|
Oyuna gelmek, gelmemek... Gelmek, gelmemek... Gelmek...
Evlerin bembeyaz damları, tam yeniden kırmızılaştığı, arabaların üstündeki karların da tümden eridiği bir sırada; Meteoroloji'nin bildirdiğine göre, yine Balkanlar üzerinden gelen yeni bir soğuk dalgasının etkisi altına girmişiz. Halen yağmura teslim olan İstanbul, yarından itibaren de kara teslim olacakmış.
***
Meteoroloji, insanların inançlarını hiç umursamıyor. Havalar buz kesmeye başladı mı; soğukta kalan Müslümanı, Yahudisi, Hıristiyanı birlikte titremeye başlıyor.
Malum ya Tanrı, yaşayanlar arasında ayrımcılık yapmadan; yaşarken sınavını iyi vermiş olanları, ancak ölümlerinden sonra ödüllendirir.
***
Kendilerine kahramanlıkta, yiğitlikte, bahadırlıkta, liderlikte bir "kimlik" arayan, cebi delik mesleksiz gençler de; yağmurla kar yağdığında, sokaklarla meydanları doldurup:
- Yağmurla kara teslim olmaya, hayır. Yaşasın vatan!..
Diye düşmanlara karşı güç gösterisi yapmıyorlar...
Ve ellerinde şemsiye, paltolarının yakalarını kaldırmış yürüyenleri de, "düşmanla işbirliği yapan hainler" olarak suçlamıyorlar...
Ne güzel bir aşama, ne insancıl bir yaklaşım. İnsanın yüreği gururla kabarıyor.
***
Yani söz aramızda 2006 yılı da, Türk'ün 21. yüzyılla imtihanı gibi başladı...
Önce bir "kuş gribi" tayfunu kapladı ortalığı. Kuş gribine yakalananların sayısı... Yakalananlar arasında ölenler, ölmeyenler... Köylerde açıkta gezen, hatta geceleri evlerde barınan kümes hayvanlarının itlafı...
***
Hastalıklı kanatlılardan yiyenler, yemeyenler... İtlaf edilen hayvanların gömüldükten sonra da; yağmurların topraktan süzülen sularıyla, derelere mikrop bulaştıracakları iddiaları...
Türkiye sakıncalı ülkeler arasına alındı, alınmadı...
Resmi açıklama mitralyözleri:
- Gereken her türlü önlem alınmıştır. Kaygılanmaya gerek yoktur...
- ...
- Medya sorumsuz davranmamalı... Sansasyonel abartmalarla ihracatımızı arkadan hançerleyip, tavukçuluk sektörünü felce uğratmayalım.
- ...
- Dünya Sağlık Teşkilatı, Türkiye'nin kuş gribine karşı sağladığı başarıyı, takdir ve hayranlıkla karşıladı...
Ne kadar güzel, ne kadar övünç verici. Kendimizle övünmeliyiz arkadaşlar...
***
Derken efendim Abdi İpekçi katilinin, bir hesap hatası nedeniyle, cezaevinden erken çıkarılması... Kendisinin, kesilen kurbanlar, atılan çiçekler ve alkışlarla bir kahraman gibi karşılanması...
Katilin, Papa'ya karşı giriştiği suikasttan ötürü İtalya'da çektiği ceza, Türkiye'de işlediği cinayet karşılığı aldığı cezadan, düşülebilir mi, düşülemez mi?
Yeniden gözden geçirilen kararlar ve yapılan hesaplar...
Bir haftalık bir aradan sonra, tekrar cezaevine konulan katil...
***
Ağca'nın hatalı tahliyesiyle faili meçhul cinayetlerin de, Susurluk olayının da yeniden gündeme gelmesi... Şemdinli'de, gizli görevliler tarafından patlatılan bombalar...
Soğuk Savaş dönemindeki "Özel Harpçiler" üstüne çevrilen projektörler...
***
Gladyo nedir, ne değildir...
Yayımlanan bazı resmi belgelerdeki korkunçluğun, insana küçük dilini yutturan ayrıntıları...
Bütün bunların, iç ve dış düşmanlara karşı, vatan-millet sevdasıyla yapıldığı iddiaları...
Orkestra şeflerinin kimler olduğunun ise, her zaman olduğu gibi, yine meçhul kalması.
Sadece yerli Gladyo'nun, Washington'dan yılda 1 milyon dolar yardım almış olduğunun ortaya çıkması...
***
Kendi evrensel uğraş alanlarına layık olmaya çalışmış; yazı, düşünce ve sanat adamlarının, nasıl bir bataklıkta bale yapmaya kalktıklarını, bilemeyiz fark edenler ne kadardır ülkede?
***
Ve de derken efendim, siyasetçiler arasında "mal varlığı" polemikleri, suçlamaları, hatta sövüşmeleri...
Bu arada Kapıkule yolsuzlukları; sahte bal, sahte rakı, sahte viski imalathaneleriyle, sahte dolar matbaalarının basılması... Gözaltına alınan uyuşturucu ve silah kaçakçıları...
***
Tam:
- A yeter be...
Diyeceğimiz sırada...
Düğmeye kim bastı, kim basmadı bilinmez; Danimarka'da yeniden tazelenen, adeta atom başlıklı kışkırtıcı karikatür füzeleri...
Bir anda 2'ye ayrılıveren dünya... Bir yanda Hıristiyan dünyası, bir yanda Müslüman dünyası... Yahut bir yanda "gelişmiş dünya", bir yanda "Üçüncü Dünya"... Yahut bir yanda "zengin, burjuvalaşmış dünya", bir yanda "yoksul, köylülüğü aşamamış dünya"...
Yine tam bu sırada Trabzon'da Rahip Santoro'nun, 16 yaşında bir çocuk tarafından öldürülmesi...
***
Şimdi onca hır gür arasında, majiskül harflerle bir soru çıkıyor ortaya:
- 2'ye çatlayan dünyada, hangi taraf, hangi tarafı zora sokacak?
Ünlü siyasetçilerimiz, her zaman olduğu gibi, yine bir "oyun"dan söz ediyor ve:
- Oyuna gelmeyelim, diyorlar...
Bilemiyoruz "oyun"a nasıl gelmeyeceğiz; tıpkı, kazara "oyun"a gelirsek, nelerin olacağını bilemediğimiz gibi...
***
Oyuna gelmeyelim arkadaşlar...
Hangi oyuna gelmeyelim; bendeniz kestirmekten acizim, lütfen kusuruma bakmayın...
c.altan@prizma.net.tr
|
|