|
Üslup!
Başbakanlığı döneminde bazen Turgut Özal da ağzını bozardı. Sinirlendiği vakit yüzünde belirginleşen mimikler kendisini ele verirdi. Bakışları değişir, gözlerinde ürkütücü parıltılar belirirdi.
Duygularını saklayamazdı Özal.
Çok kızdığında alnının orta yerine mora yakın bir kırmızılık gelip otururdu. Yakınları, Özal'ın ağzından çıkan sözcüklere göre kızgınlık derecesini kestirirlerdi.
Konuşmaya, "Bak!" diye başlaması bir ilk işaretti. "Bak gözüm!" diye devam ediyorsa, bu hayra alamet değildi. Özal'ın iki dudağının arasından, "Bak iki gözüm!" sözcükleri dökülmüşse, en iyisi önüne bakıp susmaktı.
Yoksa Özal birden patlardı:
"Olmaz be kardeşim!"
"Dangalak!"
Yakından tanıyanlar, Özal'ın insan ilişkilerinde çok fazla iltifat etmesini ya da pek o kadar gönül almasını bilen bir insan olmadığını söylerlerdi.
Özal bazen kitlelerin önünde de ağzını bozardı. Bu konuda, zamanın muhalefet lideri Erdal İnönü'yü hedef alan Küçük Turgut esprisi çok yadırganmış, haklı olarak eleştirilmişti.
Erdoğan da Özal'a mı benziyor?
Benzerlikleri yok değil.
Ayrıca, Erdoğan'ın birçok bakımdan Özal'ı beğendiği ve kendine örnek aldığı da biliniyor.
Acaba arada bir ağzını bozuyor olması da, bu çerçevede değerlendirilebilir mi?
Bilemiyorum.
Ama bildiğim bir şey varsa, o da Başbakan Erdoğan'ın son zamanlar sıklaşan 'ulanlı üslubu'nun bir başbakana yakışmadığıdır. Bir başbakanın karşısındaki bir vatandaşa, "Lan!" diye hitap etmesi, "Hadi ananı al git buradan!" demesi gerçekten terbiye kurallarını boşlukta bırakan bir davranış biçimidir.
Yazık!
Bunlar iyiye işaretler değil.
Başbakan Erdoğan'ın bu kadar kolay sinirlenmesi, ağzını bu kadar kolay bozması, ya da günlük deyişle 'vücut kimyası'nın bu kadar çabuk bozulması, Ankara'da bir şeylerin kötü gittiğini gösteriyor olabilir.
Öyle mi?
Kendisini sinirlendiren bir şeyler mi oluyor başkent siyasetinde? Neler canını sıkmış olabilir?
Galataport ihalesinin iptali... İktidarının etrafından dolaşan yolsuzluk haber ve söylentileri... Unakıtan olayı, Şener olayı... Danıştay'ın son türban ve imam hatip kararları...
Ya da Trabzon'da yaşananlar...
Yoksa bir yandan milliyetçi, öbür yandan İslamcı bir dalganın kabarması, kabartılmak istenmesiyle iktidarının, partisi AKP'nin sıkıştığını görmek mi acaba bunaltmaya başladı Erdoğan'ı?..
Dengeleri mi tutamıyor?
İktidar yıpranmasının ve bir yıl sonraki 'cumhurbaşkanı seçimi'nin ateşini şimdiden hissettiği için mi vücut kimyası aniden bozuluveriyor?
Bütün bunlardan parti içi dengeler son zamanlarda fazla etkilenmeye başladığı için mi üslubu irtifa kaybediyor?
Bir başka soru:
Yoksa iktidarda bir yalnızlık duygusuna mı kapılmaya başladı? Kendisini yalnız mı hissediyor? Yakın çevresi ve danışmanları mı yetersiz kalıyor? Ortak akıl mı seferber edilemiyor kendi etrafında?
Yoksa dış politikada Amerika mı sıkıştırmaya başladı İran konusunda?..
İstanbul'da, polislerin bulunduğu 'İnternet Cafe'de patlayan bombalar... Konya'da başı açık olduğu gerekçesiyle saldırıya ve tacize uğrayan meslektaşım Aliye Çetinkaya olayının çirkinliği...
Evet, sinir bozabilecek çok şey var. Ama bunların hiçbiri ağız bozmanın mazeret ya da gerekçesi olamaz.
Hele Başbakanlık koltuğunda oturuyorsanız...
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|