|
Başbakan'ı karşılamayan rektör "azledildi"
Hafızalarınızı biraz zorlayıp birkaç ay öncesine gidelim. Başbakan Erdoğan Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nin bir fakülte binasının açılışına gitmiş, Rektör Yaşar Akbıyık da kendisini karşılamamıştı.
Bunun üzerine, Başbakan Erdoğan, rektörü bir güzel fırçalamış, rektör de olayın siyasi boyutu olduğu gerekçesiyle kendisini savunmuştu.
Sonra devreye İzzet Baysal Vakfı'nın yöneticileri girmiş onlar da rektörden hoşnutsuzluğunu dile getirmişlerdi. Bolu'daki sivil toplum örgütleri de iktidardan esen rüzgârın etkisiyle rektörü adeta istenmeyen adam ilan etmişlerdi.
Ama üniversite, rektörün arkasındaydı. Onu sonuna kadar destekledi. Nitekim önceki hafta gerçekleşen rektörlük seçiminde de en yüksek oyu o aldı.
Seçimde Akbıyık 171, Atilla Kılıç 97, Esergül Bakıbucak 52, Cihangir Uyan 47, Mustafa Kepez 36, Güniz Akıncıkesin de 1 oy aldı. Yasa gereği, seçimde en yüksek oy alan bu 6 isim YÖK'e bildirildi. Ama YÖK, aday sayısını 6'dan 3'e indirip Çankaya'ya gönderirken, en fazla oy alan Rektör Akbıyık'ı üçüncü sıraya düşürdü. Rektörün, neredeyse yarısı kadar oy alan Atilla Kılıç'ı da birinci sıraya yükseltti. Sonuçta da Atilla Kılıç, Cumhurbaşkanı Sezer tarafından Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nin yeni rektörü olarak atandı.
Şimdi kafalarda çok sayıda soru var. Cumhurbaşkanı Sezer, hep, üniversitelerdeki demokratik ortamın güçlenmesini isterdi. En çok oy alan adaylar, zaman zaman, YÖK tarafından saf dışı bırakıldıklarında, çok sert söylemlerde bulundu. Ama daha önce o koltuğa atadığı rektörü, en yüksek oy almasına rağmen bu kez kendisi atamadı! Neden? İşte merak edilen konu bu.
YÖK mü etkiledi, İzzet Baysal Vakfı mı? Hükümet mi? Yoksa imam hatip mezunu olduğuna ve çocuğunun ABD'de doğumunu sağlayıp Amerikan vatandaşı olmasına yönelik söylentiler mi? Ya da bizim de duymadığımız ciddi gerekçeler mi söz konusu?
Akbıyık Hoca bu konuda bir şey söylemiyor. Kendileriyle konuştuğumuz YÖK üyeleri de nasıl bu noktaya gelindiğini anlayabilmiş değiller. Eski rektörü tanıyorlar. Ama yenisini tanıyan yok gibi...
Bu konudaki ayrıntıları sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Ama son dönemlerde hangi rektör hükümetle inatlaşsa, zorda kalıyor! Bu çok enteresan...
Deprem var mı, yok mu?
Deprem profesörlerinin her geçen gün kafaları daha da karıştırdığını geçen hafta dile getirmiştik. Bu konuda Ulusal Deprem Konseyi'nden iki açıklama geldi. Biri özel, diğeri genel. Önce genel olanını okuyalım:
"Marmara bölgesinin jeolojik ve sismolojik özellikleri, iki bin yıllık tarihsel veriler ve son yıllardaki bilimsel araştırmalar, İstanbul'u da etkileyecek büyük bir depremin Marmara Denizinde olma olasılığının çok yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Konuyla ilgili bulgu ve belgeler 2003 yılından bu yana ilgili resmi kurumlar tarafından kamuoyuna sıkça açıklanmıştır. Buna rağmen, çeşitli vesilerle yapılan ve fayların olası kırılma biçimlerine ya da olası bir depremin yeri, büyüklüğü ve zamanlamasına ilişkin farklı üsluptaki açıklamalar nedeniyle 'güvenilir olmayan ve kaos oluşturan' bir haber ortamı yaratılmaktadır. Bu tür açıklamaların ve haberlerin deprem zararlarının azaltılmasına ve yurttaşlara yarar sağlaması beklenemez. Bu durumda asıl önemli olan, Türkiye'nin tümüyle bir deprem ülkesi olduğunun ve pek çok yöresinde yıkıcı bir deprem olabileceğinin bilinmesi ve depreme hazırlıklı olma çalışmalarının bilinçli, düzenli ve sürekli biçimde yürütülmesidir."
Özel açıklama da yarına. Öylesine zehir zemberek ki eminim epeyce ses getirecek...
Özetin özeti: Siyasette cadı kazanının hep kaynadığı söylenir. Ama akademik dünyada olup bitenler bazen siyasete de taş çıkarıyor...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|