|
 |
|
|
Florya'dakiler, velileri ve toplantıları
Galatasaray artık bir futbol kulübü.
Maalesef...
GFK...
Başkanı da o futbol kulübünün menajeri.
Futbol şubesi ve sorumlusu da yok artık.
Kaldırıldı.
Gerek yoktu.
Şubenin kendisi GFK.
Galatasaray Başkanı da o şubenin sorumlusu.
Her futbolcunun her sorunu için zırt-pırt onu araması...
Onun da zırt-pırt her sorunda onları araması.
Her türlü "sözü" bizzat onun vermesi.
Futbolcuların sık sık onu ziyaret etmesi.
Elini öpmesi.
Filan falan.
Ve...
Falan filan.
* * *
Galatasaray başkanı ve yönetimi biliyor ki kaderi Florya'nın elinde.
Florya'dakilerin...
Onlar kazandıkça onlar da o haftalık yırtıyor.
Bir hafta daha yırtıyor.
Florya yönetiyor Galatasaray'ı.
İsterlerse antrenmana çıkıyorlar.
İstemezlerse de...
Çıkmıyorlar.
Yarın, öbür gün veya günün birinde belki maça da çıkmayacaklar.
Belki bir 45'liğine çıkacaklar.
Ve...
Ve işin vahim olan tarafı...
Haklılar da.
Galatasaray'ın sorumluluklarını yerine getiremeyen sorumluları da gıklarını bile çıkartamıyorlar.
Parayı veren düdüğü çalıyor.
Veremeyen de...
Çalamıyor.
Yine yarın, öbür gün veya günün birinde Florya'dakiler yönetim kurulunun içine bir arkadaşlarını bile sokacaklar belki bu gidişle.
Yine kimse gıkını çıkartamayacak.
Dünyada aralarından bir başkan adayı, hatta başkan çıkartan tek futbol takımı da Galatasaray olacak günün birinde belki bu gidişle.
Bir ilki daha başaracaklar.
Düşünün...
2006 yılında bir mizah dergisinde yapılmıyor bu yorum.
Ciddi, aklıbaşında, bir büyük gazetenin yarım sayfalık bir köşesinde bir yazanı (Estafurullah yazar değilim) tarafından yapılıyor.
Ve...
Bir fantazi yazı da değil bu.
Okuyanlara "bi tuhaf" bile gelmeyecek bu "bi tuhaf" yorum.
Daha vahim olanı da bu.
Song'un, Saidou'nun niye geç geldiği, niye Diyarbakır'a gitmediğini de kimse bilmiyor mesela.
Bilmek de istemiyor.
Teknik kadronun tercihi mi?
Yönetimin tercihi mi?
Kamerunlular'ın tercihi mi?
Bu tip sıra dışı olaylar o kadar sıradan ki Galatasaray'da...
Kimsenin artık ilgisini bile çekmiyor.
Hepsi antrenmana çıkmadı ne oldu da, aralarından ikisi Diyarbakır'a gitmeyince ne olacak?
Kimse yönetime sormaya bile gerek duymuyor.
Ne diyecekler ki...
En vahimi de bu.
* * *
Galatasaray Riva'yı, Florya'yı satmak istiyor.
Haklılar.
Korkarım bir gün futbol takımını da satacaklar.
Kaba saba bir hesapla 30-40 milyon dolar ediyor Florya'dakiler.
Kaba saba bir hesapla borcun üçte biri yani.
Futbolcuların yıllık maliyetleri de 20 milyon dolar olsa...
Kampanyada ancak birkaç milyon dolar toplayabilen Galatasaray için ne iyi para.
Değil mi?
Ellerinde müthiş bir alt yapı da var.
Ve...
Daha rüştünü bile ispat etmeyen onlarca çocuk.
Böyle bir fırsat kaçar mı?
Yine dünyada futbolcuları yerine velileri ile toplantı yapıp sorunları konuşan ilk futbol takımı da onlar olacak belki bu gidişle.
Uzatmayalım...
Öyle bir yerden girdim ki...
Böyle bir yerden çıkmam lazım.
Hemen bağlayalım...
Ah Galatasaray ah!
Veya...
Vah Galatasaray vah!
Yıldızlar, İbo, Kurtlar Vadisi, Stadyum
Yok sayıyorlar bizi. Evet yok sayıyorlar.
Koca TRT'nin, koca pazar gecesinin, koca 2.5 saatini yok sayıyorlar.
Taş gibi reytinglerimize rağmen.
Varız halbuki.
Taş gibi varız.
Dizilerle, şovlarla, yıldızlarla yarışıyoruz.
Yine de varız.
Taş gibi varız.
Evet maçların görüntüleri de var bizde.
Yok demiyoruz ki.
Ama görüntünün olmadığı bölümlerde de varız.
Taş gibi varız.
Bizim Ercan'ın (Güven) dediği gibi ben de, "Öv beni öveyim seni" kulüplerinin üyesi değilim.
Ama...
"Kimse bahsetmezse bizden, ben bahsederim bizden" kulübünün kurucu üyesiyim.
Ben ve Stadyum adına...
TRT Spor adına...
TRT adına...
Teşekkür ediyorum.
Ediyoruz...
İyi ki varsınız.
14 Şubat'tan, 14 Şubat'a
Her köşenin başında, her dükkanın önünde, hatta sigara-puro tezgahlarında, hatta bir simitçinin tezgahında bile kırmızı kalpler vardı.
Ve kalp şeklinde balonlar...
Ve selpak, ciklet satan çocuklar da o gün "kırmızı" satıyorlardı.
Her trafik ışığında karşımıza 3'er 5'er buketlenip hazırlanmış kırmızı güller çıkıyordu.
Adama yılda bir gün bile, hayatını paylaştığı kadına, 3-5 dakikalığına da olsa özel bir şey seçme sansını vermiyordu esnaf.
Bir paket sigara kadar yakın ve kolaydı kırmızı kalplere, kırmızı güllere, kırmızı kalp şeklinde balonlara ulaşmak.
Hatta bir paket sigaradan bile daha yakın ve kolaydı.
364 gün kadınlarını aklına bile getirmeyenler, o tek günde de başından hemen savıyorlardı.
Böylesine baştan savma.
Bir 14 Şubat kalbine ulaşmak bu kadar mı çabuk, bu kadar mı kolay, bu kadar mı meşakkatsiz olmalıydı?
5 kalp alana 5 kalp bedava veren bir kırtasiyeci bile gördüm.
Yuh!
Ne kadar kalpli, ne kadar kalpsever bir milletmişiz de haberim yokmuş,
Yine de...
Birgün de olsa, laf olsun diye de olsa kadınlarına birer "kırmızı" almayı öğreniyor ya bu ülkenin erkekleri yavaş yavaş...
O da bir şey.
Ve...
Unutmayın...
Her şeyin çok iyi gittiği bir ülkede, sadece kadınlar sevildiğini bilmiyorsa, erkekler sevdiğini söyleyemiyorsa bile...
O ülkede çok şey iyi gitmiyor demektir.
BİR SERİ İLAN
Pazarları TRT / Pazartesileri Lig TV / Pazartesi ve çarşambaları Radyo Spor / Cumaları Milliyet.
Başka şubem yoktur.
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|