
|
|
|
 |
|
|
Tekstilde hep ihracat rakamına baktık oysa ithalat sıkıntının asıl sebebiydi
Satır Arası / Deniz Sipahi
Tekstil sektörünün bugün içinde bulunduğu durum çok yeni bir şey değil.
Uzun zamandır tekstilin geleceği tartışılıyor ve çıkış yolu aranıyordu.
Egeli Pamuk, Tekstil, Konfeksiyon ve Deri Sektörleri adına oluşturulan Eylem Komitesi'nin "Ekonominin Lokomotifi Raydan Çıkıyor" başlıklı ilanlarını görünce aklıma geçen yıl İzmir Ticaret Borsası'nın yayınladığı "Tekstil-konfeksiyon sektörlerinde nerede yanlış yaptık?" başlıklı araştırması geldi.
Raporun son bölümünde şöyle bir cümle vardı.
"Türkiye'nin en büyük rakibi kendisidir. Geleceği rakipler belirlemeyecek. Bizim neler yapacağımız belirleyecek..."
Yanlışlar da şöyle sıralanmıştı.
1) Kısa dönemde elde edilen yüksek karlara kanıldı. Uzun dönemli markalaşmaya yatırım yapılamadı.
2) Doğru olmayan teşviklere dayalı olarak sektöre gereğinden fazla yatırım yapıldı.
3) Küçük ölçekli firmalar sektöre hakim oldu. Ölçek ekonomisinin avantajlarından yararlanılamadı.
4) Dış madde bağımlılığı azaltılamadı.
5) Tekstil ve konfeksiyonda ara mallar ve yatırım malları üretimi unutuldu.
6) Üretim düşük katma değerli mallar ile sınırlı kaldı.
7) Üreticilerin finansman yapısı gelişemedi.
8) İhracat kotaları ucuz mallarla dolduruldu.
9) 2005'ten sonraki "kotasız dönem" için hazırlık yapılmadı.
Araştırmanın ilginç yanı, tekstil ve konfeksiyon ihracat gelirine karşı yapılan ithalat harcamasına ilişkin bulgulardı.
Genelde ihracat tarafına bakıldığından ithalat hep göz ardı edilmiş.
1989-2000 arasında 12 yılda tekstil ve konfeksiyon sektörünün getirdiği 100 dolar ihracat gelirinin ortalama olarak 74.8 doları aynı sektörün ithalatına harcanmış. 2000'den sonra bu rakam daha da belirginleşti.
Türk tekstilcisi katma değeri düşük mal üretmeye devam edince gelişen koşullar karşısında rekabet etme gücünü de zayıflattı.
Sübvansiyonla doğmuş tekstil "sübvansiyonkolik" yapıldı
Tekstil örme ve konfeksiyon sektöründe faaliyet gösteren 15 bin 900 firma Türkiye'de toplam firma sayısının yüzde 23'ünü oluşturuyor. Toplam istihdamın yüzde 23'ünü bünyesinde barındıran tekstil ve hazır giyim sektörü resmi rakamlara göre 1.5 milyon, gayri resmi rakamlara göre 3 milyon kişinin aş kapısı. İhracatın yüzde 27.6'sı üretim ise yüzde 25'i tekstil ve konfeksiyon sanayi tarafından sağlanıyor. Sektörün ilk ihracat rakamı 450 bin dolardı. 2005'te ise yaklaşık 12 milyon dolara çıktı. Yani ihracatımız ilk ihracattan bu yana 42 kat arttı.
Buraya kadar hepsi doğru...
Ama Türkiye sektörde geleceği iyi okuyamadı. Bu kadar çok işletme olmasına rağmen son beş yılda modernizasyon yatırımları ile beraber yeni ve büyük kapasiteli yatırımlar yapıldı.
Avrupa Birliği heyecanı ile yapılan bu yatırımlar kapasite fazlası oluşturdu.
Üst üste gelen son yılların krizleri sektörde büyük hasarlara neden oldu ve kapasite kullanım oranları yüzde 50'lere düştü.
Bugün Türkiye'de kurulu ring iplik tesislerinin yüzde 20 ile 25'inde bir kapasite daralması söz konusu. İplik tesislerinin yaklaşık yüzde 40'ı oranında bir kapasite kullanamama sorunu var.
Peki Türkiye, tekstil ve konfeksiyon sektörünü gözden çıkartabilir mi? Kesinlikle çıkartamaz.
Ama gelin görün ki; "sübvansiyonla" doğmuş tekstil ve konfeksiyon sektörü, "sübvansiyonkolik" yapıldı. Bana göre yanlış, 1990'dan bu yana devam eden yatırım planlama hatasıdır ve geleceği okuyamamaktır. Hatanın büyük kısmı planlaması olmayan hükümetlere aittir.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|