|
Ulus ve vatandaşlık
'AZINLIK Raporu' davasında Prof. Baskın Oran ve Prof. İbrahim Kaboğlu yargılanıyor.
Meselenin bir adli tarafı var, hukukla, kanunla, mahkemeyle ilgili...
Bir de, 'yanlış' saydığımız düşünce ve davranışları eleştirmekten öteye, yargılanmasını, cezalandırılmasını istemek gibi 'otoriter' bir alışkanlığımız var; iki 'taraf'ta da böyle!
Dünkü Radikal'de, Prof. Ayhan Aktar, "soykırım" demiyor ama Talat Paşa'nın emriyle Anadolu'da "merkezden yönetilmiş bir etnik temizlik" yapıldığını iddia ediyor...
Bununla da kalmıyor... 1990'larda Demirel-İnönü hükümetinin, sorunu çözmek için o zamanki Ermenistan Cumhurbaşkanı Ter Petrosyan'la uzlaşması gerektiğini söyleyen Prof. Aktar diyor ki:
"O dönemde hükümeti Ermenistan'la uzlaşmazlık konusunda ikna eden Dışişleri bürokratlarının bugün yargılanmaları gerektiğini düşünüyorum. Bunun Halk Bankası'nın içini hortumlamaktan daha büyük bir suç olduğuna inanıyorum!"
Söyleyecek söz bulamıyorum! Öfke ifadesinden başka hiçbir hukuki değeri yok bu lafların.
Bir fikre, bir iddiaya, hatta bir gerçeğe fanatikçe bağlanmak, "farklı olan"ı cezalandırma duygusunu yaratır. Entelektüel olarak ufuk darlığına, toplumsal olarak gerginliklere sebep olur. Bundan sakınmak gerekir.
Vatandaşlık...
'Azınlık Raporu' davasına da bu açıdan bakıyorum. Raporu hazırlayan Danışma Kurulu zaten "görüş bildirmek, öneriler ve raporlar sunmak" için kurulmamış mıydı?
Raporda savunulan "Türkiyelilik" kavramı yapay ve yanlıştır, ama yapılacak şey eleştirmekten ibarettir. Fikirleri yargılamak Türkiye'yi güçlendirmiyor, aksine uluslararası planda zor duruma düşürüyor.
Sorun, özünde "vatandaşlık" kavramına farklı bakışlarla ilgilidir.
Türkiye "uluslaşma" yolunda muazzam bir mesafe almıştır, bunu tersine çevirerek bir kimlikler federasyonu gibi bir görüntü yaratmak, çok korkunç çatışmalar yaratır! Fakat uluslaşmamızda hâlâ eksiklikler olduğu için, işte hâlâ din, mezhep, laiklik ve etnik kimlik sorunlarımız ciddi boyutlardadır.
Bu durumda, "Türkiye" kavramının tarihsel derinliğine ve "Türk" kavramının anayasal niteliğine dayalı, aynı zamanda farklı kimlikleri de şemsiyesi altında toplayacak hoşgörülü ve bağdaştırıcı bir "vatandaşlık" kültürünü geliştirmek gerekiyor. Ama bu, katılıklarla değil, esnekliklerle olur.
Birleştirici olmak
1924 Anayasası, köken farklarını doğal gören bir Türk vatandaşlığı tanımı getirmişti. Darbe anayasaları "Her vatandaş Türktür" diyerek tanımı 'sıkı'laştırdı; dil yasakları somut örneklerdir. Ama umulanın aksine birleştirici olmadı, yarattığı tepkiler bölücülüğe yaradı!
Fransız Devrimi de sıkı bir "vatandaş" tanımı getirmişti, Fransa ahalisinin önemli bir kısmı din ve dil gibi sebeplerle bu tanıma uygun düşmüyordu; bu yüzden devlet tarafından "şüpheli" görüldüler! Fransa yüzyıldan fazla gerilimler içinde çalkalandı. (Bertrand Taithe, Citizenship and Wars, sf. 105)
Anglo-Amerikan geleneğinde ise vatandaşlık kültürü birleştirici bir esnekliğe sahip oldu.
"Vatandaşlık" milletler için hayati bir kavramdır. Geniş ve çok düşünmemiz gerekirken, katı tavırlar hem ufkumuzu daraltır, hem yumuşatmamız gereken gerilimleri artırır.
Ben yazar olarak "rapor"u eleştiririm ama Adalet Bakanı olsam yargılamaya izin vermem.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|