Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 13 Şubat 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Türban takan ile takmayan birbirinin halini anlar mı?

Türbanlı kadın neler yaşıyor? Türbanlı kadın sayısının hızla arttığı bir ülkede türbansız kadın neler yaşıyor? Türbanlı ya da türbansız, kadınlar zaten zor hayatlar yaşıyor...



Benim hiç türbanlı arkadaşım yok. Nasıl bir tonlamayla okudunuz bunu? Türbanlı arkadaşım olmaması benim bir kararım mı? Yoksa türbanlı arkadaşım yok diye az sonra ağlamaya mı başlayacağım? Niye bir türbanlı arkadaşım yok diye?
İşin aslı sadece tespit: Benim hiç türbanlı arkadaşım yok.
Üniversitede bir arkadaşım vardı. Çok samimi değildik ama konuşurduk. Bir gün türbanlı geldi derse. Yine konuştuk ama... Bilirsiniz işte, o türban taktığı için artık ona farklı davranacağımızdan endişeliydi. Biz ona yine "normal" davranmak için kasıyorduk kendimizi. İki taraf da doğal olmak için kendini zorladıkça, doğal olmaya çalışmak doğal olmanın doğasına aykırı olduğu için çuvalladık. Sonra sadece selamlaşır olduk.
O dönemde dindar, hatta tarikatçı erkek arkadaşlarımız da vardı. Onlarla böyle bir sıkıntı yaşamazken, sırf türban taktı diye bir kadınla iletişim kurmakta bu kadar zorlanmak acayip.
Niye böyle? Araştırmak gerek!

Türban takınca...
Türkiye'de değil ama Hollanda'da bir kadın araştırmış. Arkeolog Van Roode ülkesindeki Müslümanların dünyasını daha iyi anlayabilmek için bir ay boyunca, belli günlerde türban takmış.
Zaman gazetesindeki haberin başlığı "Türban takıp izlenimlerini yazdı: Başörtüsüyle saygı görüyorsunuz"du.
Kimden saygı görüyorsunuz?
Müslüman erkeklerden tabii!
"Gariptir, daha önceden bana laf atan, rahatsız edici şekilde bakan Arap gençleri, başörtümü görünce, saygılı bir şekilde başlarını çevirmeye başladılar."
Ama Hollandalıların tavrı farklıymış. Yaşlılar acıyarak, gençler kızarak bakıyormuş.
Van Roode bu tepkiler üzerine Müslüman kadınların kendilerini nasıl dışlanmış hissettiklerini anladığını söylüyor.
Ama "Müslüman erkeklerin gözünde her başı açık Batılı kadının 'kolay kadın' imajına sahip olduğunu" da söylüyor. "Batılı kadınlar da Müslüman kadınlar kadar saygıyı hak ediyor" diyor.

Türbanı çıkarınca...
Ya türbanlı bir kadın, türbanını çıkardığında ne hisseder, ne yaşar, neler gözlemler?
Metin Sever'in iş hayatında başarılı sekiz türbanlı kadınla konuşarak hazırladığı "Türban ve Kariyer" adlı kitabında Zaman'ın pazar eki Turkuaz'ın yayın yönetmeni Nihal Bengisu Karaca "türban kullanmaya nasıl karar verdiğini" anlatıyor. "Bazı zamanlarda sokağa açık çıktım; başı açık ve tesettürlü olmayan bir halin bana uyup uymadığına, ikisi arasında 'benim açımdan' bir fark tezahürü olup olmadığına baktım."
Sonuç?
"Başörtüsüz dışarı çıktığınızda erkeklerin size karşı tutumları değişiyordu. Daha çok ilgi görüyordunuz. Bu belki hoş bir şeydi ama ayetin muradını da anlıyordunuz. Başörtülü iken bazı zemin ve ortamlarda da gördüğünüz aşağılama ve yarı alaycı tutumlar ortadan kalkıyordu" diye anlatıyor Karaca.
"Başörtüsüzken kendimi iffetsiz biri gibi hissetmiyordum" da diyor.
Ben de kendimi türbansızım diye iffetsiz hissetmiyorum.
Türban takıp da, türbanla acaba daha mı iffetli hissedeceğim diye bir araştırma yapmadım ama...
Türkiye'de türban takmayan bir kadının gözünden sokaktaki durum şudur: Türbanlı kadın sayısı arttıkça sokakta başı açık kadınlara yönelik tacizler de artıyor. Kadın köşe yazarlarına da mesela, İslamcı erkeklerden gelen mesajlarda, eğer onların hoşlarına gitmeyen bir şey yazılmışsa, "o...pu" diye saldırılıyor.
Bunun türban takan kadınlarla bir alakası var mı? Ne alakası var!
O çevrelerde ahlakın türbanla özdeşleştirilmesinin sonucu bu.
* * *
Benim hiç türbanlı arkadaşım yok. "Türban ve Kariyer"de yer alan sekiz kadının çoğuyla -türbanlı oldukları için değil- bir sürü ortak yönümüz, ortak dertlerimiz olduğu için arkadaş olabilirdik sanki.
Niye değiliz?
Tanışmadığımız için herhalde!
Sokakta, sinemada türbanlı kadınlar görüyorum. Yan yana yürüyoruz, yan yana film izliyoruz.
Ama türbanlı ve türbansız kadınların birbirleriyle temas edebilecekleri fazla ortam yok. Oysa birbirimize anlatacaklarımız vardır belki. Kadınlar, birbirinin halinden illa ki anlar.


"Ardından büyük bir çöküntü geliyor"

Sınıfta başı açık ders veren ancak okul çıkışında türban takan anaokulu öğretmeni Aytaç Kılınç gereken koşulları yerine getirdiği halde okul müdürü yapılmayınca İdare Mahkemesi'ne başvuruyor. Danıştay'dan "Bir öğretmenin görünümü öğrenciler üzerinde etkilidir. Bu nedenle okul dışında olsa bile laikliğe aykırı davranamaz" kararı çıkıyor. Yani Danıştay, sokakta türban taktığı için Kılınç'ın okul müdürü yapılmamasını doğru buluyor.
Cuma günü Aytaç Kılınç başı açık çıktı sokağa...
Meslek sahibi olabilmek için üniversitede başını açmak zorunda kalan Özlem Albayrak o dönemde neler hissettiğini şöyle anlatıyor:
"İnsan zorla içi başka, dışı başka konuştuğu zaman öncelikle kendine ihanet etmiş sayıyor kendini. İnancından önce ruhuna ihanet etmiş hissi uyanıyor kalpte. Ve elbette ki ardından büyük bir çöküntü geliyor. Yıllar sonra bile an be an hatırlanacak kadar da acı bir zaman dilimi bu."


"Erkeklerin hayat tarzlarında dindarlık izlerini pek görmüyoruz. Takiyye falan yapmıyorlar, dini hassasiyet sahiden kayboldu çoğunda. Ancak vicdanlarını rahatlatmak istedikleri yerlerde eşlerinin başörtüsüne sarılıyorlar. Dindarlıkları, evde eşleri üzerinden hüküm sürüyor."
(Ayşe Böhürler, "Türban ve Kariyer"den...)

"Dök, saç, çekinme savur..." Kim böyle eğleniyor?

Metin Sever'in "Türban ve Kariyer" kitabı da gösteriyor ki yeni nesil türbanlı kadınların bir kısmı geleneksel İslama o kadar da sıcak değiller. Kendi "modern" kavramlarına göre modernler. Çok da haklı olarak bir kadının sadece başı açık olmasının modern olmaya yetmeyeceğini, türbanlı olmanın da "modern olmamak" anlamına gelmediğini söylüyorlar.
Evde oturmak, sadece yemek yapıp, çocuk bakıp, ibadet etmek istemiyorlar. İş hayatına girmek, kariyer sahibi olmak istiyorlar. Eğlenmek, sosyalleşmek istiyorlar.
Elbette bir Müslüman gibi.
Yeni Şafak'ta köşe yazarı olan Özlem Albayrak eğlenmek için "Modern dünyaya karşı, ondan daha az çekici olmayan alternatifler üretmek gerekiyor" diyor. "Başka bir eğlence tarzı, başka bir anlayış geliştirebilir, sohbet ortamları oluşturarak alternatif bir vakit geçirme tarzı oluşturabilirsiniz."
Nitekim oluşturuyorlar da...
Tempo dergisinin türbanlı yazarı Elif Çakır birkaç hafta önce bir mekan tanıtım yazısı yazdı mesela. "Ayfer türbanlı... Ayfer imam hatipli... Ayfer kendi kafesinde şarkı söylüyor..." diye, Ayfer'in açtığı bir kafeyi anlattı.
Elif Çakır "Dindar ailelerde yetişen yeni jenerasyon diğerleri gibi Nişantaşı'nda da, Beyoğlu'nda da boy gösteriyor ve rahat hissedebilecekleri her türlü mekana gitmekten kendilerini alıkoymuyorlar. Alıkoymuyorlar ama 'Ne işiniz var sizin burada? Gidin evinize. Hem dindarsınız hem buralardasınız'ı ima eden bakışlar cidden rahatsızlık verici" diye yazmış.
Türbanlı kadınlarla sosyal ortamlarda karşılaşmamamızın nedeni de bu herhalde.
Ha bir de yine Albayrak'ın tarif ettiği "eğlence kültürü" farkı...
"Modernizmin eğlence kültürü 'Dök, saç, çılgınca dans et, kendi arzularından başka hiçbir şeyi önemseme, savur' diyor"muş.
Ben ki içki içerim, bazen de dans ederim falan ama 'döküp, saçıp, kendi arzularımdan başka hiçbir şeyi önemseme'den eğlendiğimi zannetmiyorum. Defalarca da dans edilmeyen barlarda kahve, elma çayı, sıcak çikolata, hatta kakaolu süt falan içerek oturmuşumdur.
Birbirimizden uzak durdukça, koptukça farklılıklar keskinleşiyor, abartılı tarifler yapılıyor, birbirimizi anlama ihtimalimiz giderek azalıyor.
Takımlara ayrılır, sadece kendi takımımızı desteklemeye başlarsak... Bizi gelecekte pek de "eğlenceli" günler beklemiyor.






PAZAR
10 usta çizerin gözünden karikatür krizi
"Karate yapanlar insan ilişkilerinde başarılıdır"
"11 bin metre kumaş kullandık"
"Kan örneği kapıp getiren herkesi kabul etmiyoruz"
Sırada total yüz nakli var
Antalya'da kayak hevesi yolda kaldı
Bono'nun saygıdeğer markası
"Bağımsızlık" yayılıyor
Gönüllerin stadyum rock'çısı
Uludağ'da snowboard ile eğlence
Neo-Andersen'in karikatürleri
Aynamıza bakan kadın
Bir şehrin anatomisi
Avustralya izlenimleri
Beyti'de kuzu eti keyfi
Bizim müzenin müdürü
Besinlerin uzun yolculuğu
Türban takan ile takmayan birbirinin halini anlar mı?
Motorize Eskimolar





Ahmet Turhan Altıner
Yasemin Çongar
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet