|
 |
|
|
İsviçre hikâyesinin şifresi
"Gereken her şeyi yaptık" diyordu Haluk Ulusoy. "Ağır bir ceza beklemiyoruz". Güvenliydi, güven veriyordu. Her şey derken neden bahsediliyor diye herkes birbirine sordu. Sonra yapılanlar ortaya çıktı. Ulusoy, FIFA Başkanı'yla buluşmasında "Aman Sepp Başkan, önümüzü aç, yeni seçildik" demişti. "Bizde küçükler büyüklerin elini öper, büyükler de affeder" Blatter, Ulusoy'a sıcak davranmıştı. Ulusoy rahatlamıştı. Ağır bir ceza gelmeyecekti.
Çünkü bu iş senelerdir hep böyle olmuştu Küçük Asya'da. "Aman Haluk Başkan şehirde insan içine çıkamayız, etme sen büyüğümüzsün" diyene anlayış gösterilmişti. İşler ağalık-beylik gelenekleriyle yönetilmiş, insanlar kırılmamış, orta yol bulunmuştu. Sahada olay da çıksa, tribünler de çıldırsa...
Disiplin Kurulu cezayı veriyordu. Birileri tepki gösteriyor, ricacı oluyor, Tahkim bozuyordu. Çünkü yüzde yüz bağımsız bir hukuk kurulu olması gereken Tahkim, kulüp temsilcilerinden oluşuyordu. Kurul önce cezayı bozuyor, sonra hukuki gerekçe arıyordu. "Aman Haluk Başkan, etme" denince, "Tamam aslanım" deyip işler çözüldüğü için FIFA ve UEFA'da da böyle olacak sandık. Bu cezanın bizzat bu bu ağalık-beylik yöntemlerine olduğunu anlayamadık.
Cezanın alt yapısı
Cezanın sebebi öyle anlaşılmayacak bir şey değil. Herkes biliyor ki, Türkiye'ye deplasman yok. Seyirci her yerde, o yüzden seyircisiz maç cezası. Peki niye dışarıda? Çünkü biz havaalanında da güvenlik sağla(ya)mıyoruz.
Peki niye 2 ya da 4 değil de 6 maç. Çünkü Euro 2008 elemelerinde 6 iç saha maçı var. Bu turnuvalarda en önemli mücadele fikstür toplantılarında yaşanıyor. Türkiye grubun favorisi ve kimse seyircili oynamak istemeyecek. Bir dolu sorun çıkacak, kurada olsa bile. O zaman cezayı 6 maç diye okumayacağız. Ceza şudur: Euro 2008 elemelerindeki tüm maçlar seyircisiz ve dışarıda. Ceza budur. Siz İsviçre'ye dayak attınız o zaman İsviçre'ye gitmeyi hak etmek sizin için daha zor olacak.
Ağır mı?
Gelelim cezanın ne kadar ağır ya da hafif olduğuna. Ceza bu maçta çıkan olaylara verilmedi. Beklenmedik de değildi.
1- 2 yıl önce aynı statta Almanya Ümit Milli Takımı, aynı şekilde sahada ve koridorlarda dayak yedi. Oyuncular ve görevliler tarafından saldırıya uğradı. 4 maç saha kapandı. Bir dahaki cezanın ihraç olabileceği yönünde çok net bir şekilde federasyon uyarıldı.
2- FIFA, elemelerdeki ilk maç olan Gürcistan maçından itibaren her maçta Türkiye'ye güvenlik tedbirlerinin yetersizliği ve olaylar nedeniyle ceza kesti. Bunları ödedik.
3- Her maçtan önce ve sonra çok ağır bir cezanın kapımızda olduğuna dair uyarı mektupları aldık. Hepsi federasyonda mevcuttur.
4- Saha kapama cezası oyuncuların kavgasına verilmedi. İlk maçtan itibaren gerilen ortam FIFA tarafından takip edildi. Bunun bir organizasyon olduğuna dair kanaat oluştu. Sonrasında olayların kapatılmaya çalışılması, koridorda Grichting'e tekme atanın bulunamaması bu kanaati kanıt olmasa doğruladı. Yani ceza seyirciye, futbolculara değildir. Ceza, İsviçre, Türkiye'ye ayak bastığından itibaren güvenliğinden sorumlu olan federasyonun çıkan olaylara "Bilmiyorum, duymadım, görmedim, bizi İsviçre tahrik etti" tavrınadır.
Bunları anlamalı ve batı bizi sevmiyor hikaye ve komplolarından kurtulmalı. Uğur Vardan Radikal'de yazdı. Bu cezayı veren Disiplin Kurulu'nın 5 üyesi, İsveçli, Bahreynli, Honduraslı, Jamaikalı ve Kongolu. İşte bizi sevmeyen batılılar. Bakanımızın "siyasi karar" olarak değerlendirdiği kararı verenler bunlar. Şimdi hükümetimizden Kongo ve Honduras'la aramızdaki siyasi sorunları artık gidermelerini rica ediyorum. Yeter artık.
Bu hikâyenin devamı var. Ama gelin biz artık kapatalım. Çünkü bunların üzerine gitmek milli menfaatlerimize terstir. FIFA bize nasıl olsa düşman. Zaten 4 sene önce 3.'lük madalyasını aldığımız zaman da sevinmemiştik. Pis FIFA!
Emre'nin profesyonelliği
"Üzgünüm, ama pişman değilim. Zaten Avrupalıların bize nasıl baktığı belli. Zidane Ronaldo olsaydı bu cezayı almazdı." Böyle düşünen Emre, Avrupa'da kalmakta ısrarlı. İtalya'dan İngiltere'ye gitti. Neden? Türkiye'nin benim de en sevdiğim, en gurur duyduğum oyuncu, bizi futbolundan mahrum etti. Ama onu anladık. Çünkü ""Avrupa'da profesyonellik çok daha farklı, iyi oyuncunun değeri var" diyordu. Haklı olduğunu biliyorduk. Onu anlıyorduk. Ama bu ceza sonrası tavırları ve açıklamaları sonrası bizi aydınlatması gerekiyor. Söylesene Emre, bizi bu kadar sevmeyenlerin arasında ne işin var? Neden seni sevenlerin yanında değilsin de Newcastle'dasın? Maaşının zamanında yatması mı tek sebep? Tercih ettiğin medeniyet bundan mı ibaret? Ve sadece bu, sevilmediğin bir yerde yaşamak için yeterli midir? Lütfen bir açıklama? Bu nasıl bir perhiz?
Emin misiniz?
Şimdi lütfen hukuk aklı çalışsın komplo teorileri değil. Hukukçular soğukkanlılıkla oturup kararı onlar versin. Siyasetçiler, futbol medyası, federasyon değil. Tahkim ve CAS'a gerçekten gidilmeli mi? Emin misiniz? Bu dava CAS'a giderse bu dosyalar tekrar açılacak. Bu dava baştan yeniden ele alınacak. CAS ve Tahkim birer acıma kurumu değil. Şenes Erzik ihraçtan döndük diyor. Eğer bir şekilde ihraçtan dönüldüyse iş oraya geldiyse, o çizgiyi geçmek an meselesidir. Ve dava yeniden açılırsa karar bizim aleyhimize de değişebilir.
Etme bulma dünyası
Ya da eğer gerçekten hakkımızın yendiğinin, batının bizi sevmediğini düşünüyorsak da durum daha iki yüzlü bir hal alıyor. Türkiye'de işlerini ağalık, beylik yöntemleriyle gören 4 büyükler dışında kimseyi tanımayan ezen yok sayana, üstüne basıp geçen bizler daha büyük bir denizde kocaman lobilere toslayınca feryat ediyoruz. İtalyan'la, İngiliz'le, Alman'la. Yani dünyanın Fener, Galatasaray, Beşiktaşı'yla. Biz burada Konya'yı, Samsun'u Antep'i ezip bunu reytinge, güçlü ve köklü olanın doğal gücüne bağlayacağız. Dünyanın büyükleri üzerimizden geçince feryat ve de figan. Ne ala!
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|