Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 17 Şubat 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Cendere yaz, ama gönderme!


Kendini yenemeyen hiç kimseyi yenemez!
Konfüçyus


Son dönemde Türkiye'de futbol ve Ulusal Takım üzerine yüzlerce yazı yazılıp, saatlerce konuşmalar yapıldı. En son İsviçre ile oynanan 2 maç ve yaşanan olaylar dolayısıyla bu ülkede gündelik hayatımıza, duygu-düşünce yapımıza, varoluş tarzımıza ilişkin pek çok gerçek ortaya serildi. Bunlardan en önde geleni ise, bizim aslında başka birçok konuda farklı konuşuyorken, farklı düşünüyorken, düşünüyor-muş, konuşuyor-muş gibi yaptığımız, davrandığımız gerçeği. Ve bununla bağlantılı olarak da, futboldan konuşurken gerçekte çok daha derinlerde kalmış, benliğimize işlemiş, iliklerimize geçmiş vasıflarımızı(!) ortaya koyuyoruz. Neden mi bahsediyoruz? Şunlardan mesela:
1. "Medeniyetin merkezine geldik sanıyorduk." (Yani rakip seyircisi-futbolcusu-medyası-güvenlikçisi ayırt edilmeksizin medeni değilmiş, e bu halde ilkel insanlar bunlar, rakibimiz ilkeldir. Bir tutam medeniyet mi götürsek, yoksa onlar gelince mi medeniyeti öğretsek?)
2. "Pislik yapmak bunlara yakışıyor." (Kim bunlar? Rakibimiz İsviçre. Temize pislik yapmak yakışır mı? Hayır. Demek "bunlar" hem ilkel, hem de pismiş. Hazır mısın misafir ağ(a)rlamaya sevgili vatandaş?)
3. "Bu maçın ikincisi de var." (Elhâk doğru. Pis ve ilkel rakibimizle bir rövanş "maçımız" var. Ama buraya kadar olanlar maçı değil savaşı çağrıştırıyor, sorun burada. Rakip maça diye gelebilir, ama "gelecekleri varsa görecekleri de var." Gördüler. Gördünüz. Gördük.)
4. "Bu ekibin başarısızlığından birinci derecede ben sorumlu olurum." (Demişti. Duymuştuk, hatırlarsanız. Eee şimdi, "milletçe birlik-beraberliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde" hainlik gibi olmasın ama o "ilkel ve pis" memleketlerde yetkili olanlar, sorumluluk alınca ve bir bilen koltuğuna oturup sonra da bir bilemeyen olunca istifa ediyorlar. Hani medeniyetin merkezi falan demeyiz biz oralara -bu sizin tabiriniz- ama oralarda rastlanan, buralara pek uğramayan bir müessese bu: İSTİFA. Başarısızlığın binlerce bahanesi vardır, ama en güzeli kabullenmek, olgunca göğüsleyip gereğini yapmak olsa gerek. Öyle olsa gerek, çünkü bu diyarlarda görmedik, bilmiyoruz, sadece fikir yürütebiliyoruz.)

Sadece birkaç soru
Hayır, özür dilemiyoruz. Soru soruyoruz. Önceden parametrelerini, sınırlarını belirlediğiniz şekilde ve sizin istediğiniz biçimde, memleket sevgisi, birlik-beraberlik gibi kavramlarla set çekerek durdurduğunuzu sandığınız sorular soruyoruz:
‰ Hagi-Popescu, Taffarel gibi yıldızlarınız; ama özellikle bir Hagi'niz yokken nasıl büyük bir başarınız vardır?
‰ İtalya'da, çarpıcı sonuçlar yani farklı galibiyetler; ama hemen ardından farklı mağlubiyetler dışında, hangi istikrarlı çizginiz vardır?
‰ Liderlik denilen şey kriz yönetimi ise kendinize 10 üzerinden 5 verebilir misiniz?
‰ Şampiyon olmuş Galatasaray kadrosunu dağıtıp yerine aldığınız Felipe, Pinto, Xavier, Revivo, Lukunku, Saar, Almaguer, De Boer vb. onlarca futbolcu ile hangi başarıyı yakaladınız? Yıllar sonra Galatasaray'ı Avrupa'nın dışında bırakmak da kariyerinize dahil midir?
‰ Kızınca el hareketi yaptığınız taraftarlar da pis-ilkel ve İsviçreli midir? Her küfür edilen "profesyonel teknik direktör" aynı şeyi mi yapmalıdır? Bu da liderlik sanatının doğasında olmalı mıdır?
‰ "Bütün sorumluluk benim" deyip, sonra "ismimin baş harfi bile yok" demek nedir? Dün, dün müdür, unutulmalı mıdır? Birlik-beraberlik açısından böyle mi uygun görürsünüz?
‰ Mızrak çuvala sığmayınca ne yapmalıyız? 6 numaralı oyunu mu denemeliyiz mesela? Acaba?

Şampiyonlar kendilerini motive ederler. Onlar birisi çıtayı yükseltsin diye beklemezler. Kendileri yükseltirler.
James Williams (Engelli Masa Tenisi Şampiyonu)


Haberiniz var mı?

1937'de ilk futbol maçı televizyon yayıncılığındaki yerini aldı. 1960 yılında ise ITV televizyonları, Birinci Lig takımlarından Blackpool ile Bolton Wanderers arasındaki maçı ilk defa naklen yayınladı. Maç çok sıkıcıydı ve 0-0 gibi bir skorla berabere bitti. Bunu gören ITV televizyonu yayını kesti. Gelecekte yapmak istediği canlı yayınları da iptal etti! 1964'te günün maçları BBC2 televizyonunda, Günün Maçı adıyla yayınlanmaya başlandı. Çok büyük ilgi görünce maç yayınları BBC1 kanalına alındı. Herhalde ITV televizyonu yetkilileri başlarını duvarlara vurmuştur!!!

***

Daum'la mı görüşüyorsun?
Futbolcularım, iyi olmasalar da onları oynatmak zorunda olduğumu biliyorlar. Futbolcu grubu arasında daha fazla rekabet kurabilseydim çok daha farklı olurdu.
(Jean Tigana)

Sayalım mı?
Hiçbir futbolcu penaltıyı bilerek ve isteyerek kaçırmaz. Lig maçı ve puan mücadelesi veriliyor, kim bu durumda penaltı olur da atarken centilmenlik gösterir. Bunun örneği var mı...
(Can Bartu - Hürriyet)

Ne kadar gerilere gideyim Abi?
Şöyle bir gerilere git bakalım Çulcu.
(Turgay Şeren - Akşam)

O zaten tek!
Alpay'ın Köln takımı için yapamayacağı şey yok. Kendisini bizim için ateşe bile atar. Alpay gibi bir futbolcu ve insan daha önce Köln'de görmedim!
(Köln Başkanı Wolgfgang Overath)

Plaket de verin!
Kuddusi Müftüoğlu'nu kutluyorum. Kendisi elle atılan bir golü gören ilk hakem!
(Galatasaray Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Gökşen)

Teşbihte hata olmaz!
Mart kedileri gibi hem öpüp hem bağırıyoruz.
(Gökmen Özdenak - Star)

Bedava terapi!
Canım sıkıldığında Hikmet Tanrıverdi'yi seyrediyorum, içim açılıyor.
(Bilgin Gökberk - Stadyum, TRT1)

Biz de anlamadık!
Adnan Aybaba: Ziya Abi, Gökmen Abi'yle sen Liverpool ile Bayern Münih'te oynasaydınız, biz burada bile oturamazdık.
Sabri Ugan: Ben ne demek istediğini anlamadım, Adnan.
(Telegol - Star)

Evraklar eksikmiş...
İsmail Ünal çok iyi bir insan ve Beşiktaşlı. Neden bu Fulya projesine "olur" demiyor anlamıyorum.
(Sinan Engin - Ve Gool, TV8)

Sus duymasınlar!
Hamburg memnun kalırsa sezon sonunda Ailton'un bonservisini opsiyonlu olarak 1.750 bin Euro'ya alabilirmiş!.. Ben söyleyeyim.. Almaz..
(Reha Muhtar - Sabah)

yakantop@gmail.com




SPOR
Elimize sağlık!
'Hiç fark etmez'
Avrupa şikâyetçi!
Fulya'da son darbe
Daum korkutuyor!
Trabzon 'oh' çekti: 3-1
Futbolun baronları
Belçika'da Çin mafyası itirafı
Almanlar dağıldı
'Türkiye bu tadı seviyor'
Ne bu şiddet, bu celal!
Torino'ya ilk gölge!
Kartal yıkıldı: 79-71
Orlando klasiği!
Haber turu...
Florya'dakiler, velileri ve toplantıları
Cendere yaz, ama gönderme!
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Bilgin GÖKBERK
Florya'dakiler, velileri ve toplantıları
Galatasaray artık bir futbol kulübü.
Nilay YILMAZ
Cendere yaz, ama gönderme!



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98
© 2006 Milliyet