|
 |
|
|
Dört sanat dalından bir "bar gösterisi"
Ahmet Ümit'in "Aşk Köpekliktir" öyküsünü Eriş Akman sahneye uyarladı. Edebiyat eserinden hareketle tiyatro, müzik ve video projeksiyondan oluşan gösteri ilk kez yarın akşam JazzStop'ta izleyici karşısına çıkacak
SEMA ASLAN
Yarın gece yolunuz Beyoğlu'na düşer de mesela JazzStop adlı barda kulağınızın pasını atmak isterseniz, kendinizi beklenmedik bir aşk hikayesinin ortasında bulabilirsiniz... Ayşe ile Stefan'ın hikayesi bu. Beyoğlu'nda bir barda tesadüfi bir karşılaşma ile başlayan aşk, esasında büyük bir sırrı içerir... Bizim hikayemiz, Ayşe ile Stefan'ın hikayesinin bittiği yerde başlıyor. Ayşe kendisini terk eden sevgilisi Stefan'ın izini bulabileceği umuduyla tanıştıkları bara gider ve barmen Rafo ile koyu bir sohbete dalar. Spotlar sahnedeki kızıl saçlı müzisyeni, Stefan'ı aydınlatır ve Ayşe anlatmaya başlar.
Ahmet Ümit'in Doğan Kitap'tan çıkan ve aşkın çeşitli hallerini anlattığı öykülerinin toplamı niteliğindeki kitabı "Aşk Köpekliktir", yayımlandığı andan itibaren ilgiyle karşılanmıştı. Ahmet Ümit'in senaryolaştırdığı, kitaba adını da veren öykü, Eriş Akman tarafından sahneleniyor. Ercan Akbay'ın yapımcılığını üstlendiği gösteride Baki Duyarlar, Ergin Bayraktaroğlu ve Erdal Akyol'dan oluşan bir orkestra yer alıyor. JazzStop'ta sahnelenecek olan "Aşk Köpekliktir"in karakterleri Damla Özen, Gülşen Sezek, Ergin Bayraktaroğlu ve Mesut Özkeçeci tarafından canlandırılıyor.
Tiyatro, müzik ve video projeksiyondan oluşan gösteri yarın akşam ilk kez izleyici karşısına çıkacak. Eriş Akman'ın bir bar gösterisi olarak nitelendirdiği oyunu, Ayşe ile Rafo'nun konuşmalarını destekleyen orkestra ile flash-back'leri veren video projeksiyon tamamlıyor.
Daha önce de öyküleriniz görselleştirildi fakat bu kez biraz daha farklı bir durum söz konusu.
Ahmet Ümit: Evet, çizgi roman bile oldu yazdıklarım. Bir edebi metinle bir film, bir müzikal ya da bir çizgi roman farklı şeyler; bunun farkındayım. Yani söz konusu olan, bambaşka bir sanat alanı. Dolayısıyla tam da kafamdaki projenin sahnede, ekranda vs. gerçekleşmiş olmasının çok önemi kalmıyor. Önemli olan, güzel bir şeyin ortaya çıkması.
Sinematografik bakış
Yazdıklarınızın bir gün bir dizi ya da film olabileceği ihtimali, sizi yazarken nasıl etkiliyor?
Ahmet Ü.: Edebi metni mümkün olduğunca bozmamaya çalışıyorum ama mesela son yazdığım romanda bir sahneyi bu nedenle değiştirdim: Adam vuruluyor ve bir heykelin dibine düşüyor. Önce şu cümleyi yazmıştım: "Geniş alnında siyah bir kurşun lekesi." Sonra durdum ve "Dolunayın aydınlattığı geniş alnında siyah bir kurşun lekesi" diye yazdım. Bu, sinema aslında.
Gördüğünüz Rafo, Stefan ve Ayşe hayal ettiğiniz gibi mi?
Ahmet Ü.: Birebir kafamdaki karakter hiçbir zaman olmayacaktır tabii. Ama Ayşe burada tek kaşını kaldırırdı, Rafo bardağı şöyle tutardı dediğimde yönetmen olmam gerekir; yönetmen olursam da çuvallarım.
Eriş Akman: Karakterleri anlamak çok önemli. Geçen provada Ahmet "Ayşe bir prenses" dedi. Rafo'yu oynayan Mesut bunun üzerine "Ya, siz konuştunuz mu Ahmet Ümit'le?" diye sordu. Oysa pek konuşamamıştık ama Ahmet'in söylediğini ben daha önce oyuncularıma söylemiştim. Karakteri iyi anlamak gerekiyor.
Siz öyküyü okudunuz mu?
Eriş A.: Okumadım, oyuncularıma da okutmadım. Allahtan okumamıştım. Proje tamamen Ahmet Ümit ve Ercan Akman'a ait; yönetmen olarak beni seçtiler. Senaryodan yola çıkarak ve farklı disiplinleri birleştirerek bir tasarım yaptım.
"İçerek izleyecekler"
İzleyeceğimiz şey tam olarak nasıl adlandırılabilir?
Eriş A.: Valla buna bir "bar gösterisi" diyebiliriz. Benim tiyatroyla ilgili büyük çelişkim oldu; İngiltere ve Amerika'da tiyatro yaptım. Türkiye'ye dönünce hemen bıraktım. Tiyatronun bazı değişmez kuralları vardır; futbol oynarken elinizi de kullanmaya başlarsanız o artık yeni bir şey olur; futbol olmaz. O zaman sizin yaptığınız da nedir bilmiyorum ama tiyatro değil dedim. Ve sinema yapmaya başladım. Benim bu oyunu bir tiyatro eseri olarak nitelemem imkansız. Fakat bir gerçek var: Tiyatro iş yapmaz sözüne katiyyen inanmıyorum; bu gösteriyi de bir örnek olarak yapmak istedim. Tiyatro artık müşterisinin ayağına gitmek zorunda. Biz de tiyatroyu müzik ve sinemanın yardımıyla insanların ayağına getiriyoruz. Bu benim orijinal fikrim de değil ayrıca; bunu ilk Haldun Taner yapmıştı. Ama Haldun Taner zamanında böyle bir bar ortamı da yoktu.
Tiyatronun müşterisi barda mı yani?
Eriş A.: Tiyatro seyircisi artık barı tercih ediyor. Birçok kez şahit oldum; adam galaya gidecek mesela, para da vermeyecek ama "Ya boşver, oturuyoruz ne güzel, içiyoruz işte" diyor. Tamam, siz içmeye devam edin, ben tiyatromu size getireceğim! Burada seyirci barda olduğu için içki içerek izleyecek oyunu. Dolayısıyla o üçgen gayet güzel oldu.
Seyirci içki içecek ve konuşacak. Bu bir risk değil mi?
Eriş A.: Tabii. Ama hayat risklerle doludur. Mikrofon kullanacak oyuncularımız. Aslında bunu da istemiyordum ama akustik yok mekanda. Fakat seyirci konuşursa sıkılmıştır ya da ona hitap edememişsinizdir. Alacağımız risk bu. Bir aralar Türkiye'de "Kulüpte caz yapılmaz çünkü insanlar konuşur, dans eder falan, bu nedenle de caz olmadı uzun seneler" deniliyordu. Nardis'e gidin şimdi, insanlar ilahi dinler gibi caz dinliyor. Bir de oyun süresine dikkat ettik. Gösteri 1,5 saat sürecek.
|
|
|

|