Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 11 Şubat 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Danıştay kararları


Danimarka'daki işgüzar bir gazete yönetmeninin ve ileriyi görmekten aciz bir başbakanın yarattığı karikatür krizi, tüm dünyayı etkisi altına aldı.
Kaosun nerede, ne zaman ve nasıl sonuçlanacağı ise şimdilik tam bir muamma.
Olayı farklı yönlere çekenler, provokatörler ve medeniyetler çatışmasına dönüştürmek isteyenler yok mu? Elbette var. Hem de fazlasıyla.
Ama sanki asıl önemli olan, onlara bu fırsatın verilmemesiydi. Verildi. Şimdi ise ayıkla pirincin taşını, ayıklayabilirsen...
Türkiye'deki türban ve imam hatip krizi de yıllardan beri süregelen aymazlıklar nedeniyle, şimdi çok farklı noktalara çekilmeye çalışılıyor. Günün birinde, tıpkı karikatür krizinde olduğu gibi dönülemeyecek noktalara gelindiğinde, her türlü çözüm çabası sonuç vermeyebilir!
Bu konuda, mevcut iktidarın konuyu çıkmaza sürükleme girişimleri ne ise YÖK'ünkü de ondan farklı değil. Alın birini, vurun diğerine.
Bakan Çelik, kesinlikle çözümden yana değil. Tribüne oynuyor. Çankaya'dan, Anayasa Mahkemesi'nden, Danıştay'dan dönecek yasaları ya da taslakları, bile bile kamuoyunun gündemine getirerek, tansiyonu yükseltiyor. Her şeyden önce bu tavrından vazgeçmesi gerekiyor...
Biz yapmak istiyoruz ama mevcut düzen izin vermiyor şeklinde, seçmene gönderilecek her mesaj, tehlikeli bir oyunun ilk işaretleridir. Bütün bunları kasıtlı mı yapıyor? Yoksa o da kendisini, her defasında böyle bir sürecin ortasında mı buluyor? Bilmiyoruz. Ama, attığı her adımla Türkiye'de tansiyonu yükselttiği kesin...
Peki ya YÖK? Onlar bu konuda masum mu? Dünden bugüne değişen hiç bir şey yok. YÖK de tansiyonun yükseltilmesi ve kaosun büyümesi konusunda Çelik'ten hiç geri kalmıyor.
YÖK başkanları ve YÖK üyeleri nedense, bir defalığına da olsa, meslek liseleri konusunu enine boyuna masaya yatırıp tartışmış değiller. Aldıkları kararlar, genellikle kendilerine sunulan bilgiler doğrultusunda oluyor.
Eğer daha önceki hükümetler döneminde ya da bu hükümet döneminde, meslek liselerinin önü kendi alanlarıyla ilgili fakültelere girişte açılmış olsaydı, bugün böylesine bir kriz yaşanmıyor olacaktı.
Hâlâ da geç kalınmış değil. İletişim lisesinden mezun olan iletişim fakültesine, elektrik teknisyenliğinden mezun olan da, elektrik mühendisliğine girişte, bırakın artı puanı, diğer lise mezunlarıyla eşit koşullarda, ÖSS'de yarışma olanağına sahip olsa, bu tartışma önemli ölçüde bitecek. Ama nedense YÖK pencereyi kesinlikle aralamıyor. Meslek lisesi öğrencilerin nefes almasına izin vermiyor.
Danıştay'ın bu konuda aldığı son karar, YÖK'e atılmış bir şamar gibi. Hatırlanacağı gibi öğretmen liselerinin, eğitim fakültelerine girişteki 0.24'lük ek puanları, YÖK tarafından 0.08'e indirilmişti. Yani eğitim fakültelerine girişteki avantajları yok denecek noktaya getirilmişti. Ama Danıştay yürütmeyi durdurma kararı verdi. Çünkü yapılan uygulamanın Türk Milli Eğitimi'nin temel hedeflerine ve amaçlarına aykırı olduğu kararına vardı.
Şimdi mademki öğretmen lisesi mezunlarının eğitim fakültelerine gitmeleri konusu eğitimin ve kamunun yararına, diğer meslek alanları için de aynı gerekçe düşünülebilir. Zaten, verilecek olan, sadece ve sadece eşit koşullarda yarışma hakkı. Yoksa her mezun alınacak diye bir durum söz konusu değil. Ama nedense, bu tartışmalar, hep imam hatip korkusunun gölgesinde kalıyor.
Tıpkı türban da olduğu gibi. Sokak konusu üzerinde bir kez daha düşünülmelidir. Yaratacağı etkiler açısından!..
Özetin özeti: Anayasa, hukuk, eğitim, insan hakları ve inançlar hepsi de kutsal değerler. Biri diğerinin alternatifi olmamalıdır!..

aguclu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Laiklik, modernleşme ve din...
LAİKLİĞİN Batılı tarifi "din ve devlet işleri...
Çetin ALTAN
Oyuna gelmek, gelmemek... Gelmek, gelmemek... Gelmek...
Evlerin bembeyaz damları, tam yeniden kırmızı...
Melih AŞIK
Dubai muamması
Halka duyurulmadan, tartışılmadan, şapkadan t...
Fikret BİLA
Çiçek: Danıştay kararı keyfiliğe yol açar
Danıştay 2. Dairesi'nin, bir öğretmenin okula...
Hasan CEMAL
Futbol ve çıtası!
Galatasaray'ın 'Unutulmaz Maçları'nı seyrediy...
Güneri CIVAOĞLU
Altına hücum
Amerikan tarihinden bir dönemi yansıtan "Altı...
Can Dündar
TRT kışkırttı mı?
TRT'yi hiç izliyor musunuz?
Abbas GÜÇLÜ
Danıştay kararları
Danimarka'daki işgüzar bir gazete yönetmenini...
Semih İDİZ
İslam âlemi de gereken dersleri çıkarıyor mu?
"AB'de Basın Etiği" konusunu ele alan bir kon...
Sami KOHEN
Bu kez de dinlemezse ne olur?..
TÜRKİYE'nin ve Kıbrıs Türklerinin uzun süredi...
Metin MÜNİR
Güle güle Hyundai, Çek Cumhuriyeti'nde görüşürüz
Koç, Amerikalı ortağı Ford'la birlikte Türkiy...
Hasan PULUR
Cemal Kutay
CEMAL Kutay'ı da kaybettik...
Derya SAZAK
İstanbul'u yönetmek
Sait Halim Paşa Yalısı'nda İstanbul Büyükşehi...
Meral TAMER
İşadamının orkestra şefi olduğu gece
Önceki gece Lütfi Kırdar'ın 2 bin kişilik sal...
Ece TEMELKURAN
Welcome to KÜRDİSTAN
Kürdistan! Kimileri için bir kâbustu bu sözcü...
Tamer HEPER
İşte Türk mucizesi
Yazılarını okurken büyük zevk aldığım sayılı ...
Yaman TÖRÜNER
Gelecek otuz yıl
"Gelecek otuz yılda neler olacak?" sorusu, Th...
Güngör URAS
Nükleer santral için beşinci niyet
Biz 1968 yılından bu yana nükleer santral (at...
M. Ali BİRAND
GS'ı sahipsiz bırakmayın...
GS, yakın tarihinde böyle bir durumla karşı k...

© 2006 Milliyet