Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 11 Şubat 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Futbol ve çıtası!


Galatasaray'ın 'Unutulmaz Maçları'nı seyrediyorum (*). Hakan Şükür'ün şahane golleri, Hagi'nin unutulmaz klası, Fatih Hoca ve aslanlarının Avrupa'daki tarihi yükselişi...
Sonra milli takımın dünya üçüncülüğü ve yaşadığımız o tüyler ürpertici duygu fırtınası...
Hepsi tarih oldu.
İyi ki futbol var dediğim günler ne yazık ki geçmişte kaldı.
Futbolu yine seviyorum.
Ama nerede o eski güzel günler!
Evet, öyle.
Avrupa'nın Galatasaray'ı, Türk futbolunu konuştuğu o dönemde bir İngiliz meslektaşımın sorusu aklıma geliyor:
"Sistemli bir çalışmanın, bilinçle oluşturulan bir altyapının ürünü mü Türk futbolunun bu başarıları? Kalıcı olabilecek mi? Yoksa rastlantı mı, sabun köpüğü gibi sönüp gidecek?..."
İsabetli bir soruydu.
Ne de çabuk havaya girmiştik. Tesadüflerle, bir konjonktürün cuk oturmasıyla gelen başarıların hiç kuşkusuz bir sınırı vardı. Saadet zinciri bir yerde kopuyordu, eğer zahmetli ve sistemli çalışmanın, aklın gereği yapılmamışsa...
Bunu acı biçimde yaşadık.
Bugün artık iyi ki futbol var diyemiyorum. Kimse de diyemiyor.
Futbolun çıtası düştü!
Hem de çok fena.
Maçlar zevk vermiyor. Heyecan ve ilgi uyandırmıyor bizim lig. Tribünler dolmuyor. Ali Sami Yen'e giderken, ayaklarım maalesef geri geri gidiyor. Sadece İngiliz, İspanyol ve İtalyan maçlarını ya da şampiyon kulüpleri televizyonda seyrederken futbolun keyfine varıyorum.
Türk futbolu Avrupa'da yok.
Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor hepsi elendiler. Fenerbahçe de öyle. Yine bir tur olsun atlayamadı Avrupa'da. Galatasaray dökülüyor. Beşiktaş'ın ondan farkı yok. Trabzonspor'un hali malûm...
Bir tek Fenerbahçe iyi bir altyapı kurdu, mali durumu sağlam, tesisleri etkileyici. İçeride iyi gidiyor, ama dışarıda adı yok daha. Ayrıca Fener ne kadar kurumsallaştı sorusu da bir başka konu...
Dünya Kupası'nda da yokuz.
İsviçre rezaleti tüy dikti!
Peki ya FIFA'nın cezası?..
Elbette oh olsun diyemiyorum. İçimde bir tepki tomurcuklanıyor. Ancak yaşanan kepazeliğe ve perde arkasına bakınca da, Türkiye'nin bu cezayı hak etmediğini gönül rahatlığıyla söyleyemiyorum.
Tek kelimeyle, yazık.
Türk futbolunda devrim lazım!
En başta da zihniyet devrimi...
Kafalar değişmeden, Türk futbolunun çıtasını yükseltmek uzak ihtimal. 'Spor ahlakı'nın futbola sokulması şart. Mafya ile, küfür ve şiddet kültürü ile, holiganizm ile mücadeleyi kararlılıkla yürütmeden futbolu adam edemeyiz.
Her türlü olumsuzluğu hakemlere yıkan, her maçtan sonra "Federasyon istifa!" avazeleriyle bir yere varamayız.
Silkinmek gerekiyor.
Tepeden tırnağa değişmekten başka çare yok. Böyle giderse, futbolumuz yerlerde sürünecek. Dışarıda iyi futbolcu, iyi teknik direktör bulamayacağız Türkiye'ye gelecek.
Yazık değil mi?
Futbol Federasyonu da, futbol kulüpleri de, futbol medyası da, futbol eliti de el ele vermek zorunda. Ne için?.. İyinin kötüyü kovması için...
Ama yetmez!
Siyasetin de, siyasal iktidarın da olumlu rol oynamaları gerekiyor. Spor ahlakını geçerli kılmak için, 'mafya'yı futboldan kapı dışarı etmek için, mesela Trabzon futbolunda yaşanan son rezaleti aydınlatmak için hükümetin, iktidarın harakete geçmesi lâzım.
Bütün bunları kıvırabilir miyiz?
Neden olmasın?..
İyiler, işi bilenler el ele verirlerse, yol gösterip ellerini taşın altına sokarlarsa, yürekli davranırlarsa ve siyaset de, temiz elini kararlılıkla uzatırsa, Türk futbolunun önü zamanla açılır.
Biliyorum, kimilerine çok genel doğruların alt alta dizilmesi gibi gelebilir bu satırlar.
Evet ama başka ne denebilir ki? Futbolu seven bir insan olarak, karanlığa lanet okumak yerine bir mum yakmak istedim, o kadar...
———————-
* Unutulmaz Maçlar, DVD, Galatasaray'ın 100. yıl armağanı, Mehmet Ali Birand, yönetmen Mehmet Polat.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Laiklik, modernleşme ve din...
LAİKLİĞİN Batılı tarifi "din ve devlet işleri...
Çetin ALTAN
Oyuna gelmek, gelmemek... Gelmek, gelmemek... Gelmek...
Evlerin bembeyaz damları, tam yeniden kırmızı...
Melih AŞIK
Dubai muamması
Halka duyurulmadan, tartışılmadan, şapkadan t...
Fikret BİLA
Çiçek: Danıştay kararı keyfiliğe yol açar
Danıştay 2. Dairesi'nin, bir öğretmenin okula...
Hasan CEMAL
Futbol ve çıtası!
Galatasaray'ın 'Unutulmaz Maçları'nı seyrediy...
Güneri CIVAOĞLU
Altına hücum
Amerikan tarihinden bir dönemi yansıtan "Altı...
Can Dündar
TRT kışkırttı mı?
TRT'yi hiç izliyor musunuz?
Abbas GÜÇLÜ
Danıştay kararları
Danimarka'daki işgüzar bir gazete yönetmenini...
Semih İDİZ
İslam âlemi de gereken dersleri çıkarıyor mu?
"AB'de Basın Etiği" konusunu ele alan bir kon...
Sami KOHEN
Bu kez de dinlemezse ne olur?..
TÜRKİYE'nin ve Kıbrıs Türklerinin uzun süredi...
Metin MÜNİR
Güle güle Hyundai, Çek Cumhuriyeti'nde görüşürüz
Koç, Amerikalı ortağı Ford'la birlikte Türkiy...
Hasan PULUR
Cemal Kutay
CEMAL Kutay'ı da kaybettik...
Derya SAZAK
İstanbul'u yönetmek
Sait Halim Paşa Yalısı'nda İstanbul Büyükşehi...
Meral TAMER
İşadamının orkestra şefi olduğu gece
Önceki gece Lütfi Kırdar'ın 2 bin kişilik sal...
Ece TEMELKURAN
Welcome to KÜRDİSTAN
Kürdistan! Kimileri için bir kâbustu bu sözcü...
Tamer HEPER
İşte Türk mucizesi
Yazılarını okurken büyük zevk aldığım sayılı ...
Yaman TÖRÜNER
Gelecek otuz yıl
"Gelecek otuz yılda neler olacak?" sorusu, Th...
Güngör URAS
Nükleer santral için beşinci niyet
Biz 1968 yılından bu yana nükleer santral (at...
M. Ali BİRAND
GS'ı sahipsiz bırakmayın...
GS, yakın tarihinde böyle bir durumla karşı k...

© 2006 Milliyet