Türk ortaöğretimi garip bir terim üretmiştir: Osmanlıca. Maalesef bu terimi kasabadaki öğrenci ve öğretmen kadar üniversitelerin tarih bölümündeki profesörler dahi aynı biçimde kullanır; "Osmanlıca öğrenmelisiniz, Osmanlıca dersleri" gibisinden vızıltı sürer gider. Oysa ben Viyana Üniversitesi'nde ünlü şarkiyatçı Herbert Duda'nın bu terimle nasıl alay ettiğini hatırlarım. Duda "Burada Schönbrunn Sarayı semtinde ayrı bir telaffuz, bol Fransızcalı bir saray ve bürokrasi dili vardı, elan da yaşar. Buna rağmen hiç kimsenin hanedanımızın ismine izaf eden Habsburgca veya Habsburg Almancası dediğini duymazsınız" derdi.

Kabahat devrimde değil
Osmanlıca, Avrupa dillerindeki Ottoman, Osmanisch kelimelerinin yanlış çevirisidir. Bir dönemi ve bir üslubu nitelendirmek için yanlış kullanılan sıfat, üstelik bir de isim haline getirilip kavramlaştırılmış ve bilgisizce bir kimlik kompartımanına dönüştürülmüştür. Osmanlıca öyle Fransızca ve Rusça gibi ayrı dil olarak anlaşılamaz, Arap harfleriyle yazılan bir Türkçedir. Her dil asırdan asıra bazı değişiklikler geçirir ama bu durum ayrı bir dilden söz etmeyi gerektirmez. Nihayet anneannemizle dedemizin mektuplaşma dilidir. Birçoğumuzun bu mektupları okutmak için ümmi köylüler gibi adam aradığı gerçektir. Kabahati sakın tarihi ve kültürel bir gereklilik olan harf devrimine yüklemeyin; ilgisizlik ve tembelliğimizde arayın.
Osmanlı kavramına gelince; İslam devletlerinde hanedan adı devlete konurdu. Bu kağıt üzerinden çok, sözlü olarak böyleydi. Biz bu ismi bilhassa 19'uncu asırda müşterek tebaa kimliği olarak kullandık, bununla beraber herkesin Türk imparatorluğundan ve Türklerden söz ettiği malumdur. Devlet için coğrafya ve tarihi miras iddiasını da kullandık. Rum yani Roma Selçukluları veya Fatih Sultan Mehmed'in Kayzeri-Rum unvanı gibi. Devlet; Devlet-i aliyye yani yüce devlet diye anılırdı. Osmanlılık ve Osmanlı başlı başına bağımsız bir kimlik değil, hele bunun ayrı bir ulusu ifade ettiği "Osmanlı padişahlarının da Türk olmadığı" gibi bir yave de artık tekrarlanmasın.

Hanedan üyelerinin Türkçesi
İlk defa Sultan Orhan Gazi'nin Bizans imparatorunun kızı Halofera (Nilüfer) ile evlenmesinden beri hanedana devamlı yabancı gelin geldiği bilinir. Dünyada yabancı prenseslere karışmayan hükümdar hanedanı olur mu? Üstelik yabancı ananın bir kimlik sorunu haline gelmesi Türkiye'de yeni modadır. Bizim kuşaklarda bile karışık evlilik Türklük konusunda hiçbir tartışma yaratmazdı. Osmanlı sarayında ve kapıkulu ocaklarında devşirme oğlan çocuk ve kızlar Türk dili ve İslam kültürüne göre yetiştirilirdi. Ukraynalı Roksolan, Hürrem oldu ve birkaç yıl içinde şiir yazacak kadar güzel Türkçe öğrendi.
Gerçekler hanedanın herkesten çok Türklük gayreti içinde olduğunu gösteriyor. Esefle belirteyim; dışarıdaki işçi çocuklarımızın Türkçesinde iş yok, yurtdışındaki aydınların çocuklarının Türkçesi ve Türkiye bilgisi ilk nesilde harap oluyor ama 1924'ten beri dışarıda sürgünde büyüyen, okuyan ve yurda giremeyen hanedan üyelerinin çok yakın zamana kadar Türkçeyi mükemmelen muhafaza ettiğini, Türkiye tarihini öğrendiklerini görüyoruz. Televizyonda da dinledik.
Murat Bardakçı'nın Habertürk kanalındaki uzun tartışmada zaman zaman özgün çıkışlarla velev çok sert olsa bile bu gerçekleri dile getirdiğini gördüm. Tarih eğitimimizde ciddi bir yenilenmeye girmezsek, kavram karmaşası dediğimiz şey vodvile dönüşüyor.


PAZAR
Zuhal Olcay: "Ben ilişkide eğlenceli bir kadınımdır"
Tilbe Saran: "Benim için de en önemli şey şefkat"

"Bu kampanya aslanın tekrar kükremesi için"
"Ölümden sonraki yaşamım çok daha güzel oldu"
Artık umutsuz değil
Büyük tutkuların minyatür mekanı
En güzel gezi sanal gezi
Atina anılardan bir kefendir
Ortadoğu'da kim, ne istiyor?
Şimdiden yılın albümü mü?
Ultima esperanza
Saflara hoş geldin Polat!
Galileo'nun parmağı
Mikla
Kadınlar suçlanıyor
Osmanlıca ve Osmanlılık
"Kutunuzu açıyorum"
Julius Caesar Takvimi
Rakıcılar bölünecek!





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet